ERDOĞAN HÜKÜMETİNİN BAŞARI(SIZLIĞI) NEDENİYLE KENDİNİ KAYBETMESİ


Erdo
ğan ve AKP hükümeti yalanlarını, dolanlarını gizlemek için daha fazla yalan batağına düşüyor. Bilinçli kesim artık kelime aralarında bile Erdoğan'ın doğru söylediğine inanmıyor. İşin ilginç tarafı; yalanları daha arkasını dönmeden ortaya çıkan Erdoğan sanki farkına varmıyor gibi davranarak yalanlarına kaldığı noktadan devam ediyor. Yalanların dozu arttıkça saldırganlığı da artıyor ve Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanı olmasına rağmen ağzını bozarak Kasımpaşalı bitirim üslubuyla kavgaya başlıyor. Aslında psikologlar için Erdoğan olayı çok ilginç bir vakadır; ben olsaydım yüksek lisans ya da doktora tezi olarak Erdoğan vakasını incelerdim. Belki bu vakanın daha üst düzeyde doktora veya profesörlük çalışmalarında incelenmesi daha uygun olur. Çünkü Türkiye başbakanı olup da Rum, Amerika ya da başka milletin başbakanı gibi davranan başka bir vaka ile karşılaşamazlar. Bu dünya tarihinde ilk ve son rastlanacak bir vakadır. Hangi ruh hali içinde böyle davrandığını uzman psikologlara bırakarak ekonomi ve istikrar konusundaki yalanlarına değinmek istiyorum.

İstanbul sokaklarını kendi reklam alanı gibi kullanan, imamlığıyla övünen bir başbakan milletin gözünün içine baka baka onları aptal yerine koyuyor. Üst geçitler, kavşaklar, duvarlar Erdoğan'ın yalanlarıyla dolu. "Biz istikrarı sağlamak için geldik, biz ekonomiyi düzeltmek için geldik ve sözümüzde durarak vaatlerimizi gerçekleştirdik" diyor. Bu çok göreceli bir kavram. Evet bir çok şeyi gerçekleştirdi. Türk milletinin toprak kaybetmesini, yavru vatan Kıbrıs'ın imza ile Rumlara peşkeş çekilmesini, Türk onurunun ayaklar altına alınmasını, terör örgütüyle masaya oturmasını, Türkmen şehri Kerkük ve çevresinin kürt bölgesi yapılmasını, her gün şehit olan Türk askerlerinin şanlı Türk bayrağına sarılı olarak evlerine dönmesini, irticanın hortlamasını; çarşaflı, peçeli, çember sakallı, sarıklı ucubelerin çoğalmasını, Türkiye'nin dış diplomaside şamar oğlanına döndürülmesini ve daha ne hainlikleri gerçekleştirdiler. Hakkını yememek gerekir, çünkü saydığımız ve daha sayfalarca saymaya devam edebileceğimiz konularda öylesine başarılı oldu ki, Amerikalı ve AB'li patronları bile bu kadarını beklemezdi ondan. Aslında iki gurubun da gözünden düştüğü halde Erdoğan'ı ayakta tutmak için Amerika ve AB tüm çabalarını harcıyor. Onlar da biliyorlar ki Türkiye tarihinde böyle bir Türk düşmanını, Atatürk düşmanını bir daha bulamazlar. Bu nedenle de gözden düşmesine rağmen Erdoğan'ı ayakta tutmak için paralar akıtıyorlar.

Bakış açısına göre, olduğunuz konuma göre değişir başarısızlıklar, hainlikler... Eğer Türk milletinin tarafından bakılırsa Erdoğan'ın yaptığı her şey başarısız, her şey hainliktir. Ama azınlıklar tarafından, teröristler, Amerika, AB ülkeleri ve diğer Türk düşmanları tarafından bakılırsa çok büyük başarıdır, vatanseverliktir. Silahla, savaşla elde edemeyecekleri ayrıcalıkları savaşmadan ve hiçbir şey kaybetmeden kazandılar. Tabi ki gayri Türklerin bakış açısıyla Erdoğan bir kahraman bir vatanseverdir.

