|
"ÇOCUK TERÖRİST OLMAZ" ANLAYIŞINI ÇÜRÜTEN FOTOĞRAF |
Şemdinli'de yaşanan gerginliği bahane eden Türk
karşıtı basın-yayın organları leş kargaları misali ağızlarının suyu akarak, büyük bir iştahla, Türk
Ordusu'nu karalama ve toplumun gözünden düşürme çalışmalarını sürdürüyorlar. Hele Tayyip Erdoğan'ın, Abdullah Gül'ün, Bülent Arınç'ın
mutluluklarına diyecek yok. Türkiye'yi sattıklarının her geçen gün biraz daha
ortaya çıkmakta olmasının yarattığı sıkıntıyı, Türk Ordusu'na yapılan saldırılar az da
olsa hafifletiyor.
Türkiye'yi sattığını gizlemeyen, hatta övünerek açıklayan Erdoğan gururunu,
onurunu ve aynı zamanda Türk Yurdu'nu -yalnızca Türk ordusundan intikam alma
karşılığında- sattığı AB ülkelerinden gelen darbe gibi açıklamalar nedeniyle zor
günler yaşıyordu. Bu zor durumu da Türkiye'den kaçarak aşmaya çalışıyorlar.
Dikkat edilecek olursa sözde başbakan olan Erdoğan yalnızca ülkeler arasında
dolaşırken aktarma yaparcasına Türkiye'ye uğruyor. Sıkmabaş eşini yanında çanta
gibi taşıyarak tüm dünyaya türban şov yaparcasına Türk'ün alın terini, parasını
çarçur ediyor. Özellikle son A.İ.H.M. kararında türban konusunda Türkiye'nin
haklı bulunmasına köpüren Erdoğan hükümeti tabanının karşısında prestij kaybına
uğrayınca saldırganlığını artırdı. (Biz de A.İ.H.M.'ni kabul etmiyoruz ama
toptan kabul etmiyoruz, başımız sıkışınca oraya başvurmak aklımızın ucundan bile
geçmez. Madem onlar A.İ.H.M.'ne karşı çıkıyorlar, öyleyse neden Luisidu
davasında tazminatı kabul edip bizim paramızı ona ödediler, ya,da neden
PKK'lılara tazminat ödüyorlar?)
Konuşma üslubu zaten bozuk olan Erdoğan düzeyini öylesine düşürdü ki, başbakan
olduğunu bilmeyen birine kim olduğunu anlatabilmek için neredeyse noterden kağıt
göstermek gerekecek. Bu arada Amerikalı, Avrupalı patronlarından aldığı emri
yerine getirmek için gece demeden gündüz demeden türban şovuyla birlikte
geziyor. Görevini hatırlatmak gerekirse, "Genişletilmiş Orta Doğu Projesi"nde
kilit rolü oynuyor. Özellikle medeniyetler çatışması teorisini ileri sürenler
Türkiye'nin Avrupa'dan uzaklaşarak müslüman ülkelerin liderliğini yapması
gerektiğini ileri sürüyorlar. Evet bir anlamda haklılar, Türkiye'nin Avrupa
ülkelerinden ayrılması gerekir, hem de tamamen çünkü Avrupalılar'dan çok farklı
olan kültürümüz onlara yaklaştıkça bozuluyor. Ama yanıldıkları konu ise çok
önemli; sanki aynı soydan ve kültürden geliyormuşuz gibi bizi Arap ülkeleriyle
bir tutuyorlar. Aslında Arap ülkeleriyle kültürümüz, özümüz, her şeyimiz öyle
farklı ki; bu iki kültür asla yan yana getirilemez. Özümüzü koruyabilmek için
hem Araplar'dan, hem Amerikalılar'dan, hem de Avrupalılar'dan olabildiğince
uzaklaşmalıyız ve sadece diğer Türk Cumhuriyetleri ile biraraya gelmeliyiz.
Fakat Erdoğan bunu anlayamıyor ve inatla patronlarının emirleri doğrultusunda ve
örümcek kafalı irticacıların etkisiyle Türk kültürünü Arap kültürünün yanına
koymaya çalışıyor.
Tam erozyona uğramışçasına tabanı ayaklarının altından kayarken Erdoğan'ın eline
yeni bir koz verildi. Amerika ve AB (AB de sonuçta Amerika'nın piyonudur)
Şemdinli olaylarını abartıp sansasyon yaratarak dikkati başka yöne çekmek ve bu
arada kürtlere ayrıcalıklar tanınmasını sağlamak amacıyla kendi adına çalışan
mütareke basınına talimat verdi. Onlarca, yüzlerce şehide gözlerini kapayan,
şanlı Türk bayrağına sarılı şehit cenazelerine sayfalarında yer vermeyen, verse
bile orta sayfalarda önemsiz bir habermiş gibi geçiştiren bu mütareke basını
Türk karşıtı gelişmelerde aslan kesiliyor.
