CONİ, CONDİ, PEŞMERGE EL ELE...


Dış İşleri Bakanı Abdullah Gül, ABD’ye bir gezi düzenledi. Bu gezinin gerçekleştirildiği tarih dönem itibariyle çok ilginç… Askerlerimizin başına çuval geçirildiği günün yıldönümünü de içeren bir zaman diliminde Türk heyeti ABD’ye davet ediliyor, görüşme yapılıyor. Tarihimize ‘kara gün’ olarak geçen o günkü talihsiz olayı isterseniz biraz hatırlayalım. 4 Temmuz günü ABD askerleri, kürt peşmergeler eşliğinde Irak’ın kuzeyinde, Süleymaniye’de görev yapan askerlerimizi gözaltına almış, bu askerlerimizin başlarına çuval geçirmiş, bu askerlerimizi Bağdat’a götürmüştü. Böylece kürtlere korkulacak bir şey olmadığı, her şeyin denetim altında olduğu da gösterilmiş oluyordu. Ayrıca geçmeyen tezkerenin karşılığı verilmiş oluyordu. O günlerde Türk milleti yaşanan olaylara tepki göstermiş, hükümet ise sessizliği tercih etmişti. ABD’ye sert nota verilip verilmeyeceği sorusuna öfkelenen Tayyip soruyu soran Türk gazeteciyi azarlamış, ‘Bu bahsini ettiğiniz müzik notası değildir’ demişti. Hükümetin aczi devam etmiş, “Büyük devletler özür dilemez” denilerek ABD karşısında hükümet boyun eğmişti. Aynı zamanda 4 Temmuz günü ABD’de tatil olduğu için ABD kanadından bu konuyla ilgili konuşulacak bir yetkili de bulunamamıştı. Daha sonra olayın sorun edilmemesi, fevri, lokal bir hareket olduğu söylendi. Son günlerde yaşanan olayları da biliyorsunuzdur. Yapılanları ister kabul edersiniz, ister etmezsiniz ama İsrail’in sadece bir askerini kurtarmak için yaptıkları ortadadır.

Gelelim Abdullah Gül’ün ABD ziyaretine ve ABD Dışişleri ile görüşmesine… Öncelikle şunu belirtmeliyim, Türkiye’yi bu belirttiğimiz olayın yıldönümünde davet etmek terbiyesizliktir. Görüşmelerin sonunda çerçevesinin belirlendiği söylenen Ortak Vizyon Belgesi’nin ABD’nin ayağına gidilerek onaylanması ayrı bir terbiyesizlik.. Türklerin hassas olduğu hiçbir konuya önlem alınmadığı gibi, Türk hassasiyetlerinin ABD tarafından paylaşılmadığı bu belgede doğrudan veya dolaylı olarak İran var, Karadeniz, ABD filosu, BOP, Patrikhane, Kıbrıs, Irak var, Ilımlı İslam, İsrail var. Ama Türklerin hassas olduğu bir konu Türk tarafının istediği bir şekilde belgede yer almış değil, yani yok… Kısacası, ABD’nin uzun vadeli planlarına eşlik edileceği söylenmiştir. Bu teslimiyet yine başarı olarak sunulmuştur. Hatta Abdullah Gül’ün “Ben ona (ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice) kısaca ‘Condi’ derim, o da bana Abdullah der” demesi bile hükümetin pişkinliğini ortaya koyuyor.

ABD, her şeyi kendi penceresinden gören, kendi çıkarlarına göre şekillendirmeyi isteyen bir devlet… ABD’nin bu nedenle dostu yoktur. Aslında diplomaside de dost ülke yoktur, sadece çıkarlar vardır. Onun için ABD’yle çıkarlarınız çatışıyorsa dost olamazsınız. “ABD’nin dostluğunu göstermesini, pkk terörü konusunda Türkiye’ye yardım etmesini bekliyoruz” demek bana kalırsa saçmadır. ABD, her ne kadar reddetse de pkk ile ilişkilidir. pkk’nın bir terör örgütü olduğunu tanıyan ilk ülke olması bile bu gerçeği değiştirmez. Bugün pkk’nın İran’da da kullanılması ABD gündeminde iken, ABD’nin pkk terörünün üstüne gitmesini beklemek boştur.

