|
AVRUPA YOLUNDA SON DURAK |
Türkiye KKTC’den vazgeçsin mi, vazgeçmesin mi? KKTC, teslim edilsin mi,
edilmesin mi? İşte son günlerde bu soruların cevabı aranıyor. AB uğruna gelinen
son nokta budur. Yapılan yasa değişikleri, verilen tavizler yetmedi. Şimdi de
Türkiye’nin KKTC’den vazgeçmesi isteniyor. AB’ye üyelikten ziyade “AB sürecine”
muhtaç olan, bu sürecin devamını iç siyasette elini kuvvetlendirme aracı olarak
gören Akp hükümetinin bu sürecin devam etmesi için Rum kesimini tanımasını
istiyorlar. AB, bunun için süre vermiş durumda… Bu süreye kadar herhangi bir
gelişme olmazsa Türkiye’ye yönelik yaptırım tehdidinde bulunuyorlar. “Gümrük
Birliği” başlıklı müzakerelerin askıya alınması gündemde… Ben AB’nin yaptırım
tehdidine inanmıyorum. AB, tam üye yapmak istemediği Türkiye’nin kendisinden
uzaklaşmasını da istemiyor. AB ülkelerinin istediği Türkiye, AB kapısında
bekleyen Türkiye’dir.
AB konusundaki ısrarın nedenini belirttik. Akp hükümeti tam üyeliğin mümkün
olmadığını görüyor. Akp’nin istediği, bu sürecin devam etmesi… Bu süreci iç
siyasette ilerleme aracı olarak kullanıyorlar. Akp AB’nin, AB Akp’nin ne
istediğini biliyor. Onun için gizli bir birliktelik var. AB ile Akp arasındaki
bu birlikteliği reddedenler olabilir. Akp’nin CFR talimatnamesini aynen parti
programına koymasını reddettikleri gibi… AB, devlet kurumlarını yıpratacak,
etkisiz hale getirecek isteklerde bulunuyor, Akp de bunların AB istekleri
olduğunu söyleyerek tek başına yapamayacağı yasal düzenlemeleri AB’ye dayanarak
yapıyor. İki tarafta bu süreçten memnun… Onun için AB, Türkiye’yi ayakta tutan
temel yapıları yıpratacak istekleri hayata geçirecek bir hükümeti bulmuşken
kaybetmek istemeyecektir. Onun içindir ki, yaklaşan seçimler öncesinde AB
kanadından Akp’yi zor durumda bırakacak bir gelişme beklemiyorum. Bu nedenle
AB’nin son çıkışını da ciddiye almıyorum.
Birileri ısrarla Türkiye’nin AB’ye üye olabileceğini savunuyor. AB, Türkiye’yi
üye yapmak istese idi bu çok önceleri olurdu. Çünkü Türkiye, 31 Temmuz 1959’da o
günkü adıyla AET’ye bugünkü adıyla AB’ye üye olmak için başvurdu. 4 Temmuz
1990’da ilk başvurusunu yapan Kıbrıs Rum Kesimi “şartsız” AB üyesi yapılmışken
Türkiye hala AB kapısında bekletiliyor. Bu bile tek başına AB’yi tanımamıza,
AB’nin Türkiye konusunda ne düşündüğünü, Türkiye konusunda ne yapmak istediğini
açıkça ortaya koyan ciddi bir örnek… Bütün bunlar bilinirken “bu zararlı sürece
devam ısrarı” bizim değerlendirmelerimizi de kuvvetlendiriyor. Bir de “onurlu
üyelikten” bahseden gruplar var. Bu işin onuru 1959-60’larda kaldı. Artık hiçbir
onuru yok bu sürecin… Birbiri ardına kabulü zor AB istekleri ile karşılaşıyoruz.
Hangi aday ülkeden Türkiye’den istenilenler istenilmiştir? “Onurlu üyelik”ten
bahsedenler ‘1990’da ilk başvurusunu yapan” Rumlar’ın AB üyesi olmasına ne
diyorlar?
AB’ye göre Türkiye’nin bazı gerilikleri varmış. ”Türkiye, AB’ye uymalı”
diyorlar. Bunun için uyum yasaları ile boğuşuyoruz. Ben soruyorum, Kıbrıs Rum
Kesimi çok mu ileriydi? Türkiye’yi tanıyanlar böyle bir kıyaslamaya bile lüzum
duymazlar. Türkiye’nin bazı konularda geriliği diye bir şey sözkonusu değildir.