Asıl konuya gelince... "Çocuktan terörist olur mu?" diyen mütareke basını geçen
yıl Mardin Kızıltepe'de yaşanan olaydan ötürü emniyet güçlerini suçlamıştı. Ama
günler boyunca yazdıkların tam tersi 15 Kasım 2005 tarihli Sabah Gazetesi'nde,
yani gene mütareke basınında gözler önüne serildi. Fakat ne yazık ki, bu kürt
çocukların yaptıkları masum gösterilerek milletin bilinçaltı etkileniyor. Haber
öylesine masum anlatılıyordu ki, neredeyse benim bile gözlerim yaşaracaktı(!).
Terbiyesizliğin bu kadarına da pes doğrusu. Gazetedeki fotoğrafta 10-15
yaşındaki kürt çocukları oyun oynuyorlar fakat her ne hikmetse ellerindeki
pankartlarda "PKK kontrol merkezi" yazısı açıkça okunuyor.
Mütareke basınına soruyorum; bu kürt çocuklar olaylardan ya da dizilerden
etkilenmiş olsaydı "PKK kontrol merkezi" diye mi pankart taşırlardı, yoksa
"polis kontrol merkezi" diye mi? Dizilerden olaylardan etkilenmiş olsalardı
"polis kontrol merkezi" veya "asker kontrol merkezi" diye yazarlardı. Ama basın
herkesi aptal yerine koyarcasına kürt çocukların eylemlerini masum göstermeye
çalışıyor.
Türk bayrağını yakanlar da kürt çocuklar değil miydi? Kapkaçı yapanlar da kürt
çocuklar değil mi, tinerci olup insanları öldürenler de kürt çocuklar değil mi?
Kürtler ülkeye katkıda bulunmak için iş üreteceklerine, zarar vermek için
terörist üretiyorlar.
"Yoksulluk ve eğitimsizlik yüzünden terörist oluyorlar, kapkaççı oluyorlar"
yalanını ileri sürmesinler. Kürtlere, Sevr anlaşmasının iptal edildiği gün
Türkiye'yi yok etmeye yemin etmiş olan Amerika ve AB ülkeleri yardım ediyor.
Özellikle son aylarda kürtlerin açtığı işyeri sayısının hızla arttığı dikkat
çekmektedir. Tiplerine bakıldığında, bu işyerlerini açmak için gereken sermayeyi
nereden buldukları hemen anlaşılıyor. Parayı normal çalışma koşullarında
kazanmadıkları ya da aileden miras yoluyla kalmadığı gün gibi açık. Bu kürtler
doğru düzgün konuşmayı bile bilmiyorlar ama dükkan açıp içine mal koyacak parayı
bulabiliyorlar. Basın-yayın organları askerlerle uğraşacaklarına, kürtlere bu
sermayenin nereden geldiğini araştırsa ya? Ama yapamazlar, çünkü yapmaya
kalktıkları anda aldıkları fonlar kesilir ve bu desteğin arkasında AB ile
ABD'nin olduğunu görürler. Türk düşmanı ülkelerin kürtleri palazlandırarak
bağımsız devlet kurma hayallerini körüklemek için sermaye sahibi yaptıklarını
görecekler. Aslında bu durumu onlar da biliyorlar ama AB fonlarını alabilmek
için görmezlikten gelmek zorunda olduklarını, hatta Türk milletinin görmesini
engellemeleri gerektiğini de biliyorlar.
Sonuçta Şemdinli'deki olayları abartarak ve orada provokasyon yaratarak bir
taşla bir çok kuş vurmuş oluyorlar. En önemlisi, milletin gözünde Türk Ordusu'nu
güvenilmez duruma düşürmeye çalışıyorlar. Türk Milleti'ne "Askerinize güvenmeyin
çünkü yanlış işler yapıyorlar, masum kürtleri haksız yere katlediyorlar, onları
terörist olmaya zorluyorlar; kürtler zavallı, acınacak insanlardır" fikrini
empoze etmeye çalışıyorlar; ayrıca Türk bayrağına sarılı şehitlerimiz yarattığı
infiali gölgelemek amacını da güdüyorlar.
