|
DİYARBAKIR DİCLE ÜNİVERSİTESİ'NDE YAŞANANLAR |
(Bir okuyucumuzun mektubudur)
Size Diyarbakır Dicle Üniversitesi'nden yazıyorum. İki yıldan beri burada
eğitimimi sürdürüyorum.
Ben ve benim gibi düşünen arkadaşlar burada çok büyük sıkıntı ve baskılarla
karşı karşıyayız.
Burası sanki Türkiye cumhuriyetinin sınırları içerisinde bir yer değil.
Burada öyle olaylar ve muamelelerle karşı karşıyayız ki anlatacaklarımı duyanlar
inanmakta güçlük çekecektir belki de.
Bu üniversitede okuyan öğrencilerin büyük bir bölümünü civar illerden gelen
kimseler oluşturmaktadır.
Bunu oran olarak verecek olursak yaklaşık %75'e tekabül eder.
Kalan öğrencilerin bir kısmı cemaat ve tarikatlarca, "İslâm kardeşliği"' adı
altında uyutulmaktadır.
Bu arada konu açılmışken bahsedelim.
Bu bölgede insanlar, bürokrasiden siyasetine kadar her alanda, Ankara'ya
(buradan kastım etki alanlarının dışında kalan yerlerdir) gidince İslâm
kardeşliğini savunurlar; fakat Diyarbakır'a gelince hepsi aynı zamanda birer
Kürt milliyetçisi kesilirler.
Neyse bu husus kitap yazılacak kadar geniştir.
Biz asıl konumuza gelelim.
Buraya gelenlerden geriye kalan devletini milletini seven bizim gibi insanlar da
sindiriliyorlar ve etkisiz hâle getiriliyorlar.
Nasıl mı? Onu da size olayları yorumsuz vererek anlatayım: Bir millî maç sonrası
Mehmet Akif Kız Öğrenci Yurdunun balkonundan Türk bayrağını sallayarak sevincini
dile getirmek isteyen bayan arkadaşımız neredeyse yurttan atılacaktı.
Gerekçe ise gayet aptalca idi: Diğer öğrenciler tahrik ediliyormuş!.
Üzerinde ay-yıldız bulunan eşofman giyen bir arkadaşımız tehdit ediliyor.
Yine üzerinde Türkiye yazan bir eşofman giyen bir başka arkadaşımız tehdit
ediliyor.
Biraz üsteleseler istenmeyen olaylar çıkacak.
Sorarım size: Dünyanın hangi ülkesinde kendi bayrağından hatta ülkesinin adını
taşıyan eşofmandan dolayı insanlar baskı altına alınır? Hatta ben bu eşofmanı
Belçika'da, Almanya'da ya da başka bir yabancı ülkede giysem acaba bana
müdahalede bulunan olur mu? Hiç zannetmiyorum.
Başka bir olay; erkek öğrenci yurdunda kalan bir arkadaşımız dolabının iç
kısmına bir Türk bayrağı asmıştı.
Dikkat edin "iç kısmına"...
Yurt görevlilerinin arama yaptığı esnada dolaptaki bayrağı gören bir yurt
yetkilisi aynen şöyle demiş: "O bayrağı oradan indir!"... Arkadaşımız biraz
şaşırdıktan sonra şoku atlatarak nedenini sorduğunda: "Kardeşim, sen Türk
bayrağı asarsan, diğer adam da (diğerden kastı PKK sempatizanı öğrenciler) kendi
bayrağını asar." demiş. Arkadaşımız durumu hemşehrisi olan bir emniyet yetkilisine
anlatınca şu yanıtı alıyor:
"Biz bir şey yapamıyoruz. AB yasaları elimizi kolumuzu bağlıyor.."
Siyasî Kürtçülük özellikle halihazırdaki rektör döneminde hocalar arasında çok
revaçta.
Devletini ve milletini düşünen hocalar da birer birer başka üniversitelere
geçmekteler.
Yani anlayacağınız üniversite kısa bir zaman sonra öğrenci olarak da, öğretim
görevlisi olarak da Kürtçülüğün kalesi halini alacak.
Zaten son günlerdeki olaylar bunun çok da geç olmayacağının sinyallerini
veriyor.
