AKP LİMANLARIMIZI VE HAVAALANLARIMIZI AMERİKA'YA TESLİM ETTİ!


Her zaman yapıldığı gibi ortaya bir havuç atıldı, millet bu havuçla oyalanırken AKP de istediği tebliği gizlice yayımladı. Türkiye zina tartışmasına öylesine odaklandı ki, Dışişleri Bakanlığı'nın "Türk liman ve havaalanlarının ABD'nin kullanımına verilmesi" ile ilgili tebliğ çıkartması kimsenin dikkatini çekmedi. Aynı zamanda Türk Ceza Kanunu'ndaki Türklüğe zarar verecek maddeler gözden kaçırıldı. Hatta hiç tartışılmadı bile. Bu aykırı kanunlardan en önemlisi hükümetin AB ve ABD'li patronlarının dayatması ile T.C.K.'na eklenen soykırım maddesidir.

Zina tartışmasıyla milletimiz iki ayrı kampa bölündü: Zina kanununu destekleyerek Türk milletinin namusunu koruduğunu düşününler ve zina kanununa karşı çıkarak kadınların namusunu kurtardıklarını düşünenler. Sonuçta bu iki grup da onurumuzun, namusumuzun AB ile Amerika'ya ve de Araplara üstüne para verilerek satıldığının farkında değil. Türklerin namusunu korumak ne AKP, ne de AB ve Amerika için önem taşımaz. Hatta zina kanununun eklenmesi bu bağlamda onlar için riskti. Bir çok milletvekillerinin ve parti yöneticilerinin imam nikahıyla birkaç kadınla evlilik yaptığı düşünülecek olursa, bu kanun çıktığında önce AKP milletvekillerinin ve parti üyelerinin zina suçundan yargılanması gerekirdi.

Zina kanunuyla bağlantılı çıkartmayı düşündükleri kanun tasarısını T.C.K.'na ilave etmeyi başarabilselerdi zina kanunu işlerine yarabilirdi. İslam hukukunu Türk hukukuna eklemeyi düşünen AKP imam nikahıyla birden fazla kadınla evliliği yasalaştırmaya çalıştı. Bu çalışma ortaya çıkınca imam nikahı tasarısında geri adım attılar. Amerika ve AB ülkelerinin de Türk kadınının namusuyla ilgilendikleri yok. T.C.K.'nda yer alan maddeler onlar için önemliydi. Sevr arzusuyla yanan bu güçler Sevr'e götüren her adımı çok iyi değerlendiriyorlar.

Sonuçta milletimiz özellikle ortaya atılan zina tartışmasıyla uyutulup oyalanırken Dışişleri Bakanlığı satılmış basın-yayın organlarının desteğiyle liman ve havaalanları ile ilgili tebliği kimsenin haberi olmadan yayımlayıp yürürlüğe koydu. Basın-yayın organlarının AKP'ye desteği ise Türkiye gündeminin zina tartışmalarından ibaret hâle getirilmesiydi.

Bu tebliğ ABD'ye ait destek hamulesinin (yüklerinin) ithal-ihraç ve ülke içine nakline ilişkin esasları düzenliyor. Dayanak noktası ise "6375 sayılı yasayla tasdik olunan 19 Haziran 1951 tarihli Kuzey Atlantik Anlaşması'na taraf devletler arasında kuvvetlerin statüsüne dair sözleşmeye (NATO-SOFA) uyulacaktır" şeklindeki hükümdür.

Tebliğ bağlamında Amerika'nın hizmetine verilen silah, mühimmat, ana teçhizat kalemlerinin giriş ve çıkışları için tahsis edilen yedi liman ile altı havaalanı aşağıdaki gibidir:

Limanlar: İstanbul, İzmir, İskenderun, Yumurtalık, Antalya, Aksaz/Karaağaç, Ağalar.

Havaalanları: Ankara Esenboğa, İstanbul Atatürk, İzmir Çiğli, Adana İncirlik, Antalya Aksaz/Dalaman.

Tebliğe göre, gizli olan silahların ithali ve Türkiye içinde bulundurulması için ön izin, Türkiye'den ihracı için ise ön bildirim yeterli oluyor.

Limanlarımızın, hava alanlarımızın ABD'nin kullanımına açılması yetmiyormuş gibi daha fazlası için ABD yetkilileri Ankara'da pazarlığı devam ettiriyorlar. Bu pazarlığın yıl sonuna kadar süreceği tahmin ediliyor.

