ATATÜRK TÜRKİYESİ'Nİ GERİ İSTİYORUZ


Türkiye'yi, damarlarında taşıdığı Türk kanının asaletiyle yüreğinde yaşattığı Türklük sevgisi ile gururunu "Bir Türk dünyaya bedeldir" sözüyle tüm cihana karşı haykıran Başbuğ kurdu ve ümmetçi, mozayıkçı kesimlerin arzuladığı "Anadolu Cumhuriyeti" adını değil, kurucu aslî unsurun ismini verdi. Kendisine de ATATÜRK, yani Türklerin Atası adını aldı.

"Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk Milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır" diyerek Türk Dili Tektik Cemiyeti (bugünkü adıyla Türk Dil Kurumu)'ni kurduran ATA Arapça ile Farsça'nın etkisinde kalan Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek için elinden gelen gayreti gösterdi.

"Büyük devletler kuran ecdadımız büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur. Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır." sözünün ardından faaliyete geçirdiği Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti (bugünkü adıyla Türk Tarih Kurumu) ile yeni nesillere şanlı maziyi öğretmeyi hedefledi.

ATA, sadece Türkiye'de yaşayan Türkleri değil, Doğu Türk Elleri'ndeki Türkleri de düşündüğü için resmi amblemi Bozkurt olan Türkiyat Enstitüsü'nü açtırarak Rus esareti altında bulunan soydaşlarımızın sosyal, demografik, politik, ekonomik ve kültürel durumları hakkında araştırmalar yaptırdı. ATATÜRK'ün en büyük ülküsü olan fakat 1938'den beri hiç telaffuz edilmeyip yeni Türk nesillerinden saklanmaya çalışılan "Büyük Türk Devletleri Birliği" düşüncesi ise ayrı bir yazımızın konusu olacak.

ATA bunlarla da yetinmedi, sonradan Ankara Üniversitesi Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi'ne bağlanarak Antropoloji ve Etnoloji Enstitüsü adını alan Türkiye Antropoloji Tetkikat Merkezi'ni kurdurup Türk Irkı'nın fiziksel özelliklerini belirlemek amacıyla bilimsel çalışmalar başlattı. Türkiye'nin on değişik bölgesinde, yaklaşık 60 bin kadın ve erkek üzerinde yapılan incelemelerde sefalometri (kafatası ölçümü)'ye ağırlık verildiği için o dönemin komünistleri "kafatasçılık" lafını icad ettiler, Türk milliyetçilerine saldırmak için kullanılan bu kelime günümüze kadar geldi.

Ressam Ratıp Tahir Burak'a tarafından yapılıp Maarif Vekâleti (bugünkü adıyla Milli Eğitim Bakanlığı)'nin girişine konulan Ergenekon'dan Çıkış tablosu, üzerinde Bozkurt resmi bulunan paralar ve posta pulları, Bozkurt marka sigara ve Bozkurt adını taşıyan yolcu gemisi ATA'nın isteği üzerine var olmuştur.

Tüm bu hususlardan da açıkça anlaşılacağı gibi Türkiye Cumhuriyeti'ni bir Türkçü kurdu ve devletin temel yapısı Türkçü düşünce esasına göre şekillendirildi.

ATATÜRK Osmanlı olarak doğdu, Türk olarak öldü... Ömrünü Türklüğün yücelmesine adayan Ulu Başbuğ'umuzun bizlere bıraktığı miras Laik Türkiye Cumhuriyeti ile Türk İnkılâbı'nın yanısıra yüreklerimizde yanan Türklük ateşidir.

***

"Ne mutlu Türk'üm diyene!" sözünün sahibi ATATÜRK, Türkiye'de yaşama hakkına yalnızca kendisini Türk kabul edenlerin sahip olduğunu ifade etti. O'nun zamanında kürtlerin ve diğer etniklerin adı bile anılmıyordu.

