|
BU TARİHİ UNUTMAYIN! |
Ey Milletim;
"6 Ekim 2004" tarihini kesinlikle unutma!
Bu tarih, senden olmayan birilerinin senin adına Türk düşmanlarına boyun
eğdikleri bir tarihtir. Bu tarih, Türk'ün binlerce yıl uğraşarak yüreğiyle,
bileğiyle kazandığı itibarı sıfıra indiren, zavallılaştıran bir tarihtir. Bu
tarih, bir kukla hükümetin, işbirlikçi basın-yayın organları ile ülkemizde dokuduğu teslimiyet
bayrağını Avrupa meclisinde utanmadan, sıkılmadan dalgalandırdığı bir tarihtir.
Türk Bağımsızlığı, Türk Kimliği, Türk Devleti, Türk Bayrağı, Türk Eğitimi, Türk
Dili.. bu tarihten sonra büyük bir tehlike altına girmiştir. Bu hükümet, kendi
istikbalini garanti altına almak adına, Türk'ün istikbalini hiçe saymaktadır.
AB'nin amacı; Türkiye'yi üye olarak birlik içine dahil etmek değildir. AB,
üyelik konusunda pek hevesli, baştaki bu gayrı Türk unsurları yakalamışken,
bugüne kadar Türk'e kabul ettiremediği bazı hayati kaideleri kabul ettirmek
arzusundadır. Bu amacına da büyük ölçüde ulaşan AB'nin istekleri, Türkiye
Cumhuriyeti ayakta duramayacak duruma gelene kadar devam edecektir. Kimse şimdi
çıkıp da, "bundan sonra başka istekler yok, işin sonuna geldik" gibi boş,
aptalca konuşmalar yapmasın.. Kimsenin bu milletle alay etmeye, bu milletin
zekasını küçümsemeye hakkı yok! Ortada henüz hiçbir şey yokken, her şey
bitmişcesine "Artık Avrupalıyız" diye tepinenler, anıranlar neye dayanarak bu
sevinç gösterilerini yapıyorlar, anlamış değiliz.. Efendim, şu devlet Türkiye'yi
seviyormuş, bu devlet destekliyormuş. O devletin desteklemesi hiç bir şey ifade
etmiyor, kardeşim. AB'de alınan kararlar oy çokluğu ile değil, "oy birliği" ile
alınır. Yani herhangi bir devletin Türkiye aleyhine oy kullanması Türkiye'nin bu
saçma üyelik macerasını bitirmeye yeter de artar bile.. Kendini milletten zeki
sanan bu zavallılar çıkıp da önce şu soruların cevabını versinler. Şimdi ne
olacaktır? Türkiye'ye Aralık ayında üyelik tarihi mi verilecektir? Cevabı siz de
gayet iyi biliyorsunuz ki; tam üyelik tarihi verilmeyecek.. AB'nin uyguladığı,
oyalama taktiğidir. Bu oyalama taktiği ile Türkiye'nin savunma mekanizmaları
çökertilecek, Türkiye zararsız hale getirilecek, ondan sonra bir kenara itilecek
ve kaderine terkedilecektir. Türkiye'yi uçuruma sürükleyenler bilsinler ki, bu
millete gün gelecek hesap verecekler. Bu hesap verme işi kolay da olmayacak, onu
söyleyelim.
Peki AB, bizden ne istiyor? Dilerseniz, bir kere daha hatırlayalım.
* AB, sözde soykırım iftiralarını Türkiye’ye kabul ettirmek istemektedir.
Soykırım iftiralarını kabul edersek iş bitmeyecek, ardından tazminat ve toprak
talepleri gelecektir.
* Ege Denizi’nde, Yunan tezi olan 12 mil, Türkiye’ye kabul ettirilmeye
çalışılmaktadır. Böylece altındaki petrol denizi ile birlikte Ege, bir Yunan
denizi olacaktır.
* Kıbrıs, Megalo İdea tezine göre Yunan adası haline getirilecektir.
* İstanbul üçe bölünüp, Suriçi, Bizans tarihine ve mimarisine uygun olarak
yeniden inşa edilmek istenmektedir. Bizans ruhuna ve mimarisine göre yeniden
inşa edilen “Suriçi” Vatikan tarzı bir devlet olarak Fener Rum Patrikhanesi’ne
teslim edilecektir. Bu da Bizans’ı yeniden diriltme projesinin hareket noktası
olacaktır.
* Fener Rum Patrikhanesi’nin “ekümenikliğinin” kabul edilmesi, fesat yuvası olan
Heybeliada Ruhban Okulu'nun derhal açılması isteniyor.
* Urfa, İznik, Efes, Antakya ve Tarsus gibi dini açıdan kutsal olan yerlere
uluslararası bir statü verilecektir. Lozan’daki nüfus değişimi çerçevesinde,
Türkiye’den gidenler dahil Hristiyanların eski yerlerine dönüşü kabul edilecek.
* MGK kaldırılacak ya da tümüyle danışma organı haline getirilecektir.
* Özellikle Yunan tehdidine karşı kurulan Ege Ordusu lağvedilecek, Türk Ordusu
küçültülecek ve komutası Brüksel’e devredilecektir.
* Azınlıklar Lozan’a göre değil, Kopenhag kriterlerine göre hem etnik, hem
dinsel ve mezhepsel temele dayalı olarak yeniden belirlenecektir. Buna göre
kürtler, çerkesler, boşnaklar vs. etnik farklılık gerekçesiyle azınlık
sayılacaktır. Türk'ün hakları bu yolla gasp edilecektir.
* Türkiye'nin Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile ilişkileri AB çerçevesine
indirgenecektir.
* Tarım ve hayvancılıkta her türlü sübvansiyona son verilecektir. Daha açıkçası
Türkiye, tarım ve hayvancılık konusunda ihracatçı değil ithalatçı bir ülke
olması istenmektedir.
* Hristiyanlık propagandası doğrudan Avrupa Birliği’nin gücüne dayanarak
yürütülecektir.
Görüldüğü üzere AB süreci, Türkiye Cumhuriyeti'ni yok eden, can damarlarını
tıkayan, bitkisel hayata sokan bir süreçtir. Bu süreç, geç olmadan, devlet yok
olmadan, millet perişen olmadan durdurulmalıdır. "AB olmazsa biz bittik,
mahvolduk" gibi saçma haykırışlara da kulaklarınızı tıkayınız. Gelişmek,
büyümek; AB'ye kayıtsız-şartsız teslim olmakla değil, ancak ve ancak çalışmakla
olur. Bağımsızlık, bir milletin, bir devletin en kıymetli değeridir. Her ne
pahasına olursa olsun korunmalıdır.
Salur Beğ
6 Ekim 2004