Bu tebliğe göre ABD 1980'lerde Türkiye'ye devrettiği Belbaşı Sismik Araştırma İstasyonu'nu da modernleştirerek geri alıyor. Ne amaçları olabilir acaba? Bu konuyu da düşünmek gerekir.

Peki AKP hükümeti NATO sözleşmesine uymayan bu tebliği sahtekarlık yaparak niçin yayımladı? Neden ABD bu limanları ve hava alanlarını geniş yetkiyle sanki kendi topraklarındaymış gibi bu kadar çok kullanmak istiyor? Irak için desek, bu cevap mantıksız olur. Çünkü Irak için mühimmatı Basra ve Irak'ta oluşturduğu üslerden rahatlıkla karşılayabiliyor. Irak için olamayacağına göre akla B.O.P. (Büyük Orta Doğu Projesi) geliyor. Unutmamak gerekir ki B.O.P. kapsamında düzenlenecek ülkeler arasında Türkiye'nin de adı geçiyordu.

Erdoğan'ın ABD'ye davet edilmesi kurt ile kuzu hikayesine benziyor. Kurt, kuzuyu ayağına kadar çağırıyor. Ama nerede Erdoğan'da o kapasite? Bu daveti iç siyasette ve kendi aşağılık kompleksini gidermede kullandı. G-7'ler gibi belirleyici ülke sıfatında davet edildiği yalanına kendisi bile inandı.

Amerikan Başkanı Bush'un Boğaz Köprüsü'nü içine alan manzarada konuşma yapmasının bir anlamı vardı. Taşları yerli yerine oturtunca olay daha net bir şekilde ortaya çıkıyor.

Amerika'nın Türkiye'ye yerleşme planlarını hızlandırma kararı acaba B.O.P.'ni hızlandırma düşüncesi nedeniyle mi alındı? Bu kadar silah ve mühimmat Irak için olamayacağına göre İran ve Suriye için olabilir, aynı zamanda Kafkaslar'da sınırların yeniden belirlenmesine de yardımcı olabilir. Son zamanlarda yapılan açıklamalara bakıldığında İran konusunda sertleşmeler daha fazla dikkati çekiyor. İsrail Şam'da Hamas liderine açıkça suikast düzenleyebiliyor. Orta Doğu iyice kaynamaya başladı. Aslında ne zaman duruldu ki? İran ile ilgili tehditler yoğunlaşmaya başladı. Hatta yabancı bir gazetede -İsrail gizli servisi MOSSAD'dan haber aldığını belirterek yazılmış- İsrail ve Amerika'nın İran'ı Türkiye üzerinden vuracağı açıklanmıştı. ABD'nin Kafkaslar üzerindeki planlarını göz önünde bulunduracak olursak Ermenistan'ı "Kafkaslar'ın İsraili" yapma isteği aleni şekilde ortaya çıkar. Silahlarla mühimmatlar Türkiye'de kalacak; ABD zamanı geldiğinde İran, Suriye ve Kafkaslar'daki sınırları Türkiye'den belirleyecek ve açıklanan planlar doğrultusunda bu silahlar kullanılacaktır. Bizim için sorun, Türkiye'nin de bu şekillendirme çalışmalarının içinde olmasıdır.

Amerika'nın sağı solu belli olmaz. Türkiye'yi üs olarak kullanarak şekillendirme işini İran ve Suriye'den başlatabileceği gibi, fikir değiştirerek Türkiye'den de başlatabilir. Önce Türkiye'yi halledeyim, işimi bitirdikten sonra rahat, rahat diğer ülkelerle uğraşırım da diyebilir.

Son zamanlarda AKP hükümetinin de işbirliğiyle Türkiye'yi çökertme planları oldukça ilerlemiş durumdadır fakat aynı zamanda Türkler arasındaki bilinçlenme de artıyor. İnsanlarımız eskiden hoşgörüyle baktıkları, sevdikleri sanatçı bozuntularını kürt oldukları için artık sevmemeye, dinlememeye başladılar. Nerede birkaç Türk'ün sohbetine denk gelsem, hep aynı konuların tartışıldığına şahit oluyorum. "Üzerimizdeki bu ölü toprağını nasıl atabiliriz, kürtleri nasıl durdurabiliriz" tartışmaları yapılıyor. Basın-yayın organlarının satıldığını; Hasan Cemal, Mehmet Ali Birand, Cüneyt Ülsever, Ertuğrul Özkök gibilerin Türk kanı taşımayan ABD memurları olduklarını birçok kişi artık kabul ediyor . Evet, Türk milleti arasında uyanma başladı. İşte bu nedenle Amerika bölgesel şekillendirme programında değişiklik yaparak Türkiye'yi öne alabilir.

Kendi kalesine bu kadar gol atan bir başka hükümet yoktur. AKP kendi ülkesini parçalayacak kanunları kendisi çıkartıyor. Kendi ülkesini vuracak silahları kendisi ülkeye sokuyor. Çok sevdiği Arapları, ümmet kardeşlerini vuracak silahları kendisi davet ediyor. Böylesi görülmemiştir.

Dışişleri Bakanlığı'nın yayımlayarak yürürlüğe koyduğu tebliğ gerekli kurumlarca acilen incelenerek iptal davası açılmalıdır. Bu konuda Türk milleti bilinçlendirilmeli, gerekirse sokaklara dökülmelidir. Dinci kesime birşey demiyorum. Onlar ancak Arap kardeşleri için sokaklara dökülürler. Kendi soydaşları Türkmenler için acaba neden hiç biri sokaklara dökülmüyor? Türkmenler Hıristiyan Türkler olsa hadi ümmetçilik nedeniyle onları desteklemiyorlar diye düşüneceğim. Ama Türkmenler de, uğruna kafalarına Arapça yazılı bantlar takarak ve ellerine yeşil Arap bayrakları alarak sokaklara döküldükleri Araplar gibi müslümanlar. Neden Türkmenler için hiç sesleri çıkmıyor?

Şuurlu Türklerin sayısı her geçen gün artıyor çünkü artık gerçeklerin farkına varıyorlar. Ama daha hızlı olmalı, daha çok Türk bilinçlenmeli. Her geçen gün aleyhimize işliyor. Artık kimsenin onurumuzla oynamasına izin vermeyelim. Şehit kanıyla sulanmış vatan topraklarını birkaç vatan haininin kişisel çıkarları, aşağılık kompleksleri nedeniyle düşmanlara peşkeş çektirmeyelim. Sesimizi daha fazla duyuralım ve Türklük aleyhindeki faaliyetleri yakından takip edip milletimizi haberdar edelim.

***

Sanırım benim gibi pek çok kişinin dikkatini son günlerde moda yapılan "Osmanlı" kelimesi çekmektedir. Osmanlı Kuyumcusu, Osmanlı Tulumbacısı, Osmanlı Simitçisi, Osmanlı Pastanesi, vb. ile Erdoğan'ın Amerika gezisi sırasında "Son Osmanlı" unvanını taşıyan padişah torunuyla görüşme yapması, ATV'de Ali Kırca'nın Osmanlı veliahtıyla konuşuyormuş gibi davranması (seyirci tepkileri nedeniyle program yarıda kesildi) sebepsiz değil. Bunlar Türkiye üzerine oynanan oyunların bir parçası. Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkarak yerine ABD denetiminde kukla bir Osmanlı kurmak amaçlanıyor. Önce insanları isimlerle alıştırıyorlar, tıpkı kürt kültürsüzlüğünü de televizyon dizileriyle, sinema filmleriyle ve şarkıcılarla Türkler'e şırıngalamaya çalıştıkları gibi...

Osmanlı eğer başarılı olsaydı, kaybettiğimiz topraklar bugün bize ait durumda olurdu. Kerkük'te Türkmenler ölmez, varlıkları ellerinden alınmazdı. Yunanistan'daki Türkler azınlık konumuna düşmez, adalar bizde kalırdı. Osmanlı gelmiş, misyonunu tamamlamış ve yıkılmıştır. Artık diriltilemez. Milletimizin bunu anlaması gerekir. Diriltiriz diyenler yalan söylüyorlar. Türkiye'yi Cumhuriyet öncesindeki hasta adama dönüştürerek yarım kalan hayallerini tamamlamak istiyorlar. Osmanlı peşinde koşmak, Laik Cumhuriyet'in ve Türk egemenliğinin kaybedilmesi demektir.

Küntike

29 Eylül 2004