Gelelim Merkez Bankası verilerine. Merkez Bankası'nın verileri Türk bakış açısına göre Erdoğan'ın doğruları söylemediğini gösteriyor. Bazı tablolar çizerek Erdoğan hükümetinin başa geldiği 2002 yılının Kasım ayındaki durum ile bugünkü durumu karşılaştıralım.

Karşılıksız Çek Sayısı (Adet)

T.C.Merkez Bankası'nca Bankalara Duyurulan

 

 

Banka

Mahkeme

Birikimli

 

 

Bildirimleri

Kararları

Toplam

2002 Yıllık Toplam

742.968

5.525

748.493
2003 Yıllık Toplam

831.302

18.340

849.642
2004 Yıllık Toplam

893.939

70.672

964.611
2005 7 AYLIK TOPLAM

563.887

68.174

632.061

Erdoğan hükümeti başa geldiğinde büyük bir kriz atlatılmış olmasına rağmen 2002 yılında karşılıksız çek miktarı 748,493 adet iken 2004 yılında 964,611'e ulaşmış. 2005 yılını ilk 7 aylık verilere göre ortalama hesaplarsak yaklaşık karşılıksız çek sayısı 1,083,533, adete yükselmiş olacak, Erdoğan'ın başarılı(!!!) politikaları sonucu.

Protesto Edilen Senet Sayısı ve Tutarı

Protesto Edilen Senet Sayısı

Protesto Edilen Senet Tutarı (YTL)

 

1.000 YTL ve üstü

1.000 YTL Altı (Global)

TOPLAM

 

 

1.000 YTL ve üstü

1.000 YTL Altı (Global)

TOPLAM

2002

146.329

352.419

498.748

 

2002

696.703.591

119.471.716

816.175.307

2003

197.393

282.838

480.231

 

2003

797.209.565

110.731.443

907.941.008

2004

335.294

254.598

589.892

 

2004

1.542.150.313

110.155.853

1.652.306.166

2005 (6 AYLIK)

244.842

147.357

392.199

 

2005 (6 AYLIK)

1.080.105.252

68.199.596

1.148.304.848

Protestolu senet miktarı 2002 yılında 498,748 adet ve 816,175,307 YTL iken Erdoğan'ın başarılı (!!!) ekonomi politikalarıyla tahminen 2005 yılı sonunda 784,398 adete 2,296,609,696 YTL'ye çıkacaktır.

Toplam Dış Borç Stoğu (Milyon $)

 

1.ÜÇ AYLIK

2.ÜÇ AYLIK

3.ÜÇ AYLIK

4.ÜÇ AYLIK

 

DÖNEM

DÖNEM

DÖNEM

DÖNEM

2002

125.726

125.726

127.477

130.218
2003

133.045

137.936

142.037

145.350
2004

145.026

147.486

152.152

161.748
 

 

 

 

 
2005 Yılı ilk yarısında 175.000 Milyon dolara yükselmiştir.

Dış borçlara gelince; Erdoğan ekonomiyi devraldığında 130,218 Milyon $ olan dış borçlar 2004 yılında 161,748 milyon $, 2005 yılı ilk döneminde ise yaklaşık 175 Milyon $’a yükselmiştir.

Toplam İç Borç Stoğu (Trilyon TL/Milyon YTL)

 

1.ÜÇ AYLIK

2.ÜÇ AYLIK

3.ÜÇ AYLIK

4.ÜÇ AYLIK

 

DÖNEM

DÖNEM

DÖNEM

DÖNEM

2003

162.558

175.270

178.712

194.387
2004

203.708

209.119

217.571

224.483
2005

232.489

234.799

 

 

İç borçlar da aynı yükselişten nasibini almıştır. 2003 yılında 194,387 YTL olan İç Borçlar 2005 yılı Haziran ayı itibarıyla 234,799 Milyon YTL'ye ulaşmıştır.

