CHİRAC'IN KONUŞMASININ DOĞRU OKUNMASI


15 Aralık akşamı Fransa Cumhurbaşkanı Chirac’ın bir Fransız televizyon kanalında yapmış olduğu konuşmanın ardından AB uşağı satılmış basın-yayın organları neredeyse bayram havasına girdiler. Chirac amcalarının konuşması onları öylesine duygulandırdı ki, gözleri doldu. Sevinçten ne yapacaklarını şaşırdılar. Sözde Chirac gerçek bir Türk dostu gibi konuşmuş, AB’nin kapısını sonuna kadar açmıştı. İşin ilginç yanı bunlar kendileri çok akıllı, kurnaz sanıyorlar. Madem bu kadar akıllı ve kurnazlar o zaman neden Chirac’ın Türk kamuoyunu kandırmak için attığı havucu hemen yuttular? Hatta bir televizyon kanalında AB tartışması vardı ve yayını keserek Fransa’ya bağlandılar. Bu programın sunucusu da AB uşağı olduğu halde havucun arkasındaki dikenlerden rahatsız olmuş olmalı ki katılımcıların dikkatini bu dikenlere çekmek istedi. Ama başaramadı, konuşmacılar öylesine zafer sarhoşluğuna girmişlerdi ki sunucunun açıkladığı dikenlere “bir şey olmaz” diyerek konuyu havuçlara çevirdiler.

Chirac ne demişti:

“- Türkiye’ye ihtiyacımız var. Türkiye bizim için büyük bir pazar,... Genç ve kalabalık nüfusu ile Türkiye büyük bir ekonomi”... Yani bunun anlamı “Türkiye’yi içimize direk almadan yamayabilirsek sömürebildiğimiz kadar sömürürüz. Nasıl olsa tarım ve hayvancılık sektörlerini yok ettik sayılır, AB’den canlı hayvan, et ve tarım ürünleri ithalatı yapıyorlar. Bizim çiftçimiz, bizim işçimiz kazanacak.”

Türkiye’yi dışlamamalarının gerekçesi bizim onların pazarı olmamız. Bizi ortak olarak değil mallarını satacakları, doğal kaynaklarımızı ucuza kullanacakları sömürge ülke olarak görüyorlar.

“Türkiye’yi içimize bir şekilde almak zorundayız. Türkiye gibi güçlü, büyük ve köklü tarihi olan ülkeyi dışarıda tutamayız. Dışarıda kalırsa bizim için daha büyük tehlike arz eder.” diye düşünüyorlar. (Hatırladığım kadarıyla bir Fransız’ın “Türkleri bir kez kendi hallerine bıraktık, başımıza öyle bir iş açtılar ki hala 81 yıldır çözümleyemiyoruz.” şeklinde bir sözü vardı. Bahsettiği iş ise Kurtuluş Savaşımız ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmamız.) Biliyorlar ki Türkiye kendi haline bırakılırsa kolaylıkla kendi özüne döner ve Turan yoluna kaldığı yerden devam eder. Her zaman söylediğim gibi, bizim dışımızda gücümüzün herkes farkında ve bu gücün tekrar ortaya çıkması herkesi korkutuyor. O nedenle tüm Avrupa ülkeleri ve Amerika haçlı ittifakı yapmışçasına bize saldırıyorlar.

“- Türkiye’ye tam üyelik dışında özel ortaklık öneremeyiz. Türk milleti çok gururludur, böyle bir ortaklık asla kabul etmezler.”... Evet Chirac Türk milletini çok iyi tanımış. Eğer Türk milletinin damarına basarlarsa gözü ne AB görür, ne Erdoğan, ne de para. O yüzden Türkiye’yi kendi haline bırakamazlar.

Yukarıdaki açıklamalar Türk kamuoyunu rahatlatıp Erdoğan’ın eline K.K.T.C.’ni kolayca satabilmesi, Ermeni soykırımını tanıtabilmesi için verilen kozlardı. Erdoğan’ın Türk karşıtı elini güçlendirmek amacıyla Türk kamuoyuna yönelik bir aldatmacaydı. Diğer taraftan ise kendi sığ tabanını rahatlamak amacı da taşıyordu. Çünkü Fransa’da herkesin bilmesi gerekirdi ki AB’nin gerçek amacı Türkiye’yi eşit koşullarda üye almak değil, Türkiye’nin güçlenmesini önlemek ve kullanabildiği kadar kullanmaktı. “Dışarıdaki güçlü Türkiye’nin bizim için çok daha tehlikeli olduğunu hala anlamadınız mı?” dercesine kendi kamuoyuna da mesaj veriyordu aynı zamanda.

Gelelim gözden kaçırılan, belki de özellikle üzerinde durulmayan ama Türkiye için hayati derecede önemli olan satır başlıklarına:

Chirac’a sözde Ermeni soykırım olayını sordular. Chirac sorunun cevabını nasıl vereceğini şaşırdı, geveledi. Çünkü hem Türk kamuoyunu kandırmada Erdoğan’a yardım etmeliydi, hem de kendi kamuoyuna gerçek niyetleri bir şekilde anlatabilmeliydi. Şöyle bir cevap verdi:

“-1915 yılında zor durumda olan Ermenilere kapımızı açtık, onları içimize aldık, bizlere uyum sağladılar. Ermeni soykırım yasasını onayladık.”

