|
ERDOĞAN'IN DİN İSTİSMARCILIĞI |
AKP hükümeti hakkaniyetten bahsederken haksızlığın, sahtekârlığın en alasını
yapıyor. Başbakan İmam-Hatip mezunu olduğu ve kendini insanlara kabul ettirmenin
yolunun din simsarcılığından geçtiğini bildiği için özellikle bu konu üzerinde
duruyor. Herhangi başarısı, yeteneği olmayan insanlar kendilerini
ispatlayabilmek için ele geçirdikleri fırsatları doğru ya da yanlış, haklı ya da
haksız, ahlaklı ya da ahlaksız olduğuna bakmadan sonuna kadar kullanırlar. Ne
uluslararası diplomasi konusunda, ne de kültürel konularda yeteneği ve bilgisi
olan, pot üstüne pot kıran, yalan üstüne yalan söyleyen (ki gerek Türk, gerekse
yabancı basın mensuplarınca yalanları resmen ispatlandı) Erdoğan Türk milletinin
içine düşürüldüğü içler acısı durumdan faydalanma yolunu çok iyi kullanıyor.
Kendi konuşmalarında, yaptığı açıklamalarda aşağılık kompleksi içinde olduğunu
itiraf ediyor. Bir konuşmasında "İmam-Hatip mezunu başbakan olabiliyor, ben
başbakanım" diye kendi aşağılık kompleksini çok ilginç şekilde itiraf etmişti.
Kelimeler "Ben aşağılık kompleksi içindeyim" diye neredeyse sırıtıyordu.
Erdoğan'ın meslek liselerini zerre kadar düşündüğü yok. Hiçbir öğrenci onun
umurunda değil. Tek düşündüğü konu, kendisinden çok üstün olan TSK subaylarına
duyduğu kin, nefret ve intikam duyguları. Ne kadar başbakan da olsa, TSK
bünyesinde en alt kademedeki personelin bile düzeyine ulaşamayacağını bildiği
için Türk milletinin din duygularını kullanarak kendini üstün göstermeye
çalışıyor. Bu yöntemi gerek Fethullah Gülen, gerekse diğer tarikat liderleri de
ahlaksızca kullanıyorlar. Fethullah Gülen iddianamelerde yer alan örgütlenme
şeklinde; okumuşları, üniversite mezunlarını kendi aşağılık komplekslerini
tatmin edercesine alt seviyelerde emir kulu yaparken çaycısını, odacısını
hakimlerin, savcıların başına getiriyor. Emir verenler okumamış ve kültürsüz
insanlar, emir alanlar ise üniversite mezunları. Tabii iddianamelerde geçen
çaycıdan, odacıdan emir alan hakim ve savcılara söyleyecek söz bulamıyorum.
Zaten gerek de yok, onlar kendilerini yeterince alçaltmışlar. İşte Erdoğan da
aynı şeyleri yapmak istiyor. İmamları başa getirip kendini üstün göstermeye
çalışıyor. İmamları Milli Eğitim müdürlüklerine ve diğer önemli noktalara
getirip Türkiye'yi ele geçirmeye çalışıyor. "Yine imam açığı var" diyerek imam
alıyor. Halbuki imam olarak alınanların memuriyetleri "imam fazlası var"
denilerek diğer bakanlıklara kaydırılıyor. Kaydırılma işlemi
gerçekleştirildikten sonra tekrar imam açığı bahanesiyle imam alınarak
kadrolaşma işlemi sürdürülüyor.
Ne yapsın Erdoğan ve Erdoğan'ın çevresi? Kültürlü, bilinçli insanların yanında
çok sönük kalacaklar, konuşacak konu bile bulamayacaklar ve kimse onları ciddiye
almayacak. Ancak herkesi kendileri gibi kültürsüz yaparlarsa saygı görebilirler.
Din simsarcılığı yapanların sahtekar olmaları, yalan söylemeleri, vatan
toprağını satmaları onlar için hiç önemli değil. Nasıl olsa millet din afyonuyla
bir kez uyutulmuş, İslamiyet'te olmayan bir ruhban sınıfı yaratılmış, insanlar
Amerika'nın değiştirdiği Amerikan İslamı'nı yaşıyor. Amerika ne söylerse, sanki
Kuran'da yazıyormuş gibi insanlara aktarılıyor.
Erdoğan ve ekibi meydanı boş buldu, istediği gibi at oynatıyor ama sadece
şimdilik. Bu millet gerektiğinde şaha kalkmasını çok iyi bilir. Satılık basında
yer alan kürtlerin, ermenilerin avukatlığına soyunan köşe yazarları bile
sinirlenmeye başladılar. Yazılarında "Türkleri bu kadar küçümsemesinler, ne
zaman kızacakları, yeter artık diyerek şahlanacakları belli olmaz. Biz
sabırlıyız ama sabrımızın da sınırı var" demeye başladılar ki bunlar kürtlerin,
ermenilerin ve diğer gayri Türklerin yanı sıra AKP'nin de avukatlığını yapan
insanlar. Bunlar böyle yazmaya, konuşmaya başladılarsa, yüreği Türklük ateşiyle
yanan, kanının her zerresine kadar Türk olanların neler yapacağını bir
düşünsünler. Bu devranın böyle devam etmeyeceğini onlar da biliyor aslında ama
tek amaçları biraz daha zaman kazanarak rüyalarında bile göremeyecekleri
ünvanlarla birkaç yıl yada birkaç ay daha fazla yaşamak.