Gerilikten kasıt “Atatürk ve Atatürk’ün düşünceleridir, bu düşüncelerinin
sistemleştiği Atatürkçülüktür”. Gazi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Atilla
Yayla’nın Akp’lilerin düzenlediği AB konulu panelde “Kemalizm ilerlemeden çok
gerilemeye tekabül eder” demesi AB ile Akp’nin benzer konularda birleştiğini
gösteriyor. Akp’nin panelinde “Kemalizm geriliktir” deniyor, ilginçtir AB de
“Kemalizm geriliktir” demişti. Akp’nin panelinde Atatürk’ün resimlerine,
heykellerine nefret var, ilginçtir AB de “Türkiye’de Atatürk’ün resimlerinin
devlet dairelerinden indirilmesi gerektiğini” söylemişti. Mesele budur.
Türkiye’yi sindirme meselesi…
AB’nin düşüncelerini açıklıkla ortaya koyabilmek için bazı alıntılar yapacağım.
AB liderlerinin Türkiye’nin üyeliği konusunda ne düşündüğünü hep beraber
görelim.
Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) Genel Başkanı Edmund Stoiber: “Türkiye’nin AB
üyeliği Avrupa’nın siyasi birliğinin sonu olur”
Almanya Başbakanı Angela Merkel: “Türkiye hiçbir şekilde AB’ye üye olamaz. Ancak
imtiyazlı üyelik gibi bir ara formül düşünülebilir”
Fransa Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı ve Sosyalist Parti (PS) milletvekili
François Loncle: “Tarihi ve özellikleri dikkate alındığında Türkiye AB’ye hiçbir
zaman giremez.”
Avrupa Parlamentosu Dış Politika Komisyonu Başkanı Alman CDU Partisi üyesi Almer
Brok: “Türkiye’nin tüm şartları yerine getirmesi halinde bile otomatikman tam
üye olması mümkün değildir.”
Almanya Eski Başbakanı Helmuth Schmith: “Türkiye’nin nüfusu şu anda 65 milyon.
35 yıl içinde bu sayı 100 milyona çıkacak. 21. yüzyılın sonlarına doğru
Türkiye’nin nüfusu Fransa ve Almanya’nın toplamı kadar olacak. Bu rakamları
aklınızdan çıkarmayın. Türkiye’nin AB’ye alınması bağlamında gözden
kaçırılmaması gereken önemli kültürel farklar da var. Türkiye ile Avrupa
arasındaki kültürel farklar, Rusya ve Ukrayna ile aramızdaki farklardan çok daha
derindir.”
Fransa İçişleri Bakanı ve Halk Hareketi Birliği lideri Nicolas Sarkozy:
“Asya’daki bir ülke Avrupa Birliği üyesi olamaz.”
Almanya Eski Başbakanı Helmuth Kohl: “Avrupa Birliği’nin Hristiyanlık
değerlerinden vazgeçmemesi gerekir. Avrupa, Hristiyan dünya görüşü üzerine
kurulmuştur. Hristiyan dünya görüşü ve Hristiyanlık değerlerinin olmadığı bir
Avrupa benim Avrupam değildir.”
Avrupa Birliği Anayasa Komisyonu Başkanı ve Fransa Eski Cumhurbaşkanı Giscard
d’Estaing: “Türkiye bir Avrupa ülkesi değildir. Türkiye’nin üyeliği Avrupa
Birliği’nin sonu anlamına gelir. Türkiye’nin adaylığını destekleyenler Avrupa
Birliği’nin düşmanıdır.”
