|
AHMEDİNECAD ZİYARETİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ |
15 Ağustos 2008 tarihinde, İran Devlet Başkanı Ahmedinecad Türkiye’deydi. Bu
elbette gayet normal bir olaydır. Bir devlet başkanı, bir başka ülkeyi ziyareti
edebilir. Fakat Ahmedinecad’ın bu ziyareti biraz alengirli oldu. Bir kere resmi
protokole uygun olarak, cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün kabri,
Anıtkabir ziyaret edilmedi. Bir diğer tuhaflık ise Ahmedinecad’ın ilk olarak
Türkiye’nin başkenti Ankara’ya değil, Osmanlı’nın son kalesi İstanbul’a
gelmesidir.
Bunlar tabi üzerinde uzun uzun kafa yorulacak işlerdir. Çoğu kişi bunları
teferruat olarak değerlendirse de, bu ayrıntılar, İran’ın bizi nasıl gördüğünü
ve tanıdığını ortaya koyması bakımından önemlidir. Üstelik Ahmedinecad,
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün daveti üzerine Türkiye’ye geldi. Bütün bunları
düşününce, insan şaşırıp kalıyor. Önce arap şeyhleri, şimdi de Ahmedinecad.
Unuttuğumuz sanılmasın daha birkaç ay öncesine kadar arap şeyhleri Türkiye’yi
ziyaret etmişti ve koca Cumhurbaşkanı kalkıp bu şeyhlerin yanına gitmişti.
Ahmedinecad, Türkiye’yi ziyaret etti ama Anıtkabir’e gitmedi. Şimdi bundan sonra
gelen diğer devlet temsilcileri de Anıtkabir’i ziyaret etmek istemediğini
söylerlerse ne olacak? Ahmedinecad’a uygulanan bu imtiyaz onlara da uygulanacak
mı? Uygulanırsa nerede kaldı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin resmi protokolü?
Uygulanmazsa Ahmedinecad’ın farkı ve üstünlüğü nedir ki bizim resmi politikamızı
ve yasamızı çiğneyebiliyor? Bu, akıl ve mantık işi midir?
Anıtkabir’i ziyaret etmeyen Ahmedinecad, gelir gelmez Sultanahmet’te Cuma
namazına koştu. Acaba bunun sebebi nedir? Dileyen dilediği yerde dilediği
ibadeti yapar, karışmak haddimize değil. Fakat Türk devletinin resmi protokolünü
çiğneyip, kendi ülkesinin resmi kurallarını (Cuma namazına gitmek) bizim
ülkemizde uygulayınca insan sinirleniyor. Acaba biz onun ülkesine gidip
Humeyni’ye küfür etsek tepkisi ne olur? Bizim kurtarıcımıza, Atatürk’ümüze
saygısızlık yapan bu İran mollası, aynı şey kendi taptığı adama yapılınca ne
hissederdi çok merak ediyorum. Ama bunu yapacak kararlı ve cesur yönetici bizde
nerede?..
Bir insan, bir toplum, bir ülke veya bir oluşum ancak kendi saygınlığını kendi
yaratabilir ya da kendisini yine kendisi rezil edebilir. Ahmedinecad’ın ülkemizi
ziyaretinde de bir kendimizi rezil ettik. Evet, açık açık bütün dünyaya
kendimizi rezil ettik. Herkes bizi, Ahmedinecad’a muhtaç bir ülke olarak gördü.
Hem onu biz ülkemize davet ettik, bu yetmedi bir de onu ikna edebilmek için
kendi kendimizden taviz vererek Büyük Önder Atatürk’ün kabrini ziyaret
etmemesine göz yumduk, eyvallah dedik. Bunu yapan, bizden başka bir ülke
hatırlamıyorum ben. Acaba hatırlayan var mı?
Bir kişinin
kendine saygısı olmadı mı, hiç kimse ona saygı duymaz. Kendi ülkesinde, Arap
şeyhlerinin huzuruna gelen, onlara saygıda kusur etmeyen, dilek ve arzularını
soran, sonra gidip elin mollalarını ülkeye davet eden ve molla istemiyor diye
devletin resmi ziyaret protokolünü çiğneyen ve çiğneten, kendi ülkesine düşman
olduğu aşikâr olduğu hâlde bu düşmanlara ağzını açıp çıt çıkaramayan insanlara
da, bunların yönettiği ülkeye de hiç kimse saygı duymaz. Böyle bir ülkeye ve
yönetime saygı duyulmasını beklemek, bir papağanın havada uçaktan hızlı uçmasını
beklemeye eş bir budalalıktır.
