|
"ÇOCUK TERÖRİST OLMAZ" ANLAYIŞININ KÜRTLER TARAFINDAN ÇÜRÜTÜLMESİ |
Geçen yıl Mardin Kızıltepe’de kürt terörist
Ahmet Kaymaz ve 14 yaşındaki oğlunun güvenlik güçleri tarafından öldürülmesi
olayında Türk Silahlı Kuvvetleri’ni suçlayanlar hâlâ “çocuk terörist olmaz”
diyebilecekler mi acaba?
Gerek Şemdinli’de, gerekse Diyarbakır ve Batman’da yaşanan terör olaylarında
askere, polise ve kamu binalarına taş ile molotof kokteyli atanlar küçük yaştaki
kürt çocuklar değil mi? Ellerinde pankart taşıyanlar acaba çocuk bedenine girmiş
büyükler mi yoksa? Basında görülen çocuk fotoğraflarındakiler ya da televizyonda
polise, askere, kamu binalarına taş atarken, bayrak yakarken görüntülenen
çocuklar yoksa Hollywood için “western” dedikleri filmlerden birini çekerken
alınan kareler mi? Kürt hamiliğine soyunan Amerika ya da AB ülkeleri belki de
kürtlerini ünlü yapmak için onlara unutamayacakları bir senaryo yazmıştır. Bu
senaryoda bir taraftan çocuklarını sokaklara dökerek ve önde piyon olarak
kullanarak kendi korkaklıklarını gizlemeye çalışacaklar, diğer taraftan da dünya
kamuoyuna Türk askeri sanki işgalciymiş gibi kürt çocuklarına saldırıyor, onları
katlediyor mesajı verecekler. Amerika ve AB ülkeleri bu senaryoyla iki açıdan
kârlı çıkmayı düşünüyor olmalı: Hem TSK’yı, dolayısıyla da Türkiye’yi yıpratarak
Sevr’i tekrar gündeme getirerek hem de çoğalmalarını öğütlediği kürt nüfusunu
biraz da olsa azaltmış olarak… İşte bu kadar düşünebiliyor bunlar. Kürtlerin
çocuk açısından sorunu yok, nasıl olsa üreme konusunda hayvanları örnek
alıyorlar. 3-5 çocukları ölürse geriye nasıl olsa 3-5 çocuk daha kalıyor, hatta
daha fazlası. Bir gazetede okuduğum kadarıyla ağıllarındaki hayvanlarına
çocuklarından daha fazla değer veriyorlar.
Ama görmedikleri bir şeyler var; uzun vadeli düşünme özürlü oldukları için gerek
ümmetçilikle, gerekse demokrasi, insan hakları söylemleriyle kendi tarafına
çektikleri Türkler “yeter artık” diyerek kürtlerden nefret etmeye başladılar.
Onlara acıdıkça kendilerini bir şey sandıklarını ve bu acıma duygularını kötüye
kullanarak kendi devletlerini ele geçirmeye çalıştıklarını, masum değil tam
tersine terörist olduklarını görmeye başladılar. Bunun en son örneği
Adapazarı’nda yaşandı. Özellikle son yıllarda dincilerin pençesine düşen
Adapazarı’nda da ümmetçilik bir kenara bırakılarak kürtlere tepki
sertleştirilmiştir. Eskilerin tanımıyla “bir bela, felaket bin öğütten,
tavsiyeden daha çok ders verir”. Evet doğru, kürtler kendi kuyularını kendileri
kazıyorlar. Ümmetçilikle, demokrasiyle, masum pozlarla kendi tarafına çektikleri
Türklere istediğimiz kadar onların gerçek yüzlerini göstermeye çalışalım, biz bu
kadar etkili olmazdık. Acıma duygusuyla yine içlerinde soru işareti kalacaktı.
Ama şimdi kendileri görüyorlar gerçekleri, kandırılmışlıklarını; Türkiye
Cumhuriyeti Devleti’ni yıkmak için çoluğuyla çocuğuyla, yaşlısıyla, genciyle
sokaklara dökülüp Türkleri simgeleyen her şeye vahşice saldıran bu topluluğa
acımanın anlamsızlığını; ezilmiş, horlanmış, masum görünümlerinin altındaki
canavarlığı…
Kürtler kendi kazdıkları kuyuya kendileri düşüyor. Unutmasınlar ki Türklere
zarar verenler iflah olmaz, bir şekilde bunun bedelini öderler. Er ya da geç hak
ettikleri cezaları bulurlar. Bu arada aydın geçinen sözde aydınlarımızdan hiç
ses çıkmıyor. Özellikle kürtlerin avukatlığına soyunan gazete köşe yazarlarımız
bu olaylarla ilgili tek kelime yazmadı. Sevgili kürtlerini hâlâ savunuyor mu
sözde aydınlarımız? Eğer savunuyorlarsa aydın kelimesini kendilerine sıfat
olarak kullanmamaları gerekir. Aydın ve vahşet yan yana gelmemeli. Çocuklarını
değersiz bir varlıkmış gibi ateşe atan insanları savunmamalı aydınlar. Nerede
kaldı çocuk hakları, nerede kaldı insan hakları! Toplanan vergilerle yapılan
binaları, alınan araçları vahşice yakanlar insan olamazlar. Uykudaki Türklerin
terörist olarak kullanılan çocukları görmeleri iyi oldu. Çünkü bir Türk çocuğuna
değer verir, onu ateşe atmaktansa kendini ateşe atar. Çocuklarını göz göre göre
ateşe atanların insan olamayacağını sonunda görüyorlar.
Küntike
1 Nisan 2005