Şöyle ki; 3 Kasım'dan itibaren YÖK'ü protesto etmek bahanesiyle 6 Kasım'a kadar
her gün gösteri yapıldı.
Bu gösterilerin ilkinde, 3 Kasım'da, yaklaşık 500 öğrenci bir araya geldi.
İçlerinden birkaçı önceden getirmiş oldukları tahtaya Kürtçe kelimeler yazarak
Kürtçe ders verdi.
Düzenleyiciler derslerin Kürtçe eğitime izin verilene kadar devam edileceğini
söylediler.
İkinci gününde, 4 Kasım'da ise Fen-Edebiyat Fakültesinin önünde toplanan
öğrenciler bu defa da Kürdoloji Enstitüsü kurulması amacıyla imza topladılar ve
bu taleplerini üniversite yönetimine bildirdiler.
Ayrıca Kürtçenin seçmeli ders olarak verilmesi taleplerini yinelediler.
5 Kasım Cuma günkü eylem ise insanın kanını donduran (tabiî ki kan varsa; çünkü,
olaylar cereyan ederken devletini milletini seven Hakkârili arkadaşımın
tansiyonu düştü...) olaylara sahne oluyordu.
Rektörlüğe yürüyüşle başlayan gösteride YÖK ile ilgili bir slogana neredeyse
rastlayamadım.
Atılan sloganlar dehşet verici sloganlardı.
Neler söylenmedi ki: "Üniversite bizimdir polis asker defol!" (Üniversite
polis bölgesinde, dolayısıyla asker yok!!!), "Mehmetçik Kürdistan'dan defol!", "Kürdistan Mehmetçik'e mezar olacak!",
"Kürdistan gerillayla doğacak!",
"Güneş doğuyor Kürdistan dağlarından!", "Öcalansız dünyayı başınıza yıkarız!"...
Bir de marşları vardı hatırladığım kadarıyla şöyleydi: "Gerillanın bir elin de
keleş, bir elinde roketatar, Mehmetçik kaçacak yer arar. Kürdistan dağları
Mehmetçiği bekliyor. Gerilla vuracak Kürdistanı kuracak, gerilla vuruyor
Mehmetçikler kaçıyor."
İşin en can alıcı noktası ise bütün bu olup bitenler esnasında çevrede hiç polis
yoktu.
Öğrenciler rektörlük binasının önünde protestoda bulunmuşlar bu esnada
aralarından birkaçı gözaltına alınmış.
Bu yürüyenler de rektörlük binası önünde toplananlardandı.
Rektörlük ve lojmanlar bölgesine giden yoldan merkez kampüse doğru yaklaşık 500
metre yukarıda bahsettiğim sloganları atarak geldiler.
Sizi şerefimle temin ederek söylüyorum bir tane polis yoktu.
Oysa olaydan birkaç saat önce her tarafta polis vardı.
Olay anında da polis üniversite içerisinde idi; ama anlaşılan bir yerlerden
talimat almışlardı ortalıkta görünmemek için.
Belki sizin de malumunuzdur, yeni vali Efkan Ala (Vali bey olayların olduğu gün
"AB'nin anahtarı Kürtlerde" diye beyanat veren Roth'a kilim vermekle meşgul
idi. Daha önce de "Diyarbakır Kürdistan'ın kalbidir." diyen Helen'e de bu
sözlerin ardından kilim vermişti...) gazetelere yaptığı açıklamada Batman'da
görev yaptığı esnada il içerisinde hiçbir gösteriyi yasaklamadığını ve hiç bir
gösteriye polisin müdahale etmesine izin vermediğini söylemişti.
Anlaşılan o ki burada da aynı ilkelerini uygulayacak.
Bu yüzden zor durumda kalan il emniyet müdürümüz sayın Orhan Okur ile Vali Beyin
arasının limonî olduğu ve hatta istenmeyen adam ilan edildiği Diyarbakır'da
herkesin malûmu...
Genelde Diyarbakır'da, özelde Dicle Üniversitesi'nde yakın zamanda çok büyük
olaylar olacaktır.
Bizim temennimiz inşallah olmaz ama görünen köye de kılavuz gerekemez.
12 Kasım 2004