|
BASIN YOLUYLA HIZLANDIRILAN TEHLİKELİ GELİŞME |
Çok okunan gazetelerin bazı köşe yazarları toplum üzerinde psikolojik
yönlendirme yapmaya çalışıyorlar. Türk düşmanları Türklere ve Türklüğe karşı
çift taraflı atağa geçtiler. Orhan Pamuk, Taner Akçam, Elif Şafak gibi yalnızca
kimliklerinde Türk yazan ve bu kimliklerinden dolayı ABD ile AB ülkelerinin yüz
verdiği, aydın geçinen kişilerin direk olarak Türklüğe, Türklere saldırılarıdır.
Bu gibi kişilerin bir anlamda Türklere karşı kullanılmak üzere, kaleyi içten
yıkmak amacıyla Türkiye Cumhuriyeti pasaportları satın alınıyor. Diğer taraftan
Türklük karşıtı faaliyetler içinde olan kişileri masum göstermek amacıyla
onlarla röportaj yapıyor ve acıklı(!) hikayelerine köşe yazılarında yer
veriyorlar. Özellikle bugün iki köşe yazarının yazılarını okuyunca sahnedeki
oyunun hızlandırıldığını gördüm.
Kürtleri, rumları, ermenileri masum ve sempatik gösteren diziler şu sırada çok
moda. Hangi kanalı açsanız karşınıza bu tür diziler çıkıyor. Türk milletini
kendi özünden uzaklaştırarak kendine yapılan ihanetleri unutturmaya
çalışıyorlar. Amaç "ermeniler, kürtler, rumlar, bilimum azınlıklar çok masumlar,
iyiler" imajı yaratmak ve onlar lehine geliştirilen bu önyargı sayesinde
Türklere bile Türk karşıtı konuşmalar yaptırmak.
Ünlü bir köşe yazarı, kürtçe konuştuğu için bir yedeksubaydan tokat yediğini
iddia eden bir kürdü masum gösterme çabası içinde... PKK militanı olan bu kürt
başka bir ülkeye iltica etmiş ama köşe yazarı "sürgün edildi" ifadesini
kullanmış. Türk askerine kurşun sıkan bu teröristin hayatını, okuyan herkesi
neredeyse ağlatacak kadar dramatik bir şekilde yazmış; PKK'ya katılmasının
suçunu da örtülü bir şekilde yedeksubaya yıkmış. Yakında Abdullah Öcalan'ın da
ne kadar masum(!) olduğunu anlatan yazılar görürsek hiç şaşırmayalım.
Ünlü bir bayan köşe yazarı da Türk diplomatları şehit eden ermeni ASALA terör
örgütünün kurucusunu neredeyse bir hayır kurumunun başkanı gibi tanıtan bir yazı
yazmış. Timsah gözyaşlarıyla süslenmiş bu yazıda yapılan duygu sömürüsüne pes
doğrusu. Sanki bir terör örgütünün elebaşısından değil de iyilik timsali bir
kişiden bahsediyor. "Soykırım demezsem yüzümü aynada göremem" diyen alçağın
sözlerini bile sevimli hâle getirerek, Türklerin ermenileri soykırıma uğramış
mazlum bir millet gibi görmelerini sağlamaya çalışıyor. Bayan köşe yazarına göre
ermeniler o kadar masum ve hassaslarmış ki, yalnızca çektikleri acıların
anlaşılmasını istiyorlarmış. İnsanların kafasına önce "yazık, ermeniler çok acı
çekmiş, acılarını paylaşalım" düşüncesini sokacaklar, ondan sonra "koskoca Türk
Devleti ermenilere çektikleri acılar karşılığında üç beş kuruş verse ne olur?"
şeklinde düşünülmesini sağlayacaklar, en sonunda da "bu topraklar hepimize
yeter, birazını onlara versek ne çıkar?" fikrine alıştırarak süreci
tamamlayacaklar. Kürtler için aynı süreç yaşanmıyor mu? Önce "ana dil konuşma
hakkı" dediler, sonra "ana dilde öğrenim" demeye başladılar, şimdi de utanmadan
federasyondan bahsediyorlar.