Daha birkaç gün önce yanı başımızda ibretlik bir olay yaşandı. Gürcistan, bir
sabah durup dururken Osetya’ya saldırdı ve şehri ateş altına aldı. Rusya bu
duruma çok sinirlendi ve Amerika’nın bütün uyarılarına rağmen yerinde duramadı
ve doğru savaş bölgesine gidip Gürcistan’ı Osetya’dan çıkardı, geri püskürttü.
Sadece püskürtmekle de kalmayarak kendi yurdunda Gürcistan’ın tepesine çöktü ve
Gürcistan’ı kelimenin tam mânâsıyla mahvetti, dağıttı. Rusya bunu yaparken
hiçbir ülkeden icazet almadı, hiç kimsenin gönlünü almaya da çalışmadı. Sadece
uluslar arası camiada kendi karizmasını ve kararlılığını göstermek istedi.
Nitekim bunu başardı.
Peki bizim yöneticilerimiz neden yapamıyor bunu? Diğer ülkeler karşı çıksa bile
bizim için doğru ve iyi olanı neden görüp uygulayamıyorlar? Amerika, Rusya’ya da
uyarıda bulunup Gürcistan’a dokunmaması gerektiğini söylemişti ama Rusya bu
uyarıya hiç aldırmadı. Derhal girip Gürcistan’ı vurdu. Rusya’ya uyarı yapan
Amerika da bu durum karşısında hiçbir şey yapamadı. İşte biz de, Amerika’nın
sözlerine aldırmadan doğru bildiğimizi uygularsak hiçbir sorun çıkmayacaktır.
Son yaşanan Rusya – Gürcistan savaşı bunun en açık bir örneğidir.
Gerçi şöyle bir durum var; Rusya’nın başında bulunan kişi, Rusya’daki devlet
yönetim rejimini benimsemiş bir kişi. Yani adamın devletle ve rejimle bir sorunu
yok. Oysa gençlik yılları, rejime muhalefet ettiği için hapishanelerde geçenler
eğer devleti yönetmeye başlarsa, sonumuz elbette böyle hüsran olur. Hangi
gelişmiş ülkede böyle bir olay vardır? Hangi büyük ülkede, rejim karşıtı olduğu
gerekçesiyle hapse atılanlar, hapisten çıkıp devlet başkanı olmuşlardır? Böyle
bir olayı tarih kaydetmiş değildir. Maalesef bizde olmuştur ve sonuç ortadadır;
şeyhlerin şıhların önünde hazır olda bekleyen, şah zamanında tımarhaneye tıkılan
İran mollalarını ülkesine davet eden ve onlar gücenmesin diye devletin resmi
protokolünü hiçe sayan bir yönetim anlayışı hakim olmuştur. Bu hâlden kurtulmak
bugün için pek mümkün görünmemektedir. Tek kurtuluş yolu, Atatürk ilke ve
devrimlerini sözde değil özde özümsemiş, vatansever ve milliyetçi bir yönetim
anlayışının, geçmişi ve sicili temiz kişiler aracılığıyla iktidara gelmesidir.
Akılsız başın cezasını ayaklar çekermiş. Fakir fukaraya üç beş torba kömür
vererek iktidar olanların cahilliğinin faturasını da, bu ülkenin çağdaş ve uygar
insanları ödüyor. O hâlde ortada büyük bir haksızlık vardır. Elin cahil mollası
gelip bu ülkede, bu ülkenin insanlarını aşağılıyor. Emekli Cumhurbaşkanımız
Ahmet Necdet Sezer zamanında adam yerine konulup muhatap olunmayan yobazlar,
bugün artık resmi davetle ülkemize buyur ediliyor ve bunları ikna edebilmek
için, devletimizin kurucusu Yüce Komutan Mustafa Kemal’in hatırasına saygısızlık
ediliyor.
Siz gelin de böyle aciz, zayıf ve korkak insanlara, gücü sadece kendi
vatandaşına yetenlere saygı duyun. Bunlara, kendi vatandaşları bile saygı
duymuyor ki nerede kaldı elin yabancıları saygı duysun…
Altı yıldır çekilen bu çilenin artık sona ermesi ve Arap bedevileriyle
gurursuzca ve taviz verilerek değil, uygar dünyayla kararlı, onurlu ve Türk gibi
bir duruşla işbirliği yapılması ümidiyle…
Buğra Şad
16 Ağustos 2008