ERDOĞAN'IN K.K.T.C.'NDE İFLAS EDEN "KAZAN KAZAN" POLİTİKASI


K.K.T.C.'ndeki Annan planı oylamasına "evet" denilmesi için verilen sözlerin ne kadarının gerçekleştiğine ve ne kadarının gerçekleşme olasılığı bulunduğuna, oylamadan beş ay sonra bir göz atalım.

Verilen sözler neydi;

- Rumlar hayır derlerse bile Türkler evet dedikleri taktirde K.K.T.C. üzerindeki ambargo kaldırılacaktı. K.K.T.C.'inde üretilen ürünler rahatlıkla başta AB olmak üzere Amerika ve diğer ülkelerde satılabilecekti. K.K.T.C.'ne uygulanan ithalat ambargoları da kalkacaktı. AB, K.K.T.C.'ine doğrudan ekonomik düzeyin iyileştirilmesi amacıyla yardım yapacaktı. K.K.T.C. dünyaya açılacaktı.

- Dünya K.K.T.C.'nde Türk'ün haklılığını görecek ve alkışlayacaktı. Kıbrıs'ta Türk halkının kaderi değişecekti. K.K.T.C.'nin dünyaca bağımsız bir devlet olarak tanınması söz konusu olacaktı. Sözde "kazan kazan taktiği" ile hem Türkler hem de Rumlar kazanacaktı.

Gelelim bugüne. Hangi sözler tutuldu? Ne yazık ki K.K.T.C.'inde oylama sonucu evet, Rum kesiminde ise hayır çıktı. Erdoğan ve Talat'ın söylemlerine göre kazananın, haklı olanın K.K.T.C. olması gerekmiyor muydu? Acaba K.K.T.C.'ne ambargolar kalktı, K.K.T.C. tanındı da AKP'nin alçak gönüllüğü nedeniyle mi açıklanmıyor? K.K.T.C. halkının refahı arttı mı, uluslararasında kimlikleri tanındı mı, hiçbir aracıya gereksinim duymadan direk ihracat yapabiliyorlar mı, AB K.K.T.C.'ne doğrudan yardım mı yapıyor?

Bugün bir gazetede yayımlanan K.K.T.C. ile ilgili habere bakalım. Kazananın kim olduğunu gerçekten güzel açıklıyor:

"AB daimi Delegeler Komitesi K.K.T.C.'ne yapılacak 259 milyon Euro'luk yardımın Rum yönetimi kanalıyla verilmesini kararlaştırdı. Daimi delegelerin temel olarak aldığı raporda K.K.T.C.'ne doğrudan ticaretin uluslararası hukuka aykırı olduğu savunuldu. Böylece K.K.T.C. ile doğrudan ticaretin kapıları kapanmış oldu. AB komisyonu K.K.T.C.'ni resmen tanımadığı için devlet ve hükümetle doğrudan ilişki kurmama kararını da teyit etti. İlişkilerin K.K.T.C.'ndeki sivil örgütlerle yürütülmesi kararı alındı. Bir başka karara göre de, Kuzey'de Rumlara ait olduğu iddia edilen gayri menkullerle ilgili projelerin AB tarafından finanse edilmemesi kararlaştırıldı."

Bu arada, Amerika'da Rum ve Ermeni lobilerinin ortaklaşa hazırlayıp ABD temsilciler meclisine sunduğu kanun tasarısına da bakmakta fayda var. Amerikan vatandaşlarının (özellikle Rumların) K.K.T.C.'nde kalan gayri menkulleri için Amerikan mahkemelerinde dava açma hakkının tanınması için hazırlanan bu kanun kabul edilirse Türkiye gıyabında Rumlar adına yargılanacak ve yaklaşık 32 milyar dolar tazminata mahkum edilecek. Ve Türkiye'ye haciz gönderilecek. Böyle komik yasa tasarısı nerede görülmüş?

Erdoğan'ın dediğine göre ABD bizim dostumuzdu!!! Hani K.K.T.C.'nde evet oyları çıkarsa gerek ABD gerekse AB orayı tanıyacaktı, ambargoyu kaldıracaktı? Hani çözümsüzlük çözüm değildi? Hani bugüne kadar hiçbir hükümetin çözemediği sorunları bunlar çözecekti? Hani Erdoğan'ın "kazan kazan planı" muhteşemdi? Yukarıdaki alıntıdan anlaşılacağı gibi ortada K.K.T.C.'nin kazandığı hiçbir şey yok. Oylama öncesi ve sonrasında satılık basın-yayın organları verilen sözlerle doluydu, sanki büyük bir başarı kazanılmış edasıyla manşetten haberler yayınlanıyordu. Erdoğan'ın, Talat'ın ve mandacı basın-yayın organlarının söylemlerinin tam tersine evet diyen değil hayır diyen kazandı. Erdoğan ve Gül kazananın Rum kesimi olduğunun farkında. Aslında herkes farkında ama üzerleri ölü toprağı ile kaplanmışçasına seslerini çıkartmıyorlar. Basın bu tür gerçekleri halktan saklıyor, yazabilenler de ancak gazetenin iç sayfalarında küçük bir haber olarak yayınlıyorlar. Neden Türklüğü yok etme amaçlı hayali vaatler birinci sayfadan abartılarak veriliyor da, gerçekler yalnızca birkaç gazetede üstelik iç sayfalarda satır aralarında yayımlanıyor?

