|
BAŞKA TÜRKİYE YOK! |
Türkiye Cumhuriyeti; aşağı yukarı kırk yıllık AB üyelik macerası ve milli
şuurdan yoksun siyasilerin bu süre zarfında takındıkları gayrimilli ve
işbirlikçi tutum ile uçurumun kenarına gelmiştir. Bu kadar olumsuzluğu içinde
barındıran bu AB hayalini bu şartlarda destekleyenler büyük bir ihanet
içerisindedirler. Üyelik sürecinde hiçbir ülkeye dayatılmayan hususlar,
kesinlikle AB üyesi yapılmayacak olan Türkiye'ye ısrarla dayatılmakta, geçmişte
kanla-canla reddedilen Sevr, bugün meclise ve basın-yayın organlarına
çöreklenmiş ihanet çevreleri tarafından güle oynaya kabul edilmektedir.
2004 yılı maalesef, iç ve dış siyasette çöküntünün, devlete, vatana, millete
ihanetin, Büyük Önder Atatürk'ün yüce şahsına ve ilke-devrimlerine hakaretin,
ekonomide sefaletin, yönetimde ufuksuzluğun, basiretsizliğin ve korkaklığın yılı
olmuştur. Türkiye'nin bu yıkıcı, işbirlikçi hükümetle kaybedilecek bir yılı dahi
yoktur. Hükümetin çağdaşlık, ilericilik diye yutturmaya çalıştığı düzenlemeler,
Türk'ü yok etme planının bir parçasıdır. Daha üyelik sürecinde Türk'ün onurunun
hiçe sayıldığını, çiğnendiğini, bağımsızlığının, üniter yapısının yok edilmeye
çalışıldığını, anayasasının kabul görmediğini, şanlı ordusunun yıpratıldığını
görmek, gelecekte Türkiye'yi bekleyen kötü hali anlamak için yeterlidir.
İlerlemeyi ve çağdaşlığı AB ve ABD ikilisine kölelikte bulanlar bilmelidir ki;
ilerleme, ancak ve ancak yüksek şuur, azim ve çalışma ile olur. Bütün bunları
görmezden gelenler, milleti yalanlarıyla uyutanlar, aldatanlar reddettiğimiz
mandacılığın günümüzdeki temsilcileridir. Bu yeni mandacılara göre; vatanı,
milleti, ulusal yapıyı, bağımsızlığı, ATATÜRK'ü ve değerlerini savunmak
gericilik, bağnazlık iken AB'ye ve ABD'ye kayıtsız-şartsız teslimiyet, kölelik,
Türk kavramını red, ilericilik (!) imiş. Şu bilinmelidir ki; bu süreç kesinlikle
kabulü mümkün olmayan ve her ne pahasına olursa olsun durdurulması gereken bir
süreçtir. Bu kötü vaziyet içerisinde sessizliği tercih edenler Türk milletinin,
Türk devletinin, Türk vatanının, Türk ordusunun, Türk eğitiminin, Türk
dilinin... başına gelebilecek tüm olumsuzluklarda pay sahibi olacaklardır.
Bugün kürt teröristlerin cirit attığı, kürt terör örgütünün kanlı eylemlerine
devam ettiği, barzani denen karaktersizin Türk Yurdu Kerkük'ü sahiplenen
konuşmalar yaptığı, Türkmenler'in katledildiği, baskı altında tutulduğu,
Türkiye'nin tehdit edildiği, barzani destekli hain, siyasi bir oluşumun
Türkiye'de kurulmaya çalışıldığı, kürt şımarıklığının, ihanetinin arttığı, kürt
teröristlerin kamp görüntülerinin sanki bir izci kampı gibi, gençlik kampı gibi
yayınlandığı, reklamının yapıldığı bir ortam vardır. Bu ortamda konuşma fırsatı
bulan Ankara Barosu üyesi zavallı bir avukatın Ankara Barosu'nun 58. Olağan
Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma bir kere daha göstermiştir ki; AB hayali uğruna
kürtlere tanınan haklar, kürtleri iyice şımartmış, bu olumsuz durum da
Türkiye'nin ve Türk'ün geleceğini tehdit eder boyuta ulaşmıştır. Türkiye'nin
üniter yapısı, bölünmez bütünlüğü korunmak isteniyorsa; kürtleri Türkler'den
ayrıcalıklı kılmaya yönelik ne kadar uygulama, kanun maddesi varsa iptal
edilmelidir. Türkler'in asli unsur oldukları, bu ülkenin adının 'Türkiye' olduğu
unutulmamalıdır.
AB Türkiye raporu denen yıkım planı, hızlanan bu olumsuz sürecin sadece bir
ayağı olup, reddedilmediği takdirde Türk devletinin sonunu hazırlayacaktır. Bu
raporda üyelik sözü verilmediği gibi, serbest dolaşım hakkı reddedilmiş,
Türkiye'nin içişlerine müdahale edilmiş, kürtlere ayrıcalık verilmesi istenmiş,
yeni azınlık tanımlamaları yapılmıştır. Kıbrıs'ın bir rum adası olduğunun
kabulü, ermeni meselesinin ele alınması, TSK'nın etkisiz hale getirilmesi,
Heybeliada Ruhban Okulu'nun bir an önce öğrenime geçirilmesi, azınlıklara daha
geniş haklar verilmesi istenmektedir. Türkiye Cumhuriyeti'nin dünya
devletlerince tanındığı antlaşma olan Lozan yok sayılmakta, Sevr kabul
ettirilmek istenmektedir.
Artık parolamız 'ya istiklal, ya ölüm'dür. Türkler'in Son Başbuğu Atatürk'ün
ilkelerini, devrimlerini, 'en önemli eserim' dediği cumhuriyeti kanımızın son
damlasına kadar, şartlar ve konum ne olursa olsun koruyacağız. Türk'üz,
Türkçüyüz, Atatürkçüyüz.. 'Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda
mevcuttur.
Salur Beğ
20 Ekim 2004