İthalat-İhracat Karşılaştırması

 

 

2002

2003

2004

İHRACAT

 

36.059

47.253

63.121

İTHALAT  

51.554

69.340

97.540

İHRACATIN İTHALATI KARŞILAMA ORANI%  

69,90

68,10

64,70

Sürekli basın yayın organlarında ihracat artışından, ihracat patlamasından bahsediliyor. Erdoğan'dan önce ihracat rakamları ile birlikte ithalat rakamları da verilirdi. Ama başarısızlığını gizlemek için neredeyse gizli el gibi ithalat rakamlarının açıklanması yasaklandı. İhracatla birlikte ithalatın artması, özellikle ithal ürünlerin ihraç edilmesi Türkiye'ye çok küçük bir katma değer sağlıyor. Hatta katma değerinden daha fazla zarar veriyor. İhracat artışı nedeniyle neredeyse davul çalıp zille oynayan hükümet ihracatın ithalatı karşılama oranını milletten gizliyor. Sözde ihracat artışına rağmen oran 2002 yılında % 69,90 iken 2004 yılında % 64,70'e düşmüştür. Özellikle Çin'den yapılan resmi ve gayri resmi ithalatın attığını düşünürsek 2005 yılı sonunda bu oran daha da düşmüş olacak.

Dış Ticaret Dengesi (Milyon $)

 

2002

2003

2004

 

(-) 15.495

(-) 22.087

(-) 34.419

 

 

 

 

İhracatın arttığı, turizm gelirlerinin rekor kırdığı dönemde Dış Ticaret Dengesi'ne baktığımızda uçuruma doğru hızla düşüldüğü görülüyor. Gün geçmiyor ki gelen turistlerle ilgili haber olmasın Soros'un gazetelerinde. Gelen turist sayısı her gün hesaplanan bir ülkede gelen turist başına turizm gelirinin yükselmesi beklenir. Ama yapılan hesaplara göre turist başına gelir her ay düşme eğilimi gösteriyor. Her gün Türkiye ucuzculuk tuzağına düşerek yeni tesislerini, bakir alanlarını yok pahasına yabancılara peşkeş çekiyor. Yeni tesisler yok yere eskitiliyor. Hükümetin söylemlerinin ve Soros'un gazetelerinin söylemlerinin yalan olduğunu Dış Ticaret Dengesi ispatlıyor. Madem ihracat bu kadar artıyor, gelen turist sayısı rekor kırıyor, o zaman ödemeler dengesindeki açık niye artıyor?

İşsizlik Oranı (%)

 

2002

2003

2004

 

10,3

10,5

10,3

Son olarak işsizlik problemine değinmek gerekir. Erdoğan hükümetinin hava atarak söylediği ekonomik gelişmelere rağmen nedense işsizlik düşmedi. 2002 yılında %10,3 olan işsizlik oranı 2004 yılı sonunda yine %10,3... Aslında tam tersine işsizlik arttı. İktidarı ele geçiren AKP hükümetinin ilk işi istatistikleri hazırlayan kurumları ele geçirmek oldu. Nasıl Amerika Irak'a girer girmez kürtler Kerkük'teki ve diğer Türkmen illerindeki nüfus idarelerini ve tapu müdürlüklerini basarak belgeleri ele geçirdilerse, AKP hükümeti de başa gelir gelmez önemli kurumları ele geçirdi, D.İ.E., TÜBİTAK gibi. Başı dertten kurtulamayan AKP hükümeti Anayasa Mahkemesi'ni ve Yargıtay'ı da ele geçirmek için var gücüyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile savaş halindedir. Bu arada YÖK'ü de unutmamak gerekir. Bu kurumları ele geçirmek için her yolu mübah sayan, onların anlayacağı kaba tabirle "gerekirse belden aşağı vurmayı" bile yapan hükümet şu anlık başarılı olamadı. Bu stratejik önemi olan kurumları ele geçiremedikçe saldırganlığı artan hükümet çamur at izi kalsın gibilerden kişisel saldırılara bile geçti. YÖK'ten örnek vermek gerekirse, özellikle laikliği savunan rektörlere karşı savaş ilan etti.

Hükümetin yukarıdaki olumsuz gelişmeler karşısında karşı tezleri hemen hazır: "Siz olumlu gelişmeleri niye dikkate almıyorsunuz? Enflasyon oranında imkansızı başardık, neredeyse tarihteki en düşük düzeyine indirdik".

