|
BİR KOMEDYEN OLARAK MESUT BARZANİ |
Türkiye-Irak gerginliği son
günlerde hızlı bir tırmanış içerisinde. Yükselen bu gerginliğin en önemli aktörü
ise tanıdık bir isim: Mesut Barzani. Tanıdık diyoruz çünkü Barzani’nin cebine
kırmızı pasaportu koyan, onun dünya ülkeleri ile temasa geçmesini sağlayan,
bugün sıradan bir kişi olmamasının müsebbibi olan devlet, devletimiz olan
Türkiye Cumhuriyeti’dir. Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığı döneminden beri
gereksiz bir şekilde arka çıktığımız Barzani, şimdi arkasına aldığı Birleşik
Devletler’in de gücüne güvenerek Türkiye’ye meydan okuyor. Hamaset edebiyatında,
Köroğlu’ndan sonra en önemli eserleri veren(!) Mesut Barzani’nin ağzından
dökülen inciler saymakla bitecek gibi değil.
Kriz önce Barzani’nin daha önce de söylemiş bulunduğu sözleri tekrarlaması ile
ateşlendi. Kurulacağını düşündüğü hayali Kürdistan’ın devlet başkanı olacağını
zanneden bu hayalperest kişi, Türkiye’nin Kerkük ile ilgilenmeye devam etmesi
hâlinde, Diyarbakır’a karışacaklarını iddia etti.
Bu çıkışın ardından Türkiye’den somut bir adım görmediysek de nadiren görülen
sert çıkışlardan biri kulaklarda yankılandı. Başbakan, Barzani’nin altında
ezileceği sözler söylememesi gerekliliğini vurguladı. Ardından, zamanında müzik
notasına benzemediği için(?) ABD’ye verilmeyen notayı, Irak’a verdik. Bu sürecin
sonunda Bakanlar Kurulu toplandı ve notaya olumlu karşılık gelmemesi hâlinde
uygulanacak önlemleri görüştü. Türk Silâhlı Kuvvetleri’ne verilecek yetki de bu
görüşmenin konusu dahilinde idi.
Notaya önce olumlu bir karşılık geldiği zannedildi. Zira Irak Devlet Başkanı
Talabani, Tayyip Erdoğan’ı arayarak Barzani’nin çıkışlarından üzgünlük duyduğunu
iletti ve üstü kapalı bir özür diledi. Ne var ki Barzani cüretkâr tavrını
sürdürmeye kararlı imiş, bugün öğrendik. Barzani bir televizyon kanalı muhabiri
ile yaptığı mülakatta kimseyi tehdit etmediklerini ve tehditlere boyun
eğmeyeceklerini söyledi. Bu arada ilginç bir söz daha söyledi ki gülsek mi
ağlasak mı bilemedik. Röportajın bu kısmını aynen alıntılayalım, daha sonra
yorumlarımıza devam edeceğiz:
-Neden Türk yetkililer, Kerkük’ün kontrolünü ele geçirmeye çalışırsanız buna
izin vermeyeceklerini söylüyorlar?
-Biz de onun karşılığında şunu söylüyoruz. Biz de Türkiye’nin Kürt meselelerine
karışmasına izin vermeyiz.
-İzin vermeyiz derken neyi kastediyorsunuz?
-Onlar ‘izin vermeyiz’ derken neyi kastediyorsa onu.
-Onlar askeri bir güç. Büyük bir ordu....
-Ben onların askeri gücünden korkmuyorum. Ne kadar güçlü olursa olsunlar
Saddam’ınki kadar güçlü olamazlar.
Barzani Hazretleri böyle buyurmuş. Hazretin en ilgi çekici cümlesi ise şu: “Ne
kadar güçlü olurlarsa olsunlar Saddam kadar güçlü olamazlar.”
Bu cümle zamanında Saddam Hüseyin’in bu sürüyü ne denli korkuttuğunu da gözler
önüne seriyor. Saddam’ı gözünde öyle büyütmüş ki Mesut Barzani, gözünün önündeki
Türkiye’nin gücünü Saddam ile kıyaslıyor. Eminiz Saddam hâlen rüyalarına
giriyordur. Fakat bu meseleyi bırakıp işin aslına bakmakta fayda var.
Saddam Hüseyin’in gücü var ise, Körfez Savaşı öncesinde idi. Ne var ki bu güç de
Türkiye ile eşit bir seviyede değildi. Körfez Savaşı sonrasında ise yok edilmiş
silahları, kısıtlanmış hareket alanı ve silah ambargosu ile Irak ordusu, ordudan
çok Saddam’ın özel korumalarını andırıyordu. Doğrusu Cumhuriyet Muhafızları
adındaki ordu, Saddam’ı on beş yaşındaki bir çocuğun bıçaklı saldırısından
koruyabilirdi elbette fakat başka bir orduya karşı?..
Mesut Barzani’nin farkında olmadığı husus şudur: Siz ancak her şeyi bitmiş,
çürümüş, yitmiş bir Saddam’ı devirebildiniz. Siz dediysek, ABD’ye yardımcı olmak
sureti ile. Yoksa, ABD’li ağababalarınız olmasa idi değil Saddam’ı, sıradan bir
üniversite öğrencisi olan beni bile deviremezdiniz
Barzani’nin bu denli sert açıklamalarda bulunabilmesi için bir cesarete ihtiyaç
var elbette.. Bu cesareti nereden alıyor olabilir, bunu düşünelim. Hemen birkaç
ihtimal beliriyor zihnimizde:
1- Türkiye’nin uzun süredir sürdürdüğü pasif politikalar, Türkiye’ye düşman olan
kişilere cesaret vermiştir. Bütün büyük krizleri “Kınıyoruz” aymazlığı ile
geçiştirmeye çalışan Türk devlet yetkililerinin daha önce yaptığı uyarılara
rağmen hiçbir şey yapmaması, Barzani’de böyle sert konuşmalar yapmak için bir
cesaret uyandırmış olabilir.
2- Barzani bu ihtimale rağmen herhalde eline geçirmiş olduğu “Kürdistan’ı kurma
fırsatı” nın Türk müdahalesi ile çöpe gitmesini istemeyecektir. Bu durumda
ihtiyatlı davranması gereken Barzani, çevresi tarafından yanlış
bilgilendirildiği için kendi askeri gücünü gerçekten Türkiye ile mücadele
edebilecek boyutta görüyor olabilir.
3- Olası bir Türk müdahalesi durumunda ABD’nin kendilerini savunacağını
düşünerek, ABD’den cesaret alıyor olabilir.
Bu ihtimallerin hepsini birden dikkate almakta fayda var. O hâlde gelinen bu
aşamada biraz da bizim devlet yetkililerimizin suçu olduğunu kabûl etmek
gerekecektir.
Öyle ya da böyle Türkiye’nin alenen aşağılandığını görmemek için kör olmak
gerek. Elbette bir iki kışkırtıcı laf ile harekete geçilsin demiyoruz. Türk
Devleti, bir çapulcunun laflarına kızarak şunu ya da bunu yapmaya zorlanamaz.
Ancak mevcut durum, Barzani bu konuşmaları yapmasa idi dahi Türkiye’nin Kuzey
Irak’a müdahalesini gerekli kılmaktadır. Öte yandan Barzani’nin bu kadar rahat
konuşması ve verilen notaya rağmen tavrının değişmemesi Türkiye’yi uluslararası
kamuoyunda küçük düşürmektedir. Lübnan’a asker göndererek “itibar” elde
edeceğimizi söyleyenler, şimdi göz göre göre itibarımızı kaybetmemize göz
yumamaz, yummamalıdır.
80 yılı aşkın tarihi ve yüzlerce yıllık devlet geleneği ile Büyük Türkiye
Cumhuriyeti, bir karar verdi ise yerine getirir. Bu kararını yerine getirirken
kimseden izin almaz, icazet beklemez, korkmaz, çekinmez. Atatürk’ün bize
bıraktığı cesur siyaset mirası, Ata’nın ölümünden sonra kaldırıldığı raftan
çıkarılmalıdır. Bakanlar Kurulu’nda alınan kararlar yerine getirilmeli,
Genelkurmay’a her türlü müdahale için yetki verilmelidir.
Eğer elimizdeki en büyük koz olan Türk Silâhlı Kuvvetleri’ni kullanır isek bu
meselenin çözümü kolaydır. Türk ordusu Irak sınırını geçtikten sonra büyük
ihtimalle iki gün içerisinde Kerkük’e ulaşır. İsteniyorsa, bütün Kuzey Irak’ın
kontrol altına alınması da bir hafta içinde tamamlanabilir. Bu harekatımız
sırasında ABD birliklerinin mukavemet etmeyeceği aşikârdır. Bu öngörü gerçek
olmaz da ABD birlikleri sınırlı bir mukavemet gösterir ise sınırlı çatışmalar ve
diplomatik görüşmeler ise bu sorunun da hâlli kolaydır. Türkiye’nin Irak’a
girmesi hiçbir şartta topyekun bir Türkiye-ABD savaşına dönüşmez. Dönüşürse?
Onlar düşünsün..
En büyük kozumuz dediğimiz TSK’yı kullanmayı düşünmezsek olacak olanlar
bellidir. Karşılıklı laf atışmalar sürer ve sonunda Türkiye’deki seçimlere doğru
gündem değişirken unutulur. Barzani’nin söyledikleri yanına kâr kalır.
Kürdistan’a doğru bir adım daha atmış olurlar.
Aziz devletimizin başındaki görevlileri cesur davranmaya davet ediyorum. Bütün
siyasi icraatlarınıza karşı çıkan bir genç olarak açıkça söylüyorum ki,
iktidarda kaldığınız süre içerisinde yaptığınız tek doğru iş bu olabilir, bunu
kendinize çok görmeyin. Böyle bir karar almanız hâlinde kimse size partinizden
dolayı karşı çıkmayacaktır. Türkiye, Türk milleti bu müdahaleyi istiyor. Bunu
yapınız.
Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin şerefli subayları ve askerleri peşmergelerin
hakkından gelmeyi çok iyi bilir. Bu ordumuz için de ufak bir antrenman
olacaktır.
Son olarak tekrar Barzani’ye dönelim.. Nejat Uygur'a rakip olmanızı sağlayacak
eşsiz cesaretinize hayran kaldım haşmetmeab(!) Fakat senin için bir tavsiyem
var. Bütün Türkiye Cumhuriyeti’ne ve koca Türk ordusuna kafa tutmadan önce,
Türkiye’ye girmeyi ima etmeden önce, Türkiye ile savaşmayı göze almadan önce
istersen tek bir kişi olarak bana savaş aç.. Kürdistan Bölgesel Hükümeti(!)
olarak beni alt ederseniz belki moral gücünüz artar. Sonra sırasıyla
Türkiye’deki Kanarya Sevenler Derneği ile Malatya Esnaf ve Sanatkarlar Odası’nı
da alt edebilirsiniz. Ama Türkiye Cumhuriyeti için daha çok ekmek yemeniz gerek.
Vaktiyle Hüseyin Nihâl Atsız İtalyanlar için söylemişti, biz de sizin için
söyleyelim:
Olma öyle sinsi çakal yahut engerek,
Bozkurt gibi, kartal gibi döğüşmek gerek!
Zavallılar sürüsü!
Türk Şad
11 Nisan 2007