GELECEĞİ GÖRMEK İÇİN KÂHİN OLMAYA GEREK YOK


Geleceği görmek ya da en basitinden sezinlemek için kâhin olmaya gerek yok. Şu anki tüm politikalarımızın 10 yıl sonra iflas edeceğinden hiçbir şekilde kuşkum yok. Peki ya dediğimiz gibi 10 yıl sonra bugün yürütülmekte olan politikaların iflası kesinleşince ve bizim yıllardır haykırdığımız politikalara dönülünce ne olacak? Ne olacağı var mı; 10 yıllık hatta 50 yıllık bir zaman kaybı olacak.

Peki o günlerin geleceğine biz ne kadar inanıyoruz ve bu duruma ne kadar hazırlıklıyız? Geleceği görmek için kâhin olmak gerekmiyor, bunun için günü takip edip bugünün geleceğe yansımasına bakmanız yeterli. Tarih üstadlarının dediği gibi geleceği görmek için geçmişe bakmaya da lüzum yok. Hem baksanız ne olacak ki; Avrupa Birliği denilen geleceği ve büyük bir vizyonu olmayan, temeli büyük Avrupa devletlerinin küçük Avrupa devletlerini ekonomik ve siyasi yönden sömürmesi olan bir yapının önünde beklemekten öteye geçememiş bir durum görürsünüz. Üstelik Avrupa Birliği ömrünün son 30 yılını yaşıyor. Hadi bu duruma bakarak geleceği görün.

Her yönü ile geleceği sezinlemekten aciz bırakılmış Türk milleti, gözü körleşmiş, fikirleri ve ideolojileri körleşmiş; ne yaptığını bilemez bir hale getirilmiştir. Bırakın büyük bir kitlenin geleceğini görebilmeyi, bir çok genç daha kendi geleceğini göremiyor. Kendisi göremeyince kendisine anlatılan geleceğe inanıyor. Bu yazıda yazılanlara hemen okuyup inanlarında tamamını onlar oluşturuyor. Üstelik eğitimle de ilgisi olmayan bu durumun çözümü ise çok zor oluyor.

Geleceği görmenin en etkin yolu ve bu hastalığın tek tedavi yöntemi geleceği tasarlamaktır. İlerisi tasarlanmamış ideolojilerin gelecekleri olamaz. Bir ideolojinin geleceği şu üç faktör etrafında şekillendirilir:

1) Düşünmek (Tasarlanabilirliği mümkün oldukça hayallere de yer verilebilir)

2) Planlamak (Sistemli bir şekilde ve günün koşulları göz önüne alınarak geniş zamana yayılmış olmalı)

3) Harekete Geçmek (İçeride etkin ve gizli bir örgütlenme ile özel birliklerin oluşturulması sağlanmalı. Harekete geçmek eylem yapmak değil harekete geçirilebilecek bir kitleyi yaratmak olmalıdır. Her ne olur ise olsun mevcut durumu karşısına almadan gizlice ilerletilmelidir.)

Gelecek, yalnızca siz tasarlayabiliyor iseniz vardır ve gözükebilir. Geleceğini tasarlayamayan ülkelerin geleceğini ise başka milletler tasarlar. Aynen arapların geleceğini Amerikanın tasarladığı gibi. Şu an bizim geleceğimizi tasarlayabilecek bir güç yok fakat bizim geleceğimizi tasarlamaya çalışan bizden birileri de yok. Üstün niteliğe sahip çok az bir grup bu çalışmaları planlamakla meşgul.

Gelecek oluşturmak bir bakıma milleti psikolojik bir baskı üzerinde şekillendirmektir. Önümüzdeki 10 yılda bu psikolojik baskı kendiliğinden oluşacak, bizim bu süreç içerisinde izleyeceğimiz temel yol ise bu baskının artırılması yönünde olacaktır.