ATA'nın sağlığında birileri ortaya çıkıp kürtler için ayrı haklar talep etme cesaretini gösterebilir miydi?

Türklüğü hiçbir şekilde kabullenmeyip kendisini kürt olarak tanımlayan, aleni bir şekilde kürt milliyetçiliği yapan kişiler siyasi parti kurabilir miydi, meydanlarda kürtçe nutuklar atabilir miydi, belediye başkanı, milletvekili olabilir miydi?

Yollarda sokaklarda kürtçe şarkılar çalınabilir miydi, -o dönemde televizyon olmadığı için- radyoda kürtçe yayın yapılabilir miydi, kürtçe kursları açılıp kürtçe eğitim verilebilir miydi?

Kürt isyanı çıkaran Şeyh Said ile avenesini Diyarbakır surlarında sallandıran, Tunceli'de isyan eden kürtlerin tepesine bomba yağdıran ATA bugün yaşıyor olsaydı, PKK diye bir kürt terör örgütü var olur muydu?

ATA başımızda olsaydı, "Avrupa Birliği'nin isteği üzerine Abdullah Öcalan çok yakında serbest bırakılacak" endişesini taşır mıydık?

ATA'nın yönettiği ülkede; Diyarbakır, Tunceli, Bingöl, Mersin gibi kürt nüfusun ağırlıkta olduğu illerimiz resmen olmasa bile fiilen merkezden kopma noktasına gelir miydi?

Askerini her zaman koruyup kollayan ATA, Korkut Eken gibi bir yağız yiğidi cezaevine koyan ama Zanaların serbestçe dolaşmasına izin verenlerin suratına elinin tersiyle bir şamar indirmez mıydı?

ATA'nın yurda baş olduğu dönemde ümmetçiler, şeriatçılar, tarikatçılar; yani laik cumhuriyet düşmanı irticacılar bir ahtapot gibi devleti sarmış mıydı?

Hepsinden de önemlisi, ATA bugün yaşıyor olsaydı, tarih sayfalarını şereflendiren asil Türk Milleti Avrupa Birliği kapılarında emir kulu haline getirilip tüm dünyaya rezil edilir, küçük düşürülür müydü?

1923 yılında ekonomik açıdan bugün olduğumuzdan çok daha zayıf bir durumdaydık, uzun yıllar süren savaşlar sonunda Türk'ün tüm maddi kaynakları tükenmiş, yurdu talan edilmişti. Ülkeyi yeniden kurmaya başladık ama kimseye bel bağlamadık, Türk Gücü'nün devreye girmesiyle birlikte kendi çabalarımızla düzlüğe çıktık. ATA büyüklüğüne yakışanı yaparak yok olup gitmiş Osmanlı Devleti'nin dış borçlarını bile üstlenip ödedi. Bugün IMF'ye avuç açtıkları için ülkemizin iç işlerine yabancıların müdahale etmesine sebep olanların tarih bilgisi yok mudur?

Türk Milleti, Başbakan Erdoğan'ın Bush ile yaptığı görüşme esnasında Bush'un bacak bacak üstüne atmasının ardından aynı hareketi tekrarlamasını "millî başarı" kabul edecek kadar ezik bir psikoloji içerisine sokuldu. ATATÜRK yabancı devlet adamları ile yaptığı görüşmeler sırasında sadece kendisi bacak bacak üstüne atar, diğerleri sustalı maymun gibi beklerdi. Nerden nereye geldiğimize aldırmadan utanılacak halimizi başarı diye sunmaya çalışıyorlar.

Amerika izin vermediği için savaş esnasında burnumuzun dibindeki Kuzey Irak'a asker sokamadık, Türkmenler'e sahip çıkamadık. Mehmetçiklerimizi peş peşe şehit eden PKK'lı kürt teröristlerin yeri bellidir, Kandil Dağı'nda toplanmış durumdalar fakat kucağına düştüğümüz Avrupalılar ile Amerikalılar izin vermediği için dağa bir operasyon düzenleyip bunların kökünü kurutamıyoruz. ATATÜRK başımızda olsaydı, bir yere asker göndermek, düşmanı yok etmek için birilerinin iznini mi beklerdi? Kurtuluş Savaşı için kimden izin almıştı ki?

ATA'nın zamanında tüm dünya Türk'e saygı gösterirdi. Bugün ise Türkiye Cumhuriyeti'nin diğer ülkeler ve milletler nazarında beş kuruşluk itibarı kalmamıştır. Canı isteyen, Türk Askeri'nin kafasına çuval geçirmektedir çünkü hesap sorulmayacağını biliyor, nitekim sorulmuyor da... Afrika'daki Mozambik Cumhuriyeti bile Türklere vize uyguluyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde Türk Lirası'nın değeri yoktur, bankalar dahi kabul etmiyor. Bir Türk, yabancı bir ülkede otele gittiğinde kredi kartından en az 1000 dolar depozito çekilmeden oda verilmiyor çünkü yiyip içip kaçacağı zannediliyor. Oysa ki aynı otelde bir Arap'ın kredi kartından sadece 250 dolar depozito çekiliyor. Yüzyıllar boyunca buyruğumuz altında yaşayan Araplar bile bugün uluslararası alanda bir Türk'ten çok daha itibarlı durumdalar.

Ülkemizin beş yıl sonra nasıl bir durumda olacağı belli değil. Avrupa Birliği Aralık ayında müzakere tarihini verecek, hemen ardından da Türkiye'nin güneydoğusu ile ilgili isteklerini gündeme getirecek. Bizi Avrupa Birliği'ne almak gibi bir niyetleri asla yoktur, fakat müzakere tarihini verecekler ki iyice kucaklarına oturalım, her istediklerini yerine getirelim. Çok değil, en geç bir yıl sonra satılmış basının mandacı köşe yazarları "Güneydoğu'yu kürtlere verelim, kurtulalım" fikrini tartışmaya başlayacaklar. Türk toplumu üzerinde psikolojik harbin her türlü unsuru uygulanacak, afyonlama yapılarak halkın Avrupa Birliği uğruna Güneydoğu'yu gözden çıkartması sağlanacak, tıpkı Kıbrıs'ın gözden çıkartılmasının sağlandığı gibi... Uygun psikolojik ortam tesis edildiği zaman da hükümet bu konuyu açıkça dile getirecek. Peki bu durum karşında ne yapacağız? Kendini "ulusalcı güçler" diye adlandıranların tek yapabildiği, birkaç bin kişiden fazlasının katılmadığı yürüyüş ve mitingler düzenlemekten ibarettir. İyi güzel de, bizi bekleyen sorunların bu şekilde üstesinden gelemeyiz ki?

ATATÜRK, bir askerdi. Her alanda başarılı oldu. O'nun zamanında Türk Milleti yukarıda sıraladığımız rezaletlerin hiçbiriyle karşılaşmadı; gururuyla, şerefiyle yaşadı.

Biz Türk Gençliği ATATÜRK Türkiyesi'ni geri istiyoruz; bu isteğimizin gerçekleşebilmesi için görev ATA'nın askerlerine düşmektedir. Türkçü Gençlik olarak Türk Silahlı Kuvvetleri'nin her zaman yanındayız; bugüne dek her eylemini kayıtsız şartsız desteklediğimiz gibi bundan sonra da destekleyeceğiz. Şeriatçı, tarikatçı, Türk-islam sentezcisi, entel, liboş, mandacı, teslimiyetçi, devşirme, dönme, AB ve ABD yandaşı, kürtçü, mozayıkçı, sosyalist, hortumcu, vurguncu kesimler askeri müdahaleyi bir kabus gibi görüyorlar ama biz Türk'üz, Türkçüyüz, kendi ordumuzdan çekincemiz yoktur.


14 Haziran 2004