|
AB ÜYESİ ÜLKELERİN GİZLENEN GERÇEKLERİ VE TÜRKİYE'YE UZAKTAN BAKIŞ |
Bu yazıyı, satılmış basın-yayın organları tarafından hayaller, rüyalar ülkesi
olarak tanıtılan bir AB ülkesinden yazıyorum. Nasıl rüyalarsa, kabustan farksız.
Satılmış basın-yayın organları AB ülkelerini öyle bir takdim ediyor ki, sanki
AB'ye girebilirsek ekonomi düzelecek, işsizlik ortadan kalkacak, herkesin evi,
işi, arabası olacak. Ne rüya ama. Acaba bu satılık insanlar AB ülkelerinde
nereye gidiyorlar? Yalnızca birkaç kişinin yaşadığı villalar bölgesinde mi
geziyorlar, yoksa beş yıldızlı otellerinden hiç mi dışarı çıkmıyorlar? Acaba
neden merak edip de o ülkenin insanlarının arasına karışıp gerçek yaşam
koşullarını izlemiyorlar? AB acaba kendi ekonomik çöküşünü, işsizlik sorunlarını
çözebilmiş mi ki bizim ekonomimizi düzeltebilsin?
Basın-yayın organları bizleri kandırmak için filmlerde gerek AB'yi, gerekse AB
üyesi ülkeleri mutluluk, bolluk, refah içinde gösteriyor, sanki gerçekmiş gibi.
İşsizlik, yoksulluk, kültürel yozlaşma gibi acı gerçekleri ise sanki o ülkelere
yabancı bir masalmış gibi anlatıyor.
Bilinçsiz insanlarımız ise filmlerde gördüğü, ya da satıldıkları ispatlanmış
köşe yazarlarının yazılarında anlatılan hayali yaşama ulaşmak için vatanını
peşkeş çekmeyi, şehitlerimizin akan kanını görmezden gelerek parçalanma
senaryolarını hayata geçirmeyi göze alıyor. Ne uğruna Sevr hortlatılıyor?
Yalnızca boş bir hayal uğruna.
AB üyesi ülkelere giden turist gurupları yalnızca güzel bölgelerde
dolaştırılıyor. Otel, tarihi alan, alışveriş merkezleri üçgeninde koşturan
turist gurupları olanlardan habersiz ülkelerine dönerek o ülkenin propagandasını
yapıyorlar. Halbuki o ülkenin insanlarının arasına girip yaşamış olsaydılar,
onların çektikleri yoksulluğu, yozlaşmayı, kültürsüzlüğü ve işsizlik çemberini
bizzat gözlemleseydiler; anında AB karşıtı olurlardı.
Evet; hem Amerika, hem de AB üyesi ülkeler çökmek üzere. Hatta bir çok açıdan
çökmüş durumdalar. Ne ekonomisi kalmış, ne de kültürü. Yeni bir kültür
yaratmışlar: Kültürsüzlük kültürü. Çıplaklık, ahlâksızlık, vurdumduymazlık ve
aptalı oynaya oynaya aptallaşma bu yeni Avrupa kültürüne damgasını vurmuş.
Almanya'da, İtalya'da, Fransa'da işsizlik son yılların en üst düzeyinde, her gün
kitlesel sayılabilecek şekilde işçiler işten çıkartılıyor. Son olarak İtalya'da
6000 kişi işten atılıyor. Almanya'da ise işçi sendikaları direnmeye çalışıyor.
Ama nafile. Ekonominin çöküşü ve artan işsizlik yabancı düşmanlığını da
arttırmış, başkent caddelerindeki duvarlar nazizm ve yabancı düşmanlığı
sloganlarıyla dolmuş.
Üniversite mezunları, yüksek lisans, doktora yapmış insanlar işsiz. Yalnızca
Almanya ve İtalya'da ekonomi kötü değil, Fransa ve İngiltere de aynı problemi
yaşıyor. Almanya nasıl Birinci Dünya Savaşı'nda Türkiye'yi de kendisiyle
birlikte çöküşe zorladıysa, bugün de AB aynı şekilde karşılığında hiçbir şey
vermeden kendi çöküşüne bizi sürüklüyor. Üyeliğe almayacağını, uyutup
oyalayacaklarını açıkça beyan ederek bizi de kendi peşlerinden götürüyorlar.