Sahtekar oldukları kullandıkları kelimelerden belli. Niye meslek liseleri
kelimelerinin arkasına gizleniyorlar? Konu meslek liseleri değil, tamamen
İmam-Hatip Liseleri. Eğer yiğitlerse, gözleri pekse; korkmadan, utanmadan açık
açık "Bizim sorunumuz İmam-Hatiplerle ilgili, meslek liseleri bizi
ilgilendirmiyor" diyerek maskelerini indirseler ya...
Çocukların haklarını savunuyorlarmış. Bu da yalan... Madem hak hukuka önem
veriyorlar, o zaman genel lise mezunlarının hakları ne oluyor? Meslek liseliler
liseyi bitirince adı üzerinde meslek sahibi olabiliyorlar ve daha kolay iş
bulabiliyorlar. Üniversiteye girme umuduyla genel liseye gidenler ise
kazanamayınca ortada kalıyorlar. O yaştan sonra meslek edinme güçleşiyor ve iş
de bulamıyorlar. Hakkı savunuyorlarsa o zaman niye genel lise mezunlarının
hakkını gasp ediyorlar?
Şimdiye kadar anlatılanlar Erdoğan ve ekibinin İmam-Hatip'lere var güçleriyle
sarılmalarının psikolojik yönüydü. Ama asıl neden, daha doğrusu siyasi neden
ise, kendi başarısızlıklarını gizlemenin yanında parça parça sattıkları Türk
topraklarına icra memuru gibi gelen Türk düşmanlarını biraz daha
saklayabilmektir. Milletin hassas olduğu din duyguları kullanılarak Türk
topraklarının işgalinin gizlenmesi amaçlanıyor. Millet türban, İmam-Hatip
kavgasına girince atı alan Üsküdar'ı geçecek. Amerika planı iyi ayarlamış.
Direkt işgale girse, her Türk bir asker olduğu için başarı şansı yok. Ama din
simsarlarını devreye sokarak din kavgasına milleti çekerse boş bulduğu meydanda
istediği gibi at oynatacak. Bir taraftan PKK'ya destek veren ABD ve AB ülkeleri
diğer taraftan Türk milletini bir din kavgasına sokarak işlerini garantiye
almaya çalışıyorlar. Gerek ABD'nin, gerek AB'nin, gerekse Erdoğan'ın
amaçlarından en önemlisi çakışıyor: "TSK'yı yıpratmak, yok etmek."
ABD'li patronlarının Erdoğan'a tanıdıkları süre doluyor. Başbakan yapmaları
karşılığında Erdoğan gerek ABD'deki yahudi lobisine, gerekse diğer ülkelere
sınırsız vaatlerde bulunmadı mı? Birkaç saat görüşme uğruna İtalya, Fransa,
Yunanistan başbakanlarına tanıdığı ayrıcalıkların, vaatlerin haddi hesabı yok.
Şimdi ödeme zamanı geldi ve Erdoğan ile ekibi köşeye sıkıştı. Kaçacak alanları
da kalmadı. Yapacak tek şeyleri kaldı, o da milletin saf dini duygularını
kullanarak dini istismar etmek. AKP milletvekillerinden itirafta bulunanları
canlı yayında dinledim. Açıkça, "Bazen yasalar hazırlanıyor, bize son anda
getirilerek emri vaki yapılıyor. Onaylamak zorunda kalıyoruz" diyen bu hükümetin
milletvekilleri gayri Türkler tarafından yönetildiğimizi itiraf ediyorlar.
Gözü dönmüşçesine türban ve İmam-Hatip kelimelerini sayıklıyorlar. Bozuk plak
gibi takılıp kaldılar, başka şarkı bilmiyorlar. Dışarıdan görenler de "Bu
ülkenin hiç problemi kalmamış, kendilerine yapay problemler çıkartıp
oyalanıyorlar" diyecekler. Ülkede işsizlik en yüksek düzeyde seyrederken,
neredeyse her gün bir ve birkaç Türk Askeri şehit olurken, Türk toprakları
Gökçeada ve Bozcaada'ya gelen birtakım Yunanlılar "Bozcaada, Gökçeada
milletvekili" adı altında kart bastırıp dağıtırken ve aynı zamanda Avrupa
Parlamentosu'nda Bozcaada ve Gökçeada'nın özerkliği için başvuruda
bulunurlarken, yavru vatan Kıbrıs elden çıkartılmak üzereyken; koro halinde
İmam-Hatip ve Kuran kursları diye tutturmuşlar. Evcilik oynarcasına vatan
topraklarını verip ellerinde kalan küçücük toprak parçasında kendi şeriatlarını
uygulama hevesinden de vazgeçmiyorlar bu arada.
Ama unuttukları bir şey var ki umarım yakında hatırlarlar. Satılık basının köşe
yazarları bile şimdiden hatırlamaya başladılar. Türk milletinin üzerine çok
geliyorlar. Bir yandan dış düşmanlar, diğer yandan onların yerli işbirlikçileri
Türk milletinin dayanma, sabretme sınırına geldiğinin farkında değiller. Artık
sokaktaki insan da vatanını savunmaktan, savaşmaktan bahsetmeye başladı. Türk
milletinin sabrının taşmasının ne demek olduğunu anlamak, hatırlamak için yakın
tarihe bakmaları yeterli. Sabırları taştığında nasıl güçlerinin farkına varıp
tüm zincirleri kırıp şahlandıklarını dünya biliyor.
Erdoğan da umarım daha fazla geç olmadan ya Türk'ün gücünü görüp anlar ve
kendini Yunan vatandaşı sanmaktan vazgeçer, ya da yol yakınken gider Yunan
vatandaşı olur ve biz Türklerin yakasından düşer. Nasıl olsa Yunan
vatandaşlığında yabancılık çekmez, bir televizyon programında "Pontusluyum"
dediğine göre bir bildiği vardır mutlaka.
Küntike
15 Temmuz 2005