Ordunun yıpratılması olayı en çok Erdoğan'ın ve Gül'ün işine geliyor. Bir
anlamda kendi egolarını tatmin etmiş oluyorlar.
Ayrıca, resmi görevli sayılan belediye başkanı suç işleyerek kürtçe konuşma
yapıyor. Normal koşullarda bu konuda suç duyurusunda bulunulması gerekirdi. Ama
Erdoğan hükümeti nedeniyle normal koşullarda değil anormal koşullarda yaşıyoruz.
Yavaş yavaş devlet kurumlarına kürtçeyi sokmaya, millete sevimli göstermeye
çalışıyorlar. Güya kürtleri sakinleştirmeye çalışmak amacıyla kürtçe konuşmak
masum gösteriliyor. Böyle başlayarak kürtçeyi resmi dil konumuna sokuyorlar.
Diğer bir kuş ise DEHAP'ı aklamaya çalışmak. Evet DEHAP Türk milletine sevimli
gösterilmeye, masum gösterilmeye çalışılıyor. DEHAP'lılar bölgeye giderek "Haklı
olan biziz, sakin olun, haklı olduğumuz hâlde haksız konuma düşmeyelim" türünden
söylemlerle sözde büyüklük yapmaya çalışıyorlar. Oysa ki kürtler büyüklüğün
anlamını bile bilmezler, bilmedikleri bir kavramı nasıl gerçekleştirsinler? Rol
icabı bile olsa hiç yakışmıyor onlara. İstedikleri kadar makyaj yapsınlar,
terledikleri anda veya biraz yağmur makyajı siler. DEHAP'ın makyajı öylesine
abartılı yapılmış ki, resmen sırıtıyor.
Bir taşla vurulmaya çalışılan kuşlar bitmiyor, bir diğer kuş ise AB'nin
Türkiye'ye müdahale etme isteğini haklı zemine oturtmak... AB ve ABD Türkiye'nin
Güney Doğu bölgesine müdahalede bulunmayı uzun bir süredir düşünüyor. Türk
Devleti'ni hiçe sayarak direk Diyarbakır belediye başkanıyla görüşmeler yapmakla
işe başladılar. Şimdi "kürtler eziliyor, öldürülüyor" hikayeleriyle Türkiye'ye
baskıyı arttırmaya çalışıyorlar. Zaten kürt teröristler bu amaçlarını açık
etmeye başladılar bile; "AB'nin müdahale etmesini istiyoruz, AB bu olaya
doğrudan müdahale etmeli" türünden laflar ediyorlar. Olayları Hakkari,
Diyarbakır ve kürtlerin işgaline uğramış diğer bölgelere yaygınlaştırarak ilk
başta eyalet sistemine geçiş, sonra da Türkiye'den ayrılma çalışmalarını
hızlandırmak amacı da sırıtmaya başladı.
Bir taşla vurulmaya çalışılan kuşlara daha devam edebiliriz. Çocuktan terörist
olur mu?" başlığıyla başladık, neredeyse komplo teorileri gibi konulara uzandık.
Yapılan açıklamaları, gelişen olayları arka arkaya sıralarsak, bulmaca gibi
çözmeye çalışırsak, anlatılanların komplo teorisi gibi değil, olayların
arkasında saklanan gerçekler olduğu ortaya çıkacaktır.
Ama Türk Milleti er geç kendisine karşı oynanan oyunları, hainlikleri,
ihanetleri görecek ve başta Erdoğan ve hükümeti olmak üzere tüm hainlere, Türk
düşmanlarına gereken yanıtı verecektir. Bu hainleri öyle bir cezalandıracaktır
ki, en az birkaç yüz yıl Türk'e ihaneti kimse düşünemeyecektir. Bu konudaki
ümidimi, bir dönem dini inançları nedeniyle AKP'ye oy vermiş insanların
Erdoğan'ın Türk düşmanı icraatlarını gördükten sonra ondan soğumasına ve
cezalandırılmasını istemesine dayanarak belirtiyorum. Eski Erdoğan hayranları
bile başta Erdoğan olmak üzere AKP'lilerin ve diğer tüm vatan hainlerinin
cezalandırılmasını istediklerine göre Türk Milleti özüne dönüyor demektir.
Yapılan son kışkırtmalar ise tam da bu açıdan çok önemlidir. Türklük bilincinin,
milliyetçiliğin geliştiği dönemde Türk Ordusu'na saldırılması tesadüfi değildir.
Türk milliyetçiliğinin yükselmesinden korkanların bir tezgahıdır bu
sansasyonlar.
Küntike
16 Kasım 2005