Kabahat onlarda değil tabi, bizi sözde yönetenlerde. AB daha ne yapsın,
amaçlarının bizi parçalamak olduğunu, bizi asla içlerine kabul edemeyeceklerini
gizlemiyorlar ki, açıkça söylüyorlar. Buna rağmen bizimkiler onların peşinden
koşuyor.
M. Ali Birand, Ertuğrul Özkök, Cüneyt Ülsever, Mehmet Altan gibi AB'den para
aldıkları belgelenmiş köşe yazarlarına soruyorum. AB'ye girince (ki böyle bir
şey olmayacak) vatan topraklarını, şehit kanlarını satma karşılığında bize
iş mi verecekler, aş mı verecekler, hoş geldin partisi düzenleyip "aman ne iyi
ettiniz de aramıza katıldınız" mı diyecekler? Artık maskenizi indirin, gerçek
yüzünüz ortaya çıksın. Hâlâ göremeyenler de anlasınlar nasıl vatan haini
olduğunuzu. İndirin maskenizi ve çekilin Türk milletinin önünden. AB'nin
işbirlikçisi olduğunuz gün gibi ortada. Ne kadar yüzsüzmüşsünüz ki hala
utanmadan bu milletin önüne çıkabiliyorsunuz? Ama unutmayın, aldığınız paraları
yemek size nasip olmayacak. Gün gelecek yüce Türk milleti sizi öyle bir
cezalandıracak ki neye uğradığınız şaşıracaksınız. Ali Kemal'den beter
olacaksınız. Tabi daha önce patronlarınız sizi cezalandırmazsa.
AB'ye Rumların, Ermenilerin büyük bir hırsla girmek istemelerini çok iyi
anlıyorum. Yarım kalan Sevr iştahlarını kabartıyor. Hazmedemedikleri yenilginin
rövanşını oynamak istiyorlar. Bu sürüye katılan kürtleri de anlıyorum.
Kendilerinin adam yerine konulmasına çalışıyorlar. Amerika nasıl Saddam'ı, Bin
Ladin'i, Taliban'ı dünyanın başına bela yaptıysa, şimdi de kürtleri bela yapmaya
çalışıyor. Gün gelecek kendi adamı olan Bin Ladin nasıl Amerika'yı vurduysa,
kürtler de vuracak. Aslında geçen yıl New York Times'da yazan bir gazeteci bu
tehlikeyi açıklamıştı. Kürtlerin yakın bir gelecekte Amerika'nın başına bela
olacağını açık bir şekilde ifade etmişti. Ne yazık ki Amerika günü kurtarma
uğruna kürtleri Türkler'in başına sarıyor, onları Türkiye'yi parçalamanın bir
maşası olarak kullanıyor.
Sonuçta bu kesimlerin AB sevdası normal. Çünkü Türkiye'yi parçalamanın en kısa
yolu ve de kolay yolu (Türklerin elinden savaşla kimse asla bir karış toprak
alamaz, ancak Bizans oyunlarıyla alabilirler. Tabi özümüze dönersek Bizans oyunu
da sökmez bize) AB üyeliği havucu. Gazetelerde yazılanları okumak çok acı.
Yok efendim sömürge valisi Verhugen Diyarbakır'a gitmiş, kürtçe pankartlarla
karşılanmış. Bırakın kürtçe pankartlarla karşılanmayı, Verhugen kim oluyor da
Türkiye topraklarında sömürge valisi gibi konuşma hakkı bulabiliyor? Fener Rum
patriğinin Türkiye'yi Bizanslaştırma çalışmalarına tepki gösterenler Rumlara
karşı ayıp ediyorlarmış!!! Bir gazetenin Avrupa baskısına göre Rumları zaten
kaçırmışız, bari bundan sonra sahip çıkmamız gerekiyormuş!!! Fener Rum patriği
Türk düşmanlığı yapmaktan, ekmeğini yediği ülkeye ihanet etmekten
utanmayacak, ben kendi ülkemi koruduğum için utanacağım, öyle mi? Bu kadarı da
fazla. Böyle bir yazıyı ne yazık ki adı Türk olan bir gazeteciden okuyunca daha
fazla üzüldüm. Kendi ırkını değil de Rum ırkını savunuyor bu yazar. Bizim
düşmana ihtiyacımız yok, zaten düşmanımız bize açıkça zarar veremez. İçimizdeki
hainler düşmandan daha çok zarar veriyorlar.
