|
AVRUPA BİRLİĞİ ALDATMACASI |
Son günlerde bazı AB sevdalılarının, Türkiye'nin milli onurunun ayaklar altına
alınmasına aldırmadan "Artık Avrupalıyız!" çığlıkları atmaları, tepinmeleri,
bana çok sevdiğim bir dostumun unutamadığım bir konuşmasını ve verdiği örneği
hatırlattı. Bu dostum, bir sohbet esnasında bana şöyle demişti:
"Geçenlerde eski kitaplarımdan birini karıştırıyorum. Kitabın bir köşesine büyük
harflerle şöyle yazmışım; 'DENİZ ANASI OLMAYACAĞIM.' "
Şaşırdım. "Ne demek deniz anası olmamak?" dedim.
Açıkladı:
"Deniz analarının aslında yön tayin etme özellikleri yoktur. Dış kuvvetler
nereye isterse yani denizdeki dalgalar nereye götürürse oraya gider. Güçlü bir
dalgaya deniz anası direnemez. Ben de herhalde 'deniz anası olmayacağım' derken
kendi yönümü kendim tayin edeceğim, başkalarının benim geleceğime müdahale
etmesine göz yummayacağım, demek istemişim. O yazı, o kitapta kalmış. Böyle bir
yazı yazdığımı da unutmuşum herhalde.. Lakin, o anda yaşadığım hayatı şöyle bir
gözlerimin önümden geçirdim ve üzülerek gördüm ki, ben bir deniz anasıydım ve
deniz anası olmamak için de hiç bir gayret göstermemiştim."
O sohbeti hiç unutmadım. 'Deniz anası olmamak...' Çoğumuz belki de yön
tayinimizde başkalarını müdahaleci yapıyoruz farkında olmadan... Deniz anası
oluyoruz. Hedefsiz, gayesiz, ülküsüz insan olur mu? Ulaşmak istediğiniz bir
ülkünüz, hedefiniz olmalı... Bağımsız olmalısınız. Nereye ulaşacağınızı
bilmelisiniz. Kimsenin size olumsuz yönde müdahale etmesine müsaade
etmeyeceksiniz.
Aynı şey devletler, milletler için de geçerli değil mi? Bir devlet için, bir
millet için en kutsal değerlerden biri de "bağımsızlık"tır. Dış güçlerin
kendisine her konuda müdahale etmesine göz yuman bir devletin, bir milletin
bağımsızlığından söz etmek mümkün müdür? Yani, bütün mesele 'deniz anası olmak
ya da olmamak' tır aslında..
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın 6 Mart
1922 tarihinde T.B.M.M.'de yaptığı konuşma çok manidardır. Başbuğ diyor ki;
"Efendiler! Bir şeyin zarârıyla, bir şeyin imhâsıyla yükselen şeyler, bittabi; o
şeyden zarâra uğrayanı alçaltır. Hakîkaten Avrupa'nın bütün ilerlemesine,
yükselmesine ve medenîleşmesine karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş
vâdîsine yuvarlana durmuştur. Artık vazîyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa'dan
nasîhat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri
Avrupa'dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Halbuki hangi istiklâl
vardır ki ecnebîlerin nasîhatleriyle, ecnebîlerin planlarıyla yükselebilsin?
Târih, böyle bir hâdiseyi kaydetmemiştir!"
Evet.. Hangi istiklâl, ecnebîlerin nasîhatleriyle, ecnebîlerin planlarıyla
yükselebilir? Yükselmesi de mümkün değildir. Ama, ATA'nın bu önemli uyarısını
bugün ciddiye alan kalmadı. Bir çok kişi mahiyetini fazla bilmedikleri ama
girmemizin zorunlu olduğunu düşündükleri bir birlikteliğe yani AB'ye girmemiz
gerektiğini düşünüyor. Bu yolda kaybedilen "bağımsızlık" bile olsa.. Türk'ü yok
etme ve yaşadığı topraklardan sürme çabaları tüm hızıyla devam ediyor olmasına
rağmen, kısacası bazıları olmayacak bir hayalin peşinden koşuyor.