Gelecek yüzyılda sınırları belli bir Turan devletinin kurulması yalnızca biz Türklerin değil diğer dünya güçlerinin de -inanılması zor dahi olsa- bir isteği halini alacaktır. Bu dönem içerisinde birgün kendimizi istemesek de zamansızca bulabiliriz. İşte o günün geleceği için şimdiden hazırlıklı olmalıyız.

Bugün devleti ve milleti yönetmekle görevli bazı kişiler bu görevin sorumluluğu ve bilinci altındalar. Yalnız Türk milleti bu sorumluluğu henüz kavrayamamaktadır. Zamansız ve plansız kurulacak bir Turan tüm Türklerin Turancılık fikirlerinden sonsuza dek soğumasına neden olacaktır.

Tarihinin her döneminde gücünün doruklarına ulaştığında güçsüz milletlerin koruyuculuğunu üstlenmiş Türk milletine birgün gelebilir ki Turan kurdurulur, Çin karşısında bir emniyet supabı görevi görmesi istenilebilir.

Kısacası gelecekten gelen ve bugünü anlayıp geleceğe göç hazırlıklarında olan bir kişi olarak şunu belirtmek istiyorum: Gelecek ileride şu üç üstün özelliği olmayan milletleri kabul etmeyecek:

1) Teknolojik Güç

2) Askeri ve İstihbari Güç

3) Milli İstikrari Güç

Teknolojik güç ekonomik gücün gelişiminin temelini oluşturmakla birlikte var olan askeri ve istihbari güçlerin gelişiminin sağlaması açısından çok önemlidir. Askeri güç ise teknolojik güce sahip olan milletlerin bu güçlerini korumaları için mutlak bir gerekliliktir. Var olan bir teknolojik güç yalnızca askeri güç ile korunabilir.

Tüm bu güçlerin gelişimi arasında en fazla güçlü olmanız gereken alan istihbarat alanıdır. Ülkeniz ekonomik ve teknolojik alanda hızla gelişiyor ise bu, var olan düşmanlarınızın sayısının ve üzerinizde kurmayı planladığı baskının artmasına neden olmaktadır. Bu işlerin üstesinden ikili ilişkileri en aza indirgemek ya da askeri bir güç kullanımı ile çözmeye çalışmak mevcut gücünüzün zayıflamasına yol açacaktır. Bu işelerin üstesinden ancak istihbari güç ile gelebilirsiniz.

Son olarak Milli İstikrari Güç ise genel bir devlet politikası olarak ortaya çıkartılması gereken bir ideoloji olacaktır. Bu ideoloji üzerinde şimdilik bir yorumda bulunmak güç. Temelini devletin var olan politikalarının millet ile güçlendirme çalışmalarına dayandırabiliriz. Kısacası gelecek milleti ile barışık olamayan devletleri de istemiyor, devletleri ile barışık olmayan milletleri de... Bu ideoloji bu günden hızlı bir şekilde devreye sokulması için çalışılan bir ideoloji olmalı.

Geleceğin Turancılık fikri de değiştiriliyor, bu bağlam içerisinde öncelikli hedef sınırların birleştirilmesi ve tek bir bayrak altında yaşanılması gibi duygusal olmaktan çıkartılıp temelinde daha realist fikirlerin yerine konduğu öncelikle bölgesel bazda bir Türk üstünlüğü hedefleniyor. Bölgesel bazda güçlenmek için izlenen temel yollar ise özellikle ekonomik, askeri ve siyasi bazda şekillendiriliyor.

Turancılık artık bir ütopya ya da uç fikirlerde vuku bulmuş bir hayal olmaktan çıkıp daha realist düşüncelerin içerisine yerleştirilmiş, bazı dış devletlerinde destekleri ve istekleri ile geliştirilmeye çalışılmış bir fikir halini almaya başlamıştır. Bu fikrin birgün tamamı ile bizim isteklerimizden uzaklaşmasını engellemek de yine bizlerin elinde. Bunu ise bu projeyi şekillendirenlerin arasına girmekle sağlayabiliriz.


Mete Baştürk

26 Haziran 2004