Yukarıdaki paragrafta açıklandığı üzere D.İ.E.'nü ele geçiren hükümet enflasyon hesaplarını istediği gibi çıkartıyor. Enflasyon hesabına esas teşkil eden sepeti hükümet istediği gibi değiştiriyor. Bana enflasyonu %3 göster desinler % 3 gösteririm, ya,da % 70 göster desinler rahatlıkla % 70 gösteririm. Ayrıca dolara bağlı olan kalemleri esas alan hükümet Amerikan ekonomisin içinde bulunduğu olumsuz koşullar nedeniyle Amerikan Merkez Bankası'nın izlediği politika nedeniyle uzun süredir uluslararası piyasalarda doların değer kaybetmesinden de yararlanıyor. Dolar değer kaybettikçe sepet içindeki dolara bağlı kalemlerin fiyatları da düşmüş oluyor. Diğer taraftan işsizlikten, parasızlıktan insanlarda satın alma gücü kalmadı. Talep düşerken arz sabit kalsa bile fiyat artışı olmaz. Ekonominin dengede olması için arz ve talebin, yani istem ve sunumun dengede olması lazım. Talebi yükseltmek için kredi kartı alımını kolaylaştırdılar, onu da yüzlerine gözlerine bulaştırdıkları için çok yakında bir kriz beklentisi oluştu.

Diğer bir karşı tezleri ise dünyada görülmemiş ekonomik büyüme oranlarını gerçekleştirmeleri. Eğer söyledikleri gibi ekonomi %10 büyümüşse, işsizlik niye bu kadar yüksek, niye çekler karşılıksız çıkıyor, senetler protesto oluyor, işyerleri kapanıyor, batık kredi kartı tutarı 592 trilyon TL iken 7 ayda 1 katrilyon 93 trilyona çıkıyor? Madem büyüme oranı bu kadar büyük, neden küçük esnaf kepenk kapatıyor, büyükler ise eleman çıkartarak daralma politikası izliyor? Neden çevremizdeki insanlar işsizlikten, açlıktan yakınıyorlar? Ekonomide bu kadar yüksek büyüme oranını gerçekleşiyorsa, aynı oranda olmasa bile istihdamın artması, iş hacminin genişlemesi gerekirdi. Ama ne iş hacmi genişledi, ne de istihdam arttı. Yalnızca Çin'den ithalat yapan firmalar çalışmaya, kazanmaya başladı. Sonuçta ihracatın büyük bir kısmı da ithal edilen ürünlerden oluştuğu için bizim işçimiz, memurumuz değil, Çin'in işçisi memuru gelişti, kazandı. Başbakan yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Gül Çin'de "Neden Çin'den korkuyorsunuz, şikayet ediyorsunuz, gelin burada Çin'de yatırım yapın" demedi mi? Türk ekonomisini düşünmeyen çıkarcılar fırsatı hiç kaçırmadılar, artan ithalatlarını biraz daha yükselttiler. Türkiye'nin Dışişleri Bakanı değil miydi onlara "Çin'e gidip yatırım yapın" diyen? Onlar da bakanı dinlediler.

Bu kadar olumsuz ortamı Erdoğan olumlu gösterebilmek oldukça fazla çaba sarf ediyor. Sanki Türkiye'nin hiç problemi yokmuş gibi ver elini Amerika, ver elini Avrupa, Asya, Afrika diyor ve devletin parası sayesinde sülalesiyle birlikte gününü gün ediyor. Çocuklarını görmek için Amerika'ya seyahatlerini çoğaltan Erdoğan kendi bütçesiyle özel seyahatlerini karşılayacağına, devletin üzerine masraflarını yüklüyor. Arada bir de Türkiye'ye uğruyor. Türkiye'ye uğradığında pek iş yaptığı da söylenemez. Açılış davetlerinden, nikah törenlerinden işlere zaman bulamıyor.