Biz Türklere ne oldu anlayamıyorum. Her şey ortada; kürtler bugün "daha fazla
hak istiyoruz" diye sokaklara dökülebiliyorsa, "Öcalan'a özgürlük" diye açıkça
gösteri yapabiliyorsa, Türk askerinin teröristlere karşı yaptığı mücadelenin
önüne canlı kalkan olmaya kalkışabiliyorsa, yarın da "bağımsız kürdistan" diye
sokaklara döküleceklerdir. Niye bunu Türk milletinin bir kısmı hâlâ göremiyor?
Bu kendini bilmezler şimdiden bağımsız kürdistan hayali kurmaya başladılar bile.
Gelelim AKP'nin AB sevdasına... Bu sevda inanılmayacak kadar aptalca bir sevda.
Bu partidekiler gerçekten mi bu kadar saflar, yoksa küçük bir çıkar uğruna safı
oynayarak sözde savundukları İslamiyet'i üç-beş kuruşa AB'ye mi satıyorlar?
Açıkça belirtiyorum, AKP dört elle sarıldığı, iç politikada sahtekarca
kullandığı İslamiyet'i satıyor. Türban kavgası yapan bu parti Müslümanlığı
ABD'ye, AB'ye, Vatikan'a ve Fener Rum patriğine peşkeş çekiyor.
Daha önce birkaç yazımda belirttiğim gibi; gerek Amerika, gerekse AB Türkiye'de
hıristiyan usulü bir Müslümanlık yaratmaya çalışıyor. Ne yazık ki Türk
milletinin bir kısmı da yönlendirildiklerinin farkında olmadan ortaçağ
hıristiyanlığının Müslüman sürümünün peşine takılmış gidiyorlar. Avrupa'dan bu
oyun daha iyi anlaşılıyor. Belki uzaktan bakmak olayları daha netleştiriyor.
ABD ve AB bizim dincilerimize ev ödevi olarak hıristiyanlığın simgesi haça
benzeyen bir siyasi simgenin Müslümanlık için yaratılmasını vermiş. Bizimkiler
de hemen türbanı bulmuşlar siyasi simge olarak. Konuyu biraz açarsak Avrupa
gerçekten çok dindar. Nasıl bir dindarlıksa, boyunlarına hıristiyan olduklarını
gösteren kocaman bir haç takarak dini problemlerini çözmüş oluyorlar. Haçı tak
ve kiliseye git, sonra istersen çıplak gez, her ahlâksızlığı yap önemli değil;
boynunda kocaman haç var ne de olsa. Bazıları işi iyice abartmış, çarmıha
gerilmiş İsa haçlarını takıyorlar boyunlarına, bileklerine, kulaklarına. Sonra
da neredeyse iç çamaşırlarıyla geziyorlar. Ne kadar soyunurlarsa, ne kadar
doğruluktan uzaklaşırlarsa boyunlarındaki haç da o kadar büyüyor,tıpkı bizde
türbanın, çember sakalın büyüdüğü gibi. (Samimi Müslümanlar bu açıklamamın
dışındadır. İslam'ı siyasete alet eden din tüccarlarından bahsediyorum)
Abartı gibi gelebilir ama gerçekten görüntüler yazdığımdan daha abartılı.
Hıristiyanlıkta yol bulunmuş, haç takmak yeterli. Bir de toplumdan kendini
soyutlamış kara çarşaflı rahibeler oluşturmuşlar (bizim İslamcılar ne kadar
ret etseler de kara çarşaf İslamiyet'e kiliseden gelmiştir)... Yani eğer
insanlar dine yönelmek istiyorlarsa, işi gücü bırakıp kiliselere gidiyorlar ve
misyonerliğe başlıyorlar. Ya da üniversitelerin teoloji bölümüne gidip rahip
olma yolunda ilerliyorlar. Bizdeki gibi İmam-Hatip'i bitirip başbakan olmak
istemiyor, veya vali, kaymakam, subay olmak da istemiyor. Dini eğitim alıyorsa
kilisede görev yapıyor. Demokrasiyi kullanıp, düzeni değiştirme planları
yapmıyor.
Avrupa'da siyasi simgeler gerçekten işe yarıyor. Türkiye'de ise haç yerine
türban simgesi yerleştirilme planı oldukça hızlı ilerliyor. Çevrenize şöyle bir
baktığınızda AB ülkelerindeki haç takan çıplaklar misali bizde de dinciler
başlarına türban takıp altlarına dar pantolonlar, kolsuz denebilecek kadar kısa
kollu ya da göbek açık giysiler, dar yırtmaçlı etekler giymeye başladılar. Plan
demek ki dış güçler tarafından oldukça başarılı uygulanıyor. Yeni bir tesettür
modası yaratıldı. Halbuki İslamiyet'teki tesettür dikkati çekmemek, maddiyattan
uzaklaşmak amacındaydı. Günümüzde tesettür modası ise daha fazla dikkati
çekmenin bir aracı olarak kullanılıyor. Nasılsa hıristiyanların boyunlarına haç
taktıkları gibi bunlar da türbanı başlarına takıyorlar ya, gerisi önemli değil.
Türbanla dini vecibelerini yerine getiriyorlar.
Hıristiyanlıkta haç, İslamiyet'te türban. Hızla oynanan oyunun son perdesine
yaklaşıyoruz. Ne yazık ki milletimiz AKP tarafından yaratılan sahte bir
İslamiyet'in peşine takılmış, kendi sonunu hazırlıyor. Dünyayı müslüman yapma
hayali kuranlar, dünyanın hızla hıristiyanlaştığını göremiyorlar. AKP ile
birlikte İslamiyet'te olmayan bir ruhban sınıfı yaratılmaya çalışılıyor. Başta
Tayyip Erdoğan olmak üzere dinci basın ve diğer AKP yöneticileri kendilerini
ruhban sınıfı olarak görmeye başladılar bile. İslamiyet adına vahiy gelmişçesine
yeni kurallar uyduruyorlar. Fetvalar çıkartıyorlar.
Amerika ve AB üyesi ülkeler Türkiye'deki bu gelişmeleri izleyerek doğru strateji
uyguladıkları için kimbilir kendilerini nasıl da kutluyorlardır. Artık Türk
milleti rahatça bölünmeden bahseder hale getirilmiş, kürtçe serbestçe konuşulan
bir dil olmuş, hatta ikinci resmi dil hâline getirme hazırlıklarına başlanmış.
Anayasa maddesi değiştirilerek "Türk Milleti" ifadesine ilave olarak "kürt"
kelimesi eklenmesi çalışmaları da var. Artık milletimiz satılmış basın-yayın
organlarının etkisiyle Türk'üm deme yerine Türkiyeliyim demeye başlamış. Daha ne
istesin Amerika ve AB? Türkiye'ye bir şey vermeden iliğine kadar Türkleri
sömürüyor, her istediklerini yaptırıyorlar.
Ama unuttukları bir konu var. Türklerin gerektiğinde kendilerini nasıl
toparlayıp nasıl kükrediklerini unutuyorlar. Evet Avrupa'dan bakıldığında
Türklerin durumu şu anda pek iç açıcı görünmüyor. Ama Tanrı'ya şükürler olsun ki
buraya gelmeden önce gerçek Türklerdeki o uyanışın kıvılcımlarını görebildim.
Üzerlerindeki ölü toprağının yavaş yavaş aktığını görebildim. Koyu bir AKP
taraftarı olan insanların nasıl Türklük savunucusu olmaya başladıklarını gördüm.
Tekrar umutlarım filizlenmeye başladı. Beynelminelcilerin bile K.K.T.C.
konusunda, kürtler konusunda silkinip kendine geldiklerini gördüm. Hiç
beklemediğim kişilerin "Biz Türk'üz, bizi çiğnemeden asla kürdistan kuramazlar"
diye öyle bir kükremeleri vardı ki, hâlâ kulaklarımda çınlıyor. "Biz Türk'üz,
ölümüz bile bu vatan topraklarını korumaya yeter" diye haykırıyorlardı büyük bir
coşkuyla. Hiç beklenmedik kişilerin bile damarlarına basıldığında Türklük
şuurları böylesine yükselişe geçiyorsa, demek ki biz hâlâ çok güçlüyüz. Türk
genleri gerçekten çok sağlammış. Türklük gerçekten çok güzelmiş. Türkiye'den
uzakta bu yozlaşmış kültürün içinde Tanrıya bir kez daha teşekkür ediyorum beni
Türk olarak yarattığı için...
Küntike
13 Eylül 2004