BAYRAĞA SAYGI VE TÜRKLERİN BİRLİĞİ


Varlığımıza göz diken iç düşman kürtlerin "Nevruz Kutlaması" adı altında Türk Bayrağı'na yaptıkları iğrenç saldırı, yurt çapında büyük tepkiyle karşılandı.

Türk'ün sesi önce Erzurum'dan geldi... Hemen ardından Mersin'den ve vatan toprağının her tarafından... Türkiye'nin neredeyse tüm illerinde binlerce Türk evladı, ellerinde bayraklarıyla yeri göğü inleterek yürüdüler...

Şanlı Türk Ordusu'nun komutanı Özkök Paşa da Türk Milleti'ne hitaben bir bildiri yayınlatarak Türk'ün yüreğine mutluluk, düşmanın fesat beynine korku serpti...

"Bayrağa Saygı" yürüyüşleri önümüzdeki günlerde de devam edecek. Katılan herkes sağolsun, varolsun.

Fakat kürtler de boş durmayacaklar. Avrupa Birliği denen lağım çukurundan aldıkları destek sayesinde azdıkça azacaklar... Türkiye, İran, Irak ve Suriye'de yaşayan kürtleri tek çatı altında birleştirme fikri "Demokratik Konfederalizm" adı altında açıkça telaffuz edilmeye başlandı... İyice şımardıkları için etnik temelli isteklerinin ardı arkası kesilmiyor, gelecek yıllarda birtakım iç ve dış sorunlar yaşayacağımız bellidir.

***

Civan Haco adlı kürdün Nevruz sebebiyle Diyarbakır'da verdiği konsere 250 bin kürt katılmış. Aynı şahısın 18 Ocak 2004 tarihinde İstanbul Abdi İpekçi Spor Salonu'nda ve 2003 yılının Ekim ayında Batman 1. Hasankeyf Kültür ve Sanat Festivali'nde verdiği konserlerde de çok büyük bir kalabalık vardı. En ufak bir sanatsal değeri olmayan, kürtleri temsil etmekten başka bir özelliği bulunmayan Haco'ya gösterilen yoğun ilginin sebebi, Türkiye'deki kürtlerin kürtlük şuurlarının yükselişe geçmesidir. (Geçen yıl bu konu hakkında oldukça ayrıntılı bir yazı yazmıştım. Türkiye'deki kürtlerin kürtlük şuurlarının yükselişe geçmesiyle birlikte ortaya çıkan "KÜRT SORUNU"nun tam olarak anlaşılabilmesi için "İçimizdeki Kayıp Adreslere Mektup" başlıklı bu yazının mutlaka okunması gerekir.)

Biz Türkler ise değil 250 bin kişi, 50 bin kişi olarak bile biraraya gelemiyoruz. Şöyle bir düşünün; 250 bin Türk'ün herhangi bir tarihte, herhangi bir yerde, herhangi bir sebepten ötürü toplandığı görülmüş mü? Hayır. Çünkü sağ-sol dediler, laik-islamcı dediler, o da yetmedi alevi-sünnî dediler; bizi böldükçe böldüler. Bu bölünmeler Türkleri zayıflatırken, meydanı boş bulan kürtler kendi aralarında dinî veya ideolojik ayırımlar yapmadan birbirlerini sınırsızca desteklediler ve nihayet bizim için tehlike oluşturacak hâle geldiler.

Sayın okuyucu; bir daha bayrağının ayaklar altında çiğnenmesini istemiyorsan, siyasî sebeplerden kaynaklanan kutuplaşmaları bir kenara bırakarak ırkdaşlarınla birlik ol ki, Türk'ün gücünü tüm dünyaya tekrar gösterelim, kirli eller artık bize uzanamasın. Avrupa Birliği defteri çok yakında kapanacak ve bizler, düşmanlarımızla Türkiye'de baş başa kalacağız. İşte o gün geldiğinde büyük hesaplaşma başlayacak. AKP belasından kurtulmak, "AB'ye uyum" adı altında çıkartılan tüm ihanet yasalarını değiştirmek, İmralı'daki köpeğin boynuna yağlı urganı geçirmek ve bu ülkenin sahibinin kim olduğunu yılan-çıyan takımına iyice öğretmek için güce ihtiyacımız var. Tüm Türkler tek yürek, tek bilek olursa, o güce kavuşuruz.