Sonuçta Erdoğan'ın "kazan kazan politikası"nın iflas ettiği ortada. K.K.T.C. olayını yüzüne gözüne bulaştırdı. Aynı "kazan kazan taktiği"ni AB üyeliğinde, Yunanistan ile olan Ege sorununda, Ermenistan ile olan sınır kapısı ve ilişkiler sorununda, Kuzey Irak'taki kürt sorununda ve diğer uluslararası konularda da uyguladığı düşünülürse, durumun ne kadar vahim olduğu görülür. Rumların, Ermenilerin ve Türkiye'de gözü olan diğer milletlerin Erdoğan'a gösterdikleri ilgiyle alkışlar göz önünde bulundurulduğunda ülkemizin içinde bulunduğu tehlike daha iyi anlaşılıyor. Yunanistan Türklerle ilgili sorunları çözmede dinci hükümetleri tercih ettiğini açıklamıştı. Dinci hükümetlerin milliyetçi yaklaşmadıklarını, diğer hükümetlerde az da olsa milliyetçi yaklaşımlar olduğunu, bu nedenle dinci hükümetleri tercih ettiklerini açıklamıştı. Gerçekten haklılar. Çünkü dinci hükümetler ümmetçi düşünceyle hareket ettiklerinden vatan, millet onlar için önemli değil. Geçenlerde bir radyo programında adı geçen yabancı bir tarihçinin Osmanlı ile ilgili sözü gayri Türklerin neden ümmetçileri, dincileri tercih ettiklerini daha iyi açıklıyordu. Sözü şuydu: "Osmanlı İslamiyet'i korumak için kendini yok etti."

Türk milletinin K.K.T.C. konusunda yapılan hataları görüp AB konusunda hiç değilse onurlu bir duruş sergilemesi gerekir. "Kazan kazan taktiği" diye bir şey olmadığını, aynı anda iki kazanan tarafın olamayacağını artık Türk milletinin görmesi gerekir. 30 yıldır kimsenin çözemediği Kıbrıs sorununu çözeceğini iddia ederek yola çıkan Erdoğan'ın sorun çözme yöntemini çok iyi gördük. Her şeyi vererek çözüyor. Evet sonuçta çözüyor çünkü veren taraf kendisi olduğu için ortada sorun kalmıyor. Ama bu çözümün kimin işine yaradığını hesap etmiyor. Elimizde toprak kalmamış, biz kaybetmişiz; ne önemi var!? Onun için önemli olan, K.K.T.C.'yi peşkeş çekmek suretiyle bu sorunu çözmüş olması!

Erdoğan, Türkiye'nin AB sorununu, Ege sorununu, Ermeni sorununu da bu şekilde çözerse vah halimize.

Kimse kimseyi kandırmasın. Kıbrıs'ta kazanan kesim, oylamada evet diyen K.K.T.C. değil, hayır diyen Rum kesimi olmuştur. Yani ümmet şuuruyla hareket eden Erdoğan değil, kendi milletinin milliyetçiliğini yapan Papadapulos kazanmıştır.

Kendine saygı duymayana kimse saygı duymaz. Türk milletini kandıran bu kişiler hangi yüzle bu milletin karşısına çıkma cesaretini gösterebiliyorlar? Ne yazık ki bu milletin içinden Erdoğan'ın suratına hatalarını haykıracak, Kıbrıs'taki başarısız politikasından dolayı istifasını isteyecek yeterli insan çıkmıyor. Erdoğan'ın hiç utanmadan anlatmaya devam ettiği yabancılar tarafından yazılan masalları dinleyenlere yazıklar olsun! Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Birleşmiş Milletler toplantısında yaptığı konuşma sanki başarısızlığın bir itirafıydı. Beş aydır K.K.T.C. konusunda hiçbir ilerlemenin olmadığını söyleyerek Annan'dan yardım istedi. Başarısızlığını kendi ağzıyla itiraf eden bu hükümete hâlâ inananlara yazık!

Küntike

25 Eylül 2004