|
DEP MESELESİ VE GELECEĞİMİZ |
Biz Türkçüler kürt sorununa toplumbilimsel olarak bir bütün olarak baktığımızdan
dolayı; DEP'li kürt, PKK'lı kürt, kürt mafyası, serseri kürt, tinerci kürt vb.
gruplardan doğan sorunları ayrı ayrı ele almıyor, bütün bu parçaları kapsayan
"tek ve birleşik bir kürt sorunu"nun ülkemizi tehdit ettiğini görüyoruz.
Ülkemize sokakta serserilik yaparak, insanları taciz ederek, kapkaç yaparak
zarar veren bir kürt ile dağda askerimize kurşun sıkan bir kürt arasındaki tek
fark yöntem farkıdır. Zarar vermek hususunda bunun dışında ikinci bir fark
bulunamaz. Bu yüzden şimdiye kadar "DEP'li kürtler" için özel olarak bir yazı
yazmadık. Daha önce Leyla Zana ile ilgili olarak sitemizde yayımlanan yazı da
kürt sorununu bir bütün olarak gören bir bakış açısı ile yazılmıştı. Bu yazı da
öyle olacak. Ancak son zamanlardaki gelişmeler üzerine bu "DEP" konusuna biraz
daha fazla eğilmek kanımızca doğru olacaktır.
6 Kasım 1991'de TBMM'ye girerek sözde kürt bayrağının (paçavrasının demek daha
doğru olurdu) renklerini taşıyan kıyafetlerle bezeli bir şekilde kürtçe yemin
etmeye kalkan milletvekilleri (hangi milletin vekilleri?) hakkında dava açılmış
ve Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan ve Selim Sadak örgüt üyesi olmak
suçundan 15'er yıl hapse mahkûm edilmişti. Avrupa Efendimizden(!) gelen
buyruk(!) üzerine bu kürtler yeniden yargılanmış ve cezaları onanmıştı. Ancak 9
Haziran 2004 tarihinde Yargıtay bu kararı bozmuş ve söz konusu kürtler aynı gün
serbest bırakılarak ve coşkulu bir sürü tarafından karşılanmışlardı. Ne acıdır
ki devlet olarak başkalarından emir aldığımızın kanıtı olan bu duruma hiçbir
ciddî tepki gelmemiş, halkımız da bu olayları kabûllenmiştir. Yine ne acıdır ki
bu kabûllenmişlikten cesaret alan birçok satılmış gazeteci de -sanki adı geçen
kürtler bölücü değil de kahramanmış gibi- Zana ve arkadaşlarının peşinden bir
oraya bir buraya koşturup durmaktadırlar. Saygın(!) basın-yayınımız sağ olsun,
yedikleri kebaptan dahi haberdâr olduk. Bu kürtler, bundan sonra da gündemimizi
uzun süre işgâl edeceğe benziyor.
Şimdi işin magazin kısmını bırakıp gerçeklerle yüzleşelim; bizi neler bekliyor,
görelim.
İktidardaki AKP'nin Hakkari milletvekili Fehmi Öztunç DEP'li milletvekillerini
Van Havaalanında karşılayarak onlara şu sümleyi söyledi:
"Emirlerinizi bekliyorum!"
Bu cümle kişisel bir görüşten ibaret olamaz. Öyle olsa idi zaten bu DEP'li
kürtler bizim vatanımızda ellerini kollarını sallaya sallaya gezemezlerdi.
AKP'nin Hakkari milletvekilinin söylediği bu söz, Türkiye'de daha birçok kişinin
DEP'li milletvekillerinden emir almasının mümkün olabileceğini göstermektedir.
Peki bu emirler neler olacabilir? Bundan sonra Türkiye'yi neler bekliyor? Birkaç
ihtimal düşünelim:
1) Zana ve arkadaşları bir parti kurarak ya da mevcut bir partiye (örneğin
DEHAP'a) girerek AKP'deki ve belki CHP'deki kürt milletvekillerine
"Partilerinizden ayrılın" emri verirse, sonra da bu milletvekilleri Zana'nın
gireceği ya da kuracağı partiye dahil olursa, bu sürecin sonunda yıllardır
meclise girememiş olan DEHAP kendini mecliste bulabilir. Meclis bölücülerin
örgütlendiği bir ortama dönüşebilir. Bu ortamda alınacak kararlar milletimizin
geleceği açısından son derece tehlikeli sonuçlar doğurabilir.
2) DEP'lilerin söylemlerinde Ordu ve PKK'nın, Türkler ve kürtlerin denk
tutulması gerekli imiş gibi cümlelere rastlıyoruz. Doğal bir sonuçtur ki altta
iken eşit olan, eşit iken üste çıkmaya çalışacaktır. DEP'lilerin -şimdilik-
demokratmış gibi dile getirdikleri istekler gerçekleştikçe yeni istekler
gelecek, Türkiye tamamıyla kürtlerin eline geçinceye kadar bu süreç devam
edecektir. Türkiye'de kürtler hakimiyeti ele geçirdikleri anda Türklere karşı
etnik temizlik, yani katliam da dahil olmak üzere birçok eyleme baş
vuracaklardır. Oyun, Türkleri yok etme oyunudur.
3) DEP'liler için önce yeniden yargılama kararı çıkmış, bir süre sonra da
serbest bırakılmışlardı. Bu sonbaharda AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi)
terörist başı Apo için de aynı kararı verebilir, sonuçta APO'nun serbest kalması
gündeme gelebilir. Kim bilir, belki Apo'yu meclisimizde milletvekili olarak
görürüz...
4) İlerleyen süreç içerisinde Leyla Zana yeni bir kürt lideri olarak ortaya
çıkabilir. Avrupa tarafından el üstünde tutulacak olan Zana, gücü arkasın
aldığında Türk vatanını Türklerin elinden almak için her türlü yola
başvuracaklardır.
Kısacası bundan sonraki dönemde birçok önemli gelişme ile karşılaşabiliriz.
DEP'lilerin tahliyesi bir dönüm noktası idi... Önümüzde böyle birkaç dönüm
noktası daha kalmıştır. Ondan sonrası ise bizim tahminlerimizden ve
öngörülerimizden çok kürtlerin vahşetine bağlı olarak gelişecektir. Atalar
boşuna dememiş "Su uyur, düşman uyumaz." diye... Biz kardeşlik ve barış
masalları ile avunurken kürtler gereken hazırlığı yaptılar. Asıl yapmak
istedikleri ise bundan sonra görülecektir.
Soydaşlarım!
PKK terörünün azdığı zamanları düşünün. Hergün şehit cenazelerini karşıladığımız
günleri gözlerinizin önüne getirin. Vatan, "Vatan Sağ Olsun!" deyip yatmakla sağ
olmaz. Biz tehlikelerin farkına varmadıkça, biz tepki vermedikçe bu iş böyle
uzar gider... Ve biz tepki vermemeye devam edersek, gelen gün geçen günü
aratacaktır. Sonunda çok acı sonuçlarla karşılaşmamız mümkün olabilecektir. O
gün Türklüğü ne para, ne ne borsa ne de döviz kurları kurtarabilecektir. O günü
görmemek için, yarınımızı bugünden kurtarmak zorundayız. Ne mi yapalım? Bilelim!
Tehlikeleri görelim. Çevremizdekilerin de bu tehlikelerin farkına varmalarını
sağlayalım. Kürtlerin güçlenmesine neden olacak her hareketin önüne geçelim.
Yarınımız için, çocuklarımız için, ırkımız için, bayrağımız için ayağa kalkalım.
Kalkalım ve haykıralım:
"Sahipsiz olan vatanın batması haktır.
Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır!..."
Türk Şad
20 Haziran 2004