Bu satırları yazarken, yıllar önce yaşadığım bir olay aklıma geldi... Sene 1999, Malatya'da asteğmen olarak askerlik yapıyordum. Kısa dönem askerlik yapan üniversite mezunlarının bulunduğu bölükteki takımlardan birinin komutanı idim. Bunlar okumuş, tahsilli kişiler oldukları için birçoğunun kendine göre bir siyasî ideolojisi vardı. Sol görüşlü olanlarını sevmezdim, mesafeli dururdum.

Şakacı bir kişiliğe sahip olan bölük uzman çavuşlarından biri, bir gece vakti koğuş binasının önünde sigara içmeye çıkmış olan 7-8 kişilik bir grubun yanına koşar adımlarla giderek "Suriye ordusu savaş ilan edip sınırımıza dayanmış, bizim tugaya hareket emri gelmedi ama ben tek başıma savaşmaya gidiyorum, isteyen benimle gelsin" dedi. Böyle bir davranışta bulunmak askerden firar etmek anlamına gelir, hapis cezası olduğu gibi askerlik de yanar. Bu yüzden kimse yerinden kıpırdamadı, tek bir kişi hariç. Sosyalizme kayan fikirlerinden ötürü hiç hoşlanmadığım Çorumlu bir genç yerinden fırlayarak "Ben geliyorum" dedi. Uzman çavuş, "Oğlum emin misin, bak askerliğin yanar" diye sorunca da, "Önemli değil, vatan sağolsun" diye cevap verdi. Diğerlerinde ses seda yoktu.

Bu olay ilgimi çektiği için ertesi gün o gruptakilerin soyunu araştırdım. İki tanesi kürt, biri çerkez, biri de arnavut çıktı, diğerlerini öğrenemedim. Tugaydan firar edip askerliğini yakmak pahasına Suriye sınırına savaşmaya gitmeyi kabul eden sosyalist görüşlü genç ise öz be öz Türk imiş. Bu yiğitçe davranışını çok takdir ettiğim için sonradan samimi olduk, ailesi hakkında bilgi de verdi, Oğuz'un Bayat boyundanmış. Üniversitede okurken ramazanda sigara içtiği için ülkücü bir grup tarafından kız arkadaşının önünde tartaklandığını ve çok ağrına giden bu olay yüzünden milliyetçi kesimden soğuyup okuldaki solcu öğrencilerin grubuna katıldığını, zaman içerisinde de onların fikirlerini benimsediğini anlattı. Diyecek birşey bulamadım.

Kimsenin hakkını yemek istemem, devamını da anlatayım. Bizim uzman çavuş, değişik celp dönemlerinde gelen er ve erbaşlar üzerinde Suriye savaşı şakasını birkaç kere daha uyguladı. Tugaydan firar ederek savaşa katılmayı isteyenlerden bir tanesi de şeriatçılık derecesinde koyu müslüman olan Tokatlı bir genç idi. "Yahu sen din kardeşin araplara nasıl kurşun sıkacaksın?" diye sorulduğunda, "Başlatmayın din kardeşliğine, önce milletim gelir." cevabını vermişti. Onun da soyunu araştırdım, öz be öz Türk idi.

Hülasa, öz Türk kanı taşıyan bir kişi, hangi dinden, hangi mezhepten, hangi ideolojiden olursa olsun, milletinin zor gününde soydaşlarıyla omuz omuza vererek milleti için savaşır. Çünkü damarlarda akan kan, dünyevî fikir ve inançlardan daha güçlü bir yönlendirici unsurdur... Türk olmayandan ise Türk milletine herhangi bir fayda gelmez.

Uzun sözün kısası, yapacağımız tek ayırım "TÜRK OLAN - TÜRK OLMAYAN" ayırımı olmalıdır. Milletçe güçlü olmayı ve bayrağımızı itlere çiğnetmemeyi istiyorsak; tek ve ortak kimliğimiz olan Türklük bilincinde birleşerek, kendi soyumuzdan olanları, yani Türk olanları, manevi inancı, mezhebi ve siyasî görüşü her ne olursa olsun, "kardeş" kabul edip bağrımıza basmalıyız. BÜYÜK TÜRK GÜCÜ ancak bu şekilde tesis edilebilir.

Tanrı Türk'ü Korusun!


23 Mart 2005