Türkiye’nin üyeliği konusunda Vatikan’ın düşündüklerini ortaya koymadan önce
yaklaşan ziyaret konusunda değerlendirme yapmak istiyorum. Yakın bir zamanda
Papa 16. Benedikt Türkiye’ye gelecek. Vatikan’ın Türkiye ziyaret programı Fener
Rum Patrikhanesi üzerine kurulu… Aslına bakarsanız Papa’yı Akp hükümetinin de
‘olur’uyla davet etmek isteyen Fener Rum Patrikhanesi idi. Bunun uygun
olmayacağı görüldü. Aynı zamanda devlet başkanı olan Papa’yı Sn. Cumhurbaşkanı
‘devlet başkanı sıfatıyla’ davet etmek zorunda kaldı. Şimdilerde Akp, bu işin
içinde değilmiş gibi bir izlenim yaratmaya çalışıyor. Başbakan, Dışişleri Bakanı
ziyaret tarihinde yurt dışında olacaklar. ‘Papa’yı Cumhurbaşkanı davet etti, o
ağırlayacak’ izlenimi yaratılarak seçim öncesi Akp yıpranmamış olacak, AB
konusunda sözü geçen bir kişi Türkiye’de ağırlanacak. Akp, bir taşla iki kuş
vurmuş olacak. Bu arada Papa’nın İstanbul programını Fener Rum Patrikhanesi
idare ediyormuş. Akp, oyunu bıraksın, gerçekleri konuşalım. Bu Patrikhane’yi bu
hale getiren Akp hükümetidir. Şimdi Papa gelecek, “Ruhban okulunu açın” dediği
zaman bu Papa’nın mı talebi olacak? Hatırlayın, Akp’nin Milli Eğitim Bakanı
“Bana kalsa ben Ruhban okulunu açarım” demişti. Bu meselenin Akp tarafından
algılanışı farklıdır. Konumuz bu olmadığı için detaya girmeyeceğim.
Kaldığımız yerden devam edelim. Vatikan, Türkiye’nin AB üyeliği konusunda ne
düşünüyor, ona bakalım.
Papa 16. Benedikt: “Türkiye tarih boyunca başka bir kıtayı temsil etmiştir ve
Avrupa’yla sürekli tezat içindedir. Türkiye’nin Avrupa’ya alınması Avrupa
kültürünün kaybolması demektir. Türkiye AB’ye alınamaz. Türkiye kendi kültürüne
uygun komşu Arap ülkeleriyle, kültüre dayalı bir birlik oluşturabilir”
Papalık Hristiyanlararası Birlik Komisyonu Başkanı Kardinal Walter Casper: “Şu
aşamada Türkiye’nin AB ile bütünleşebileceğine inanmıyorum. Ankara’ya tam üyelik
yerine ayrıcalıklı ortaklık statüsü verilmesi gerekir. Türkiye’de din
özgürlüğünü garanti altına gerçek laik yönetim yok. Türkiye’de Hristiyanlar din
özgürlüğünden yararlanamıyorlar. Kilisenin mülk edinme hakkı bile yok.”
AB’nin istekleri Vatikan’la ve terör örgütü Pkk’nın beklentileri ile örtüşüyor.
Bugüne kadar AB ne istemiş, bunun listesini gözden geçirirseniz, bu açıkça
görülüyor.
Devam edelim.
İngiltere’nin Kıbrıs Eski Özel Temsilcisi Lord David Hannay: “Kıbrıs sorununun
çözülmemesi durumunda Türkiye AB’ye katılamaz.”
Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende: “Türkiye Kıbrıs’ı tanımadan birliğe üye
olamaz.”
Türkiye Karma Parlamenter Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk: “Türkiye,
Diyarbakır ve Kıbrıs köprülerini geçmeden, limanlarını Rumlar’a açmadan AB üyesi
olamaz.” “Yetkililer kürt kökenli belediye başkanları ile masaya oturmalıdır.”
AB Komisyon Başkan Yardımcısı Günter Verheugen: “Türkiye’de bir işkence vakası
bile Türkiye’nin AB üyeliğine engeldir.”
Almanya Federal İçişleri Bakanı Otto Schily: “Türkiye, Abdullah Öcalan’ı asarsa
AB’ye giremez.”
İngiltere’nin Dışişleri Bakan eski Yardımcısı ve İşçi Partisi milletvekili Denis
MacShane: “Bu dava (Orhan Pamuk davası) hemen durdurulmazsa Türkiye AB’ye asla
giremez.”
AB liderlerinin görüşleri bu yönde… İstekler, tehditler, dayatmalar.. ve…
Türkiye’nin en sonunda KKTC’den vazgeçip, vazgeçmeme tercihiyle baş başa
bırakılması… Gördüğünüz gibi istekleri son bulmuyor. Avrupa ülkelerinde de
benzerleri olan TCK 301. maddenin kaldırılması, ermeni yalanlarının, rum
yalanlarının kabulü, devlet kurumlarının etkisiz hale getirilmesi AB’nin kabulü
imkansız isteklerinden bir kaçı… Sayısız istek var. Bunları kabul edecek
Türkiye’nin sonu karanlık… Bir Türk olarak açık yüreklilikle söylüyorum, Türk
milletine yük olmuş bu sürece karşıyım. Bu tehlikeli süreç durdurulmalıdır.
Saygılar…
Salur Beğ
22 Kasım 2006