|
AB DAĞILIYOR! |
Beklenen gerçekleşti... Fransa AB Anayasası’na “hayır” dedi. Fransa’da milli
hassasiyetin, milli egemenliğin, milliyetçiliğin galip geldiğini söylemek
mümkün… Hayır oyları, Fransızların ‘egemenliklerini AB ile paylaşmayacaklarını’
gösterdi. AB’nin ‘hayır oyları ile’ yaşadığı bu krizi kısa sürede atlatıp,
normale dönmesi hayli güç gibi görünüyor. Fransızların ‘hayır’ı diğer AB
üyelerinde yapılacak Anayasa oylamalarını da etkileyecektir. Diğer Anayasa
oylamalarından da ‘hayır’ çıkması sürpriz olmaz. Uzmanlara göre, ''hayır''
oyları AB'yi dağıtabilir. Beklediğimiz diğer bir gelişme de bu aslında; yani
AB’nin dağılması… Neden? Çünkü; AB, ömrünü tamamlamış bir oluşumdur. AB’nin
bugün ciddi ekonomik sorunları vardır, işsizlik oranı giderek artmaktadır,
ihracatı düşmektedir. Avrupa’da enerji kaynakları tükenmiştir. Uzmanlara göre,
2025’de Avrupa yeraltı kaynakları bakımından tamamen dışa bağımlı hale
gelecektir. Birbirleri ile olan ilişkilerinde siyasi sorunlar vardır, çekişmeler
vardır. Özellikle AB içerisindeki büyükler ile küçükler arasındaki sorunların
birkaç günde halledilmesini beklemek de saflık olur.
Türkiye’nin yaklaşık elli yıllık AB siyasetinin, AB serüveninin boşa gittiğini
söylemek için şimdi tam zamanı… Zaten hep söylüyorduk, ‘bu süreç, içi boş bir
süreçtir’ diye… Türkiye’nin sonu karanlık olan bu süreçten kurtulması en büyük
dileğimizdir. Bunun AB’nin dağılması ile gerçekleşmesi bizleri daha da mutlu
eder. Zira, yaklaşık elli yıllık süreçte Türkiye kendi egemenliği, bağımsızlığı
konusunda tavizlere zorlandı, hiçbir aday ülkenin maruz kalmadığı, kabulü güç
olan isteklerle, baskılarla karşılaştı. Bu süreçte AB’yi iç siyasette kullanmayı
amaç edinmiş yetersiz, teslimiyetçi hükümetler de Türkiye’nin AB kapısında zaman
ve güç kaybetmesine katkıda bulundular. Gümrük anlaşmaları ile Türkiye büyük
ekonomik zarara uğratıldı. Türkiye’nin parçalanması için hazırlanmış tuzaklar
‘AB üyeliği’ yolunda görmezlikten gelindi. Ege’de, Kıbrıs’ta taviz verildi,
Kerkük’te taviz verildi. AB istedi, teröristler bile affedildi. Bugün hala
bitmemiş bir terör sorunumuz varsa bu AB sürecinin Türkiye’ye ödettiği
bedellerden birisidir. AİHM’nin siyasi kararlarına bile boyun eğildi, Türkiye’yi
şikâyet eden kurum ve kişilere tazminat üstüne tazminat ödendi. Bizdeki
teslimiyetçiler, gerekirse AB yolunda egemenliğin bile paylaşılması gerektiğini
savunuyorlardı. Onun için Anayasa değişikliği bile yapmaktan çekinmediler…
Anayasa değişikliği ile uluslararası antlaşmalar Anayasa’nın üstüne çıkarıldı.
Parola ‘bir adım önde olmaktı’. Avrupa’nın şu an istemediği, ancak ilerde
istemesi muhtemel olan istekler bile yasalaştırıldı. Kıbrıs, Ege ‘bir adım önde
olmak’ adına satıldı. Adı, Kıbrıs’la özdeşleşmiş ‘Milli Kahraman Denktaş’
küstürüldü. Kerkük’te Türkmenlerin katline seyirci kalındı. Patrikhane’nin
başına buyruk hareket etmesi bile bu adamları rahatsız etmedi. Teröristbaşının
yeniden yargılanması, hatta serbest bırakılması talepleri bile rahatsız etmedi.
Bu sebeple Türk adaletine yapılan hakaret yutuldu.
Bir de üzerinde durulması gereken başka bir husus var… Hala Türk milleti bu AB
konusunda aldatılmaya çalışılıyor. Kimilerine göre; Anayasa oylamalarında ‘hayır
oyları’nın fazla çıkması Türkiye’nin AB sürecini etkilemezmiş. Sıkça bu durum
dile getirilmeye başlandı. Avrupa’dan da bu yönde açıklamalar geliyor. Tabi ki
Avrupa, Türkiye’nin umutsuzluğa kapılıp AB sürecine son vermesini istemiyor.
Fakat Türk milletine söylenmeyen şu; Anayasaya karşı çıkanlar Türkiye'nin
üyeliğine de karşılar. Ayrıca birlik dağılırsa süreç de kalmaz.
Türkiye’de AB yolunda Türkiye’nin tüm kazanımlarını bir kalemde silmek, AB’ye
teslim olmak isteyenler vardı. Bu teslimiyetçilere, mandacılara Fransız halkı bu
amaçla olmasa bile çok büyük bir ders verdi. Ders şu idi; egemenlik milletindir,
her şeyin üstündedir ve ne pahasına olursa olsun yabancı ellere teslim
edilmemelidir.
Biz Türkçüler, Türk egemenliğinin, bağımsızlığının devamı, Türk milletinin
varlığı, Türk devletinin sürekliliği için gücümüzün, sesimizin yettiği yere
kadar mücadeleye devam edeceğiz.
Tanrı Türk'ü Korusun!
Salur Beğ
1 Haziran 2005