ABD’nin Kıbrıs konusundaki plan ve eylemleri bile Türkiye ile ters düşmesine neden olmaktadır. ABD, hala KKTC’nin varlığını tanımadığı gibi, eş zamanlarda ABD’ye çağrılan iki davetliye ABD Başkanının yaptığı muamele ve hitap şekilleri çok önemlidir. kürt peşmerge Barzani’ye “Sayın Başkan” diye hitap edilmesi, KKTC Cumhurbaşkanı M. Ali Talat’a ‘Türk Toplum Lideri’ diye hitap edilmesi ABD’nin sadece kendi çıkarları için hareket eden, Türk tarafının isteklerini görmezden gelen bir hava içinde olan bir devlet olduğunu açıkça ortaya koyuyor. KKTC’ye yapılan muamele ve dayatmalar konusunda ABD’nin AB ve özellikle Yunanistan ile aynı paralelde olduğu görülüyor.

Bunun dışında farklı görüşler de olsa bile ABD, Irak’ta büyük bir bataklığa saplanmıştır. Bu bataklıktan kurtulmak için Irak’ı din-mezhep-ırk çerçevesinde bölmek niyetindedir. ABD kanadında kurtuluşun reçetesi olarak görülen, Irak’ta bir iç savaşın çıkmasıdır. Sonrasında Irak’ta bir bölünme yaşanacak. Irak’ın üç bölgeye ayrılması düşünülüyor. Bu tür bir gelişme Türkiye’nin hiç te arzuladığı bir gelişme değil… Hele Irak’ın kuzeyindeki kürtlerin bağımsızlık isteklerini sık sık dillendirmeleri, Irak’ın kuzeyinde yaşanan gelişmelerin Türkiye’de bazı olayları tetiklemesi, kuzeyde kürt peşmergelerin ABD Özel Kuvvetleri’nde görevli subaylar tarafından kapsamlı bir eğitimden geçirilmesi, bazı peşmergelere pilot eğitimi verilmesi, İsrail’in, MOSSAD’ın da bu işin içinde olması nelerin planlandığını, ilerde nelerin yapılmak istendiğini açıkça ortaya koyuyor. Son olarak gündeme gelen ABD kaynaklı haritalardan biri de sanki ileride olabileceklerin ön habercisi gibi…

Türkiye dikkatli olmak zorundadır. Bugün varlığı hukuken kabul edilmese, tanınmasa bile netleşmiş, su yüzüne çıkmış olan bir oluşum Türkiye ve komşu ülkeleri tehdit eder hale gelmiştir. Ayrıca Türkiye, yıllardır devam eden dış destekli bir terörle karşı karşıyadır. Yapılan görüşmelere ve çabalara rağmen Türkiye bu mücadelesinde yalnızdır. ‘Terörle mücadele edelim’ diyen ülkeler nedense iş başa düştüğü ve Türkiye söz konusu olduğu zaman sessizliği tercih etmektedirler. Biz laf değil, iş bekliyoruz.

Türkiye’nin dış politikası hemen hemen her alanda çökmüş, yerini dış politikada kabullenme ve yaşanan olaylara seyirci kalma durumu hakim olmuştur. Bu tutum terk edilmelidir, Türkiye kendi çıkarlarını daha kararlı bir şekilde koruyan bir ülke konumuna getirilmeli, seçim öncesi Dışişleri Bakanı Türk milletinden özür dileyerek istifa etmelidir. akp hükümeti bu aczin hesabını vermelidir. Milletiyle, ordusu ile güçlü bir devletin hak ettiği konumda olmasını, ona göre hareket etmesini, ona göre muamele görmesini istiyoruz.

Salur Beğ


11 Temmuz 2006