Üzüldüğüm nokta, oyun bu kadar açık oynanırken bilinçli Türklerden yeterince
tepki gelmiyor. Neredeyse hiç tepki gelmediğini gören bu güruh meydanı boş
bularak istediği gibi at oynatıyor. Önce müzikle başladılar, şaklabanlık ve
dizilerle devam ettiler; baktılar ki hiç itiraz gelmiyor, yol bomboş, son
darbeyi vurmak ve Türk gençlerinin beyinlerini tamamen yıkamak, kendi özüne
düşman yapmak, kendi özünü barbar göstermek suretiyle kendi özünden kaçırmak
için kolları sıvadılar. "Onlar haklı biz kötüyüz" düşüncesiyle bilinçaltı
yıkanan, yalanlarla doldurulan Türk gençleri ne yazık ki özünden uzaklaşır oldu.
Bu konuda bir şeyler yapılmazsa geç kalınabilir. Bu çok önemli bir konu,
neredeyse hayati bir öneme sahip. Bir an önce bu konu üzerinde durularak ne gibi
önlemler alınabileceği, nasıl karşı atağa geçilerek bu çalışmaların çürütüleceği
düşünülmelidir. Düşman mert değil, ne yazık ki namertin de namerti. İçeriden ve
dışarıdan, her taraftan saldırıyor. Bir taraftan azınlıklar aracılığıyla
saldırırken, diğer taraftan da din tacirlerini kullanarak, irticacı olarak
karşımıza çıkıyor. Ulu Önder Atatürk'ün devrimlerini yerle bir etmek istercesine
eğitim sistemini ele geçirdi. Yaptığı irticacı örgütlenme, kadrolaşma yetmezmiş
gibi daha fazlasıyla uğraşıyor. Doymak bilmiyor irticacı kursağı. Okulları
medreselere çevirmek, milli eğitimi dini eğitime dönüştürmek için akla bile
gelmeyen tüm yöntemleri uyguluyor. Saldırı bir iki koldan gelse savurmak kolay
ama her taraftan saldırı geliyor. Milleti kendi yolsuzluklarına,
sahtekarlıklarına ortak etmeye çalışıyorlar ki, millet sesini çıkartmasın. Bir
anlamda onları parayla, hırsla, ünvanla, din sömürüsüyle satın alıyorlar.
Bu saldırılar ahtapot gibi tüm vücudumuzu sarmadan bir şeyler yapılmalı. Milleti
uyandırma çalışmaları hızlandırılmalı. Şu anda ne yazık ki bağışıklık sistemi
düşen hastanın tüm olumsuzluklardan etkilenmesi gibi, Türk milletinin de
bağışıklık sistemi düşmüştür. Yoksa bu kadar hakaretin, iftiranın karşısında
sessiz kalmaz, anında tepki verirdi. Acilen bağışıklık sistemimizi
geliştirmeliyiz. Türk toplumu bir tarafta irticanın tuzağına düşerken, diğer
taraftan da dış düşmanların hazırladıkları tuzaklara kapılıyor. Anlayamadıkları
bir nokta ise, iç ve dış tuzaklar aslında aynı kaynaktan besleniyor.
Önümüzde iki seçenek var; ya acilen bu saldırıları püskürtecek önlemler
konusunda çalışma başlatmak ve acilen uygulamaya koymak, ya da ..... ikinci
seçeneği düşünmemek gerekir. Çünkü ikincisi seçenek değil ölmek, yok olmaktır.
Tek seçeneğimiz var, bu saldırıları püskürtmek. Bireysel tepkiler göstereceğimiz
gibi, toplu olarak da meydanın boş olmadığını onlara göstermek zorundayız. Köe
yazılarının altında e-posta adresleri var, bu hain yazarlara e-postalar
gönderilebilir. Ne kadar çok e.posta gönderilirse o kadar gücümüzün farkına
varırlar. Ortak çalışmalar yapılarak, Türk milletine bunların oyunlarının daha
açık ve belgeli olarak nasıl anlatılacağı tespit edilebilir ve hemen uygulamaya
geçilir. Fazla zamanımız yok, faaliyetlerin acilen uygulamaya konması gerekir.
Beyinler tamamen yıkandıktan sonra çalışmaya başlamanın anlamı kalmaz.
Küntike
21 Kasım 2006