Sunucu ısrarla Türkiye’nin sahte Ermeni soykırım yasasını kabul etmeye zorlanıp zorlanmayacağını sorunca, Chirac “Böyle büyük bir ülke müzakere tarihi aldıktan sonra kendi tarihiyle hesaplaşacaktır. 1915’te olanlarla ilgili tarihini sorgulayacak ve soykırımı kabul edeceklerdir. Ermenistan ile iyi ilişkiler kurup sınırlarını Ermenilere açacaktır.” dedi.

Chirac’ın amacı Türkiye’yi masadan kaçırmamaktır. Aslında Erdoğan’da kaçacak göz yok ya… T.S.K.’nden intikam almak için her şeyi göze almış olduğundan sahte soykırımı bile kabul eder. AB’yi arkasına alarak Türk Ordusu’nu dize getirmek hayaliyle gözleri körelmiştir. AB aslında Erdoğan’ın bu huyunu tam öğrenememiş. Yoksa daha kısa yoldan Erdoğan’a yaptıracaklarını yaptırabilirdi.

Kıbrıs konusuna gelince; Türkiye’nin bu kulübe girebilmesi için tüm üye ülkeleri tanıması gerekir tezinden yola çıkarak bizi Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanımaya zorlayacaklar. Chirac’ın açıklamalarında müzakere öncesi Türkiye’nin Güney Kıbrıs’ı Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanımak zorunluluğu var.
Serbest dolaşımın ve serbest mal dolaşımının da sürekli kısıtlanacağından söz ediliyor.

Son olarak Chirac herkesi aptal yerine koyarak “Türkiye ile müzakereler bir başlasın, tarih vermek önemli değil, sonuçta üye olabilmesi için Fransız halkı karar verecektir. Türkiye’nin üyeliği konusunda referandumla karar verilecek. Yani Türkiye istediği kadar toprak versin, sahte Ermeni soykırımını kabul etsin, kürdistan kurulmasına izin versin, sonuçta Fransız milleti referandumda Türkiye’nin üyeliğini kabul etmezse Türkiye asla üye olamaz.” şeklinde düşünüyor. Fransızların Türk düşmanlığı herkesçe bilinen bir gerçek. Kim garanti verebilir 20 yıl sonra Türkiye’nin AB’ye üye olabileceğine? Hem o dönemde AB diye bir birlik olacak mı? Olsa bile yeni koşulları ne olacak? Biz özümüzden tamamen uzaklaştıktan, topraklarımızı üç paralık insanlara verdikten sonra Türkiye Türklerin mi kalacak?

Sonuç itibarıyla Chirac Türkiye’de AB uşaklarının bizlere karşı kullanmaları için biraz malzeme verdi. Bizim AB uşaklarımız ise zamanı hiç geçirmeden Chirac tellallığına başladılar. Chirac aynı zamanda kendi kamuoyuna da mesajlar verdi “Bu kadar aptal olmayın, el birliği ettik Türkleri kandırmaya çalışıyoruz, siz hâlâ anlamıyor musunuz?” dercesine…

Evet, bizim satılık basınımızın, öğretim üyelerimizin Türk dostu açıklamalar yaptı dediği Chirac gerçekte Türk dostu değil Türk karşıtı açıklamalar yaptı. 5 maddeyle özetlersek:

1- Sahte ermeni soykırım yalanı kabul edilecek.

2- Güney Kıbrıs Rum yönetimi Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanınacak, Türkiye K.K.T.C.’nden asker çekecek, Türkiye’den giderek K.K.T.C.’ne yerleşenler geri dönecek.

3- Türkiye ile başlatılan müzakerelerin ucu açık olacak, istedikleri taktirde üyeliği askıya alabilecekler.

4- Serbest dolaşım hakkı verilmeyecek.

5- Her şeye rağmen Türkiye’nin üyeliği Fransa’da yapılacak referandum’a bağlı olacak.

Asıl tehlike şimdi başlıyor. Erdoğan kendisini raporda olmayan konular üzerine Türkiye’yi korumak için mücadele ediyor gibi gösteriyor. Asıl önemli konuları göz ardı etmek için her zamanki havuç oyununu oynuyorlar. Erdoğan’ın sözde direttiği konular zaten raporda yok. Ama biz Türkler için büyük bir tuzak olan müzakere tarihi verildikten sonra (ki AB Türkiye’yi sömürmeye devam etmek için bu tarihi zaten vermek zorunda) “Ben bastırdım tarih aldım, Türkiye aleyhine olan konulara karşı çıktım ve rapordan çıkarttım.” diyecektir. Türk milletinin daha fazla kandırılmasını önlemek için Türk milletini bilinçlendirme çalışmalarına hız vermeliyiz. Erdoğan, her zaman yaptığı gibi yalanla dolanla bu milleti kandırmaya devam edecektir. AB ile birlik olup Türkiye’yi AB’ye üye olmuş gibi gösterecektir.

Küntike


16 Aralık 2004