İŞGAL ALTINDAKİ TÜRK YURDUNUN GÜNDEMİNDEN KISA BAŞLIKLAR


"17 Aralık Resmi Sömürge Belgesi"nin dayatılmasına yaklaşık bir hafta kala bazı gazetelerde sadece satır aralarında geçen, bazı gazetelerde ise kısa bir açıklamayla geçiştirilen ama biz Türkler için hayati derecede önem taşıyan bazı konulara kısaca değinelim.

Tarih yaklaştıkça azgınlaşan işgal güçleri, bu tutumlarını her geçen gün yoğunlaştırıyorlar. AP başkanı J.Borrell AP'de verdiği konferansta gerçek bir Türk'ün kanını donduracak açıklamalar yapmaktan çekinmiyor... "Türkiye- Avrupa Birliği: Tarihi bir tercih için gerekçeler" başlıklı konferansta kürtlerin ayrı bir kültür olduğunu ileri sürerek sözlerini şöyle sürdürdü: "kürdistan kelimesi Türkiye'de sıkıntı yaratıyor. Oysa bir vatandaş devlete karşı kendini savunabilmeli, o devletin parçası olmayı istememe hakkına, aynı zamanda kendi devletini kurma hakkına sahip olabilmeli, sizin devletinizi değil, kendi devletimi istiyorum diyebilmeli."

Borrell küçücük beyniyle kendilerini akıllı, bizi aptal sanıyor herhalde. Türk yurdunu yabancılara peşkeş çeken yalakaları görerek tüm Türkler adına yorum yapmış olmalı. Yoksa bu kadar aptalca bir konuşma yapamazdı.

Acaba hangi ülke, azınlıklarına yaşadığı devleti kabul etmeyerek kendi devletlerini kurma hakkı vermiştir? Niye Borrell Yunanistan'a giderek "Türkler Yunanistan devletini kabul etmek zorunda değil, kendi Türk devletlerini kurabilirler." açıklamasını yapmıyor? Niye Bulgaristan'a gidip aynı sözleri orada da söylemiyor? Niye İtalya'ya gidip bu konuşmayı orada yapmıyor? İtalya'nın kaç bölgeden oluştuğunu, her bölgenin birbirinden nefret ettiğini bilmiyor mu? Ya da Borrel denilen, kendini akıllı sanan bu kişi acaba neden Almanya'da bu konuşmayı yaparak o ülkedeki çeşitli azınlıkların kendi devletlerini kurma haklarını savunmuyor? Örnekler çoğaltılabilir.

Neden kimse bu basit insanlara şu soruyu sormuyor: "Madem AB bu kadar gelişmiş ülkelerden oluşan bir topluluktur, öyleyse neden çok kültürlülüğü benimsemiyor? Neden bu ülkelerde azınlıklara, yabancılara her geçen gün saldırılar yoğunlaşıyor, neden her geçen gün yabancı düşmanlığı artıyor?"

Bizde bu değerler yok diye eleştiriyorlar. Öyleyse kendileri uygulasınlar. Eğer kendi ülkeni peşkeş çekmek gelişmişlikse, onlar da kendi ülkelerini azınlıklara, yabancılara peşkeş çeksinler.

***

"Kürtçe, kültürel haklar, ana dilde eğitim hakkı" diye direten AB'den yapılan açıklamalara bir göz atalım:

Almanya'da eski Federal Bilim Bakanı Jürgen Rüttgers'in gazetelerde yayınlanan açıklamasının bazı dikkat çekici kısımları şöyle:

- "Almanya'da yaşayan herkes bu ülkenin değerlerini benimsemeli."

- "Benim görüşüme göre hangi uyruktan gelirse gelsin dört yaşından itibaren tüm yabancıların zorunlu dil sınavından geçirilmesi gerekir". Din dersleri öğretmenlerinin Almanya'da eğitilmesi gerektiğini savunan Rüttgers din derslerinin Almanca verilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

- "Biz aynı zamanda dünyanın herhangi bir yerinde çok kültürlülüğün işleyebileceği yalanına veda etmeliyiz."

Aynı şekilde Hollanda, Hollandalı biriyle evlenen Türklerin, ya da Türkiye'deki azınlıkların en az 500 kelimelik Hollanda dili bilme zorunluluğunu neden getiriyor? Neden evlenen kişinin köyünü, ailesini vs. inceliyorlar? Peki bu insan haklarına aykırı değil mi?

Bize "kürtçeyi serbest bırakın, kendi devletlerini kurmalarına izin verin. Şehit kanıyla sulanmış Türk yurdunu azınlıklara paylaştırın" diye baskı yapan Avrupalılar tüm özgürlükleri, insan haklarını, demokrasiyi çiğneyerek kendi ırkçılıklarını geliştiriyorlar. Kendi güvenlik gerekçeleri önemli oluyor, ama bize "siz dağılın, parçalanın" diyorlar. Yabancılar kendi dilleriyle konuşurlarsa Alman toplumuna uyum sağlayamazlarmış. Peki, kürtler kürtçe konuşunca nasıl Türkiye'ye uyum sağlayacaklar? Tