- XXII -
İSYAN
Korkunç kışı Kara Kağana göre daha iyi atlatan Tulu Han soğuk bir bahar gününde otağında otururken Binbaşı Çamur Beğ içeri girerek:
- Tulu Han! Kara Kağandan ulak geldi. Seni görmek istiyor dedi.
Han buyruk verdi:
- Gelsin!
Biraz sonra Kara Kağanın ulaklarbaşısı Börü Tarkan içeri girerek yere diz vurdu. Tulu Han kendisine gelenin Börü Tarkan olduğuna biraz şaşırmış gibiydi. İçinde öfkeli bir alay çınlaması bulunan sert bir sesle sordu:
- De bakalım Börü Tarkan! Yüce kağan başulağı yollamakla beni yargılamak mı diler?
Çok sert bir adam olan Börü Tarkan tok bir sesle karşılık verdi:
- Hayır Han! Kıtlık ve açlık Ötükende adam komadı. Sana yollıyacak başka ulak bulamadığı için beni gönderdi.
Tulu Hanın yüzü sertleşti:
- Kağanın buyruğu nedir?
- Sırtarduşlar, Dokuz Oğuzlar, Bayırkular isyan ettiler.
- Evet?
- Yüce Kağan bu isyanı bastırmağa seni memur etti.
- Yalnız kendi çerimle mi?
- Hayır! Kür Şad ve Işbara Han tümenleri de senin buyruğunda olacak.
Börü Tarkan yancığından bir tahta çıkardı. Bu tahta Kara Kağanın yazdığı bitikti. Bunu saygı ile Tulu Hana uzattı. Tulu Han bu ağır yumuştan hiç de kıvanmamıştı. Sırtarduşlar, hele Dokuz Oğuzlar gibi yiğit kişilerle çarpışmak, hem de hiç sevmediği amcası Kara Kağanın tahtı için çarpışmak hoşa gider şey değildi. Börü Tarkana keskin bakışlarla baktı:
- Neye isyan etmişler?
- Açlıktan. Kara Kağan Ötükeni doyurmak için vergi istemişti.
- Kağan şimdi de bizden kan vergisi istiyor.
Börü Tarkan sustu. O da Tulu Hana keskin bakışlarla bakıyordu. Yaşının verdiği tecrübe ile Tulu Hanın gönlünden geçenleri anlıyordu. Onun bakışlarının ve sözlerinin arkasında kaybedilmiş bir tahtın acısı ve özlemi gizliydi.
Tulu Han, Börü Tarkanın bakışlarından rahatsız olarak sordu:
- Kür Şad ve Işbara Han tümenlerinin çerisi tamam mıdır?
- Hayır!
- Bu kadar çeriyle Dokuz Oğuzlar, yanlarında Sırtarduşlar Bayırkular da olduktan sonra yenilir mi?
- Bu kış Ötükende attan da kişiden de kırgın oldu. Kara Kağanın sana yollıyacağı çeriler yarı aç kişilerdir. Kendi çerini de katarak tepelemen kağanın buyruğudur.
Arada bir susuş daha oldu. Sonra Tulu Hanın Buyruk kağanındır dediği işitildi. Fakat Tulu Han bu sözleri söylerken gülümsüyor, kağanı aşağılıyordu. Börü Tarkan öfkeden kıpkırmızı oldu.
***
Aradan on beş gün geçmişti. Tunga Tigin, kağanın otağına girerek yere diz vurduktan sonra:
- İşler kötü kağan dedi. Kara Kağan iki gündür zaten titizleniyordu. Beklediği haberin gecikmesini iyiye yormuyordu. Tulu Han yenildi mi? diye sordu. Tunga Tigin kederli bir sesle evet dedi. Sonra şu sözlerle haberi tamamladı:
- Çerimiz darmadağın oldu. Dokuz Oğuzlar çoğunu kırdılar. Tulu Han pek az çeri ile dönüyor!
- Kür Şadla Işbara Han sağ mı?
- Sağ ama sağlam değiller.
- Gelince onları hemen buraya getir.
- Buyruk senindir...
***
Akşama doğru Tunga Tigin, Kağanın buyruğunu yerine getirerek Tulu Hanı, Kür Şadı, Işbara Hanı kağan otağına soktu. Üç başbuğ kağanı selâmladılar. Kara Kağan çok üzgündü. Sert bir ses sordu:
- Tulu Han! Savaş nice oldu?
- Kötü oldu kağan! Çünkü atlarımız arık, çerimiz yorgundu. Bize yiğit çeriler saldırmıştı.
- Bu kadar büyük bir bozgun için arık at, yorgun çeri, yiğit yağı bahane olabilir mi?
Tulu Han sustu. Bozgun gerçekten büyüktü. Kağan şimdi omuzundan ve kolundan yaralı olan Kür Şadla konuşuyordu:
- Kür Şad! Bu bozgunun Gök Türk kağanlığını temelinden sarsacağını düşünmedin mi?
- Gök Türk kağanlığı Dokuz Oğuzlara yenilmekle temelinden sarsılmaz kağan! Çünkü Dokuz Oğuz bizim kendi budunumuzdur. Sonunda yola geleceklerdir. Gök Türk Kağanlığını temelinden sarsan şey başka şeydir.
Kara Kağan öfkeyle bakarak sordu:
- De bakalım: Kağanlığı temelinden sarsan şey nedir?
- Ötükendeki Çinlileridir. Hele bu Çinlilerin iş başına geçenleridir.
- Ne demek istiyorsun? Şen-kingi mi anlatmak istiyorsun?
- Şen-king ve onun gibileri...
- Onu tümenbaşı yapan benim!
- Buyruk senindir kağan! Ama buyruğun senden gelmesi kağanlığın yıkılmasına engel olmaz!
Bu sert karşılık kağanın yüzünü kızartmıştı. Tokatlar gibi acı bir sesle sordu:
- Siz savaşta ödevinizi yaptınız mı?
- Yaptık! Dokuz Oğuzlar bora gibi, ateş gibi saldırıyorlardı. Güçsüz erlerimizin yay geren bilekleri titrerken onların her oku bir Gök Türkü deviriyordu. Bozgunun önüne geçmeğe imkan yoktu. Yüzbaşı Yamtarla yumru adındaki er olmasaydı çerimiz büsbütün yok olacaktı.
Kağan meraklanmıştı. Yüzbaşı Yamtarı tanıyordu. Yumruyu da hatırlamıştı. Sordu:
- Bunlar ne yaptılar da çeriyi kurtardılar?
- Sert akan bir deredeki yıkılmış köprüyü omuzları üstünde tutarak çerimizi geçirdiler.
- Bir tek köprüden çeri geçerken Dokuz Oğuzlar ne yaptılar?
- Saldırdılar. Biz onları okla karşıladık.
- Yanında kimler vardı?
- Işbara Han, Bögü Alp ve birkaç yüzbaşı!
Kara Kağan dikkatle Işbara Hana baktı. Yüzünden ve göğsünden yaralıydı. Dimdik duruyordu. Kara Kağan bilmediği bir sebeple Işbara Hanı seviyordu. Ona sordu:
- Işbara Han! Ok yağmuruyla dokuz Oğuzları geciktiren arkadaşlarınız kimlerdi?
- Yanımızda Binbaşı Bögü Alptan başka Yüzbaşı Sançar, Yüzbaşı Üçoğul, Yüzbaşı Yağmur, Onbaşı Sülemiş vardı. Hepimiz, Kür Şadın tek başına yaptığını yapmış değiliz.
- Yaraların derin mi?
- Bu yaralar beni öldürmez kağan! Yalnız içime işliyen başka bir yara var: Onbaşı Sülemiş savaşta can verdi.
- Işbara Han! Kişi evinde doğar, savaşta ölür. Bir Gök Türk onbaşısının ölümü sana neden bu kadar dokunuyordu?
- Çünkü onun ölümü herkesin ölümüne benzemiyordu kağan!
Işbara Han, gözlerini otağın bir ucuna dikmişti. Savaşın o anını yeniden görüyordu. Bu öyle yiğitçe bir manzara idi ki kişi bunu ölünceye dek unutamazdı: Gök Türkler kimi atlı, kimi yayan köprüye doğru kaçıyorlar, koca Yamtarla Yumrunun göğüslerine kadar suya girerek insan gücü üstünde bir erlikle omuzlarında tuttukları köprüden geçerek karşı kıyıya ulaşıyorlardı. Köprüden ancak yan yana iki kişi geçebiliyor, karşı kıyıya varan ölümden kurtuluyordu. Kür Şad, Işbara Han, Bögü Alp, Sançar, Üçoğul, Yağmur, Sülemiş köprünün sağında, solunda durarak uzaktan saldıran Dokuz Oğuzlara ok yağdırıyorlardı. Kür Şad o gün bir yıldırım parçasıydı. Ona artık Ötükenin keskin nişancısı denemezdi. O şimdi ok Tanrısı gibi bir şeydi. Biçimine getiriyor, bir okla iki kişiyi birden deviriyordu. Atsız kalmış iki üç yaralı er, Dokuz Oğuzların attığı okları yerden toplayıp bunlara getiriyordu. Fakat Dokuz Oğuzlar ölümü hiçe sayarak öyle bir saldırıyorlardı ki biraz daha durdurulmazlarsa Gök Türk ordusunu yok edebilirlerdi. O zaman Bögü Alpın yanaşan Dokuz Oğuzlara at saldığı ve tek başına onları durduğu görüldü. Onun yaptığı bir şaşırtmaca, bir oyalama idi. Fakat Gök Türklerin karşı kıyıya geçmesini sağlıyacak kadar uzun sürmemişti. İşte o sırada oku biten Onbaşı Sülemiş atından atladı. Köprünün sol başındaki ince ağaca koşarak kemeriyle kendisini koltuklarının altından bu ağaca bağladı. Bu iş o kadar çabuk olmuştu ki Işbara Handan başka kimse görmemişti. Bögü Alp kan içinde yağının karşısından çekilirken Sülemiş kılıcını savurarak gür sesle Dokuz Oğuzlara bağırıyor. Onlara meydan okuyordu. Dokuz Oğuzlar onu görünce ok yağmuruna tuttular. Bir anda Sülemiş delik deşik olmuştu. Fakat bağlı olduğu için düşmüyor, hâlâ kılıcını savuruyordu. Yiğit Onbaşı Gök Türklere gereken zamanı kazandırmıştı. Sağ kalanların hepsi karşı kıyıya geçebilmişlerdi. Onun diriliğinde eğilmiyen başı sağa bükülmüş, tulgası başından düşmüş, yüzü gözü kan içinde kalmıştı. Gövdesinde kırk elli tane ok vardı. Onbaşı Sülemiş ölmüştü. Fakat kılıcını hâlâ sımsıkı tutuyor ve bu kadar ok yediği halde neden düşmediğini anlamıyan asi Dokuz Oğuzların dört nala saldırışı karşısında Gök Türk Kağanlığının kanlı sancağı gibi boynu bükük, bağrı deşik duruyordu.
Köprüden geçen son Gök Türk Işbara Handı. Sülemişin, toprağı bol bol sulıyan kanları Işbara Hana Ötükende Türk yasası yürüsün diye öldüm diyor gibi gelmişti. Sonra Yamtarla Yumru köprüye bırakıp karşı kıyıya geçmişler, arkadaşları tarafından çıkarılarak ata bindirmişlerdi.
Işbara Han bütün bu savaşı, bu yiğitliği yeniden görür gibi olmuştu. Kara Kağana bunları anlatırken o da ürpererek dinliyor, heyecanlanıyordu.
***
Konuşma
bitmiş, üç başbuğ otağdan çıkmıştı. O gece bütün Ötükenlilerin içini karalar
bürümüştü. Dokuz Oğuzlara yenilmek neyse ama Tulu Hanın tevkif edilerek zincire
vurulup hapsedilmesi yıldırım tesiri yapmış, Ötükenliler içlerinden kağana
gücenmişlerdi.
Sonraki Bölüm >>>