Yamalar iyice sökülmeye başladıkça ne tarafa, kime saldıracağını şaşırıyor. Az değil, 40 yamalı bohçaya benzedi. Genel Kurmay'a saldırarak "Niye toplantılarda konuşmuyorlar, bizden yol vs. talepleri yok." diye açıklama yapıyor; sonra da kendi bakanı olan Milli Savunma Bakanı tam tersi bir açıklama yaparak Genel Kurmay Başkanlığı'nın yol talebinde bulunduğunu söylüyor. Artık iyice foyaları meydana çıkmaya başladı. Hangisini kapatacağını iyice şaşırdı. Türk tabanından oy kaybeden Erdoğan DEHAP'ın alanına geçerek kürt oylarının hesabına girdi. Amerika gibi o da kürt kartına oynuyor. Türkler adına "Biz kürtlere eziyet ettik, onlara çok çektirdik" diye özür diliyor (bir anlamda kürt sorununu kabul ederek ermeni soykırımı yalanını kabul etmeye de zemin hazırlıyor). Teröristlerin avukatlığına soyunan ve -aydınlıklarını nerede tescil ettirdiyseler?- kendilerine aydın diyen hainlerle görüşen, sonra da Diyarbakır'a giderek Amerika'nın, AB'nin hazırlayıp eline tutuşturduğu kağıdı aynen kelimesi kelimesine okuyan bir başbakan bir daha görülmez sanırım. Çünkü Amerika'nın Erdoğan'a okuması için tutuşturduğu kağıtta yazan "kürt sorunu vardır, kabul ediyoruz" sözü yine Amerika'nın ve AB ülkelerinin Türkiye'ye Sevr anlaşmasını kabul ettirmek için PKK'nın eline verdiği kağıtta yazanlarla, yani PKK'nın söylemleriyle tıpatıp aynı. Nasıl oluyor da Türk karşıtlarının (Amerika, AB ülkeleri, terörist PKK, vs.) her gün tekrarladığı, Türkiye'ye karşı koz olarak kullandıkları söylemler, Türkiye Cumhuriyeti başbakanı olan kişi tarafından şehit ailelerine küfredercesine söylenir?

Sonuç itibarıyla Türkiye ekonomisinde Erdoğan hükümeti döneminde hiçbir düzelme yaşanmamıştır. Aksine eski hükümetin gitmeden önce zoraki şekilde birtakım yapısal kararlar alarak düzelttiği ekonomiyi bozmuştur. O da Türkler'in gelişmesi ve iyiliği için çalışan bir hükümet değildi ama zorunlu olarak ihale yasasında değişiklikler yapmış, Merkez Bankası özerkleştirilmişti.

Bu arada Erdoğan hükümeti aynı zamanda Merkez Bankası yönetimine karşı da gizli savaş ilan etmiştir. Alınan zorunlu önlemler nedeniyle 2002 yılında ekonomik göstergeler iyiye gitmeye başlamıştı. 2003'te bu bahar havası Erdoğan hükümetinin yanlış uygulamalarına rağmen devam etti. Ama sonra hızla bozulmaya başladı. Ülkemiz her gün daha kötüye gitmekte, şehit kanlarımız çiğnenmekte, vatan topraklarımız gerek anlaşmalarla gerekse çıkartılan yasalarla yabancılara peşkeş çekilmekte, ulus-devlet anlayışı yıkılarak yerine milletler topluluğundan oluşan Osmanlı benzeri bir sistem kurulmaya çalışılmaktadır. Bilindiği gibi Osmanlı'da tüm azınlıklar refah içinde yaşarken; ermeni, yahudi, rum paşalar sarayın sefasını sürerken, Türkler ise bunları rahat yaşatacak vergileri ödemek için köle gibi çalışmaktaydı.

İşte Erdoğan'ın "Her şey iyi, kuruluşumuzun 4. yılında tüm vaatlerimizi gerçekleştirdik" sözünden yola çıkarak bu yazıyı hazırladım. Ve çıkan sonuçta sözlerinin doğru olduğunu ama Türklerin bakış açısından değil; gayri Türk bakış açısıyla, Türk düşmanlarının gözüyle vaatlerini gerçekleştirmiş olduğunu anlatmaya çalıştım. 2002 seçimleri öncesinde Amerika'ya gittiğinde yahudi lobisine verdiği sözler büyük oranda gerçekleşti. Bu çabalarından dolayı kendisine ödül verildi mi bilemiyorum?

Küntike


21 Ağustos 2005