Geçmişte Anadolu'da, Avrupa'da Türk'ün tokadını yiyenler Türk'ü Anadolu
coğrafyasından, Avrupa coğrafyasından atmak için uğraşıyordu. Kısmen başarılı
oldular. Bu uğraşı bugünlerde devam ettirenler de tabii ki dedelerinden Türk'ün
cesareti, yüceliği, gücü, heybeti üzerine korku dolu hikayeler dinlemiş
insanlar.. Yani Türk'le zamanında tanışmışların torunları, mirasçıları...
Mirasçıları dedim, zira, Türk'e duyulan kin, intikam hissi kuşaktan kuşağa miras
gibi aktarılıyor. Siz bakmayın, ara da sıra bazı Avrupalılar'ın 'Türkler'i
severim' dediğine.. Milyonda bir çıkıyor zaten böyleleri.. Böyle söyleyen de
iyiliğine söylemez zaten...
Türk'ü yok etme gibi tehlikeli bir emelin gerçekleşmesi için şimdi AB ve
içerdeki işbirlikçiler eliyle kültürümüz yozlaştırılıyor. Türklük şuuru yok
edilmek isteniyor. Çünkü yüksek Türk kültürü ve Türklük şuuru yaşadığı müddetçe
emellerine ulaşmaları mümkün değil! Türkiye'yi ayakta tutan ne varsa
yıpratılmaya çalışılıyor. Milli-milliyetçi kurumlar yıpratılıyor. Türk Silahlı
Kuvvetleri ve Kemalizm yıpratılmak, Türk'ün eli kolu bağlanmak isteniyor..
Kültürüne müdahale var, diline müdahale var, şuuruna müdahale var, aile yapısına
müdahale var, töresine, ahlakına müdahale var, yaşantısına, dirliğine, birliğine
müdahale var. Türk'ün bütün yüce değerleri terkedip, içi boşaltılmış yoz, saçma
değerleri benimsemesi, köle olması isteniyor. Ondan sonra Avrupalı emredecek,
kan-can-mal neyimiz varsa tereddütsüz vereceğiz! İşte küreselleşme-globalizm,
dinler arası diyalog, batılılaşma, etnik milliyetçilik... diye yurdumuza giren
ne kadar tehlike varsa bunlara karşı milletimizi uyarıyoruz. Uyanık olun,
diyoruz!
Bu emelleri boşa çıkarmak tabii ki bizlere, Atatürk'ün öz evlatlarına, biz Türk
gençlerine, Türkçüler'e düşüyor. Büyük uğraşlarla elde edilen kazanımların bir
anda yok olmasına izin vermeyeceğiz. Bugün, Ermenistan'la da ilişkilerimizin
düzeltilmesi, Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması isteniyor. Yakında
Türkiye'den Ermeni sınır kapısının açılmasını, sözde soykırımı tanımasını,
kürtçe eğitim yapmasını da isteyecekler. Bu kukla hükümetin, "AB'ye bahane
bırakmamak", "kazan-kazan" gibi stratejileriyle yani 'teslimiyet politikaları
ile' devam edilirse bu cumhuriyet 100. yılını zor görür. Zira, 'kazan-kazan',
artık her alanda 'kaybet-kaybet' olmuştur.
Ey Türk'ün şanlı evladı!
Yaşadığın şu günlerde Büyük Önder Atatürk'ün yüce emanetini yeterince
koruyabiliyor musun, bunu hiç düşündün mü? En azından gözlerini beş dakikalığına
kapat... ve... düşün... Kurtuluş Savaşı yıllarını ve sonrasında çekilen çileleri
canlandırmaya çalış gözlerinin önünde... Biz bu vatanı kolay elde etmedik. Bize
kanlarıyla, canlarıyla vatan bırakanları utandırma, onlara layık bir Türk genci
olmaya çalış!
Ayrıca bazıları bu Türkçüler nerede, diye soruyormuş. Diyoruz ki; dost
üzülmesin, düşman sevinmesin.. Biz tükenmedik, yaşıyoruz... İnadına
yaşayacağız..
Türklük için kan, Türklük için can, Türklük için mal, Türklük için ne gerekirse
hepsini fedaya hazır bir ruhla, savaşa yeni başlamış gibi aynı hız ve azimle,
düşmanların üzerine demir bir yumruk gibi, yıldırım gibi inmeye hazırız.
Saygılar...
Salur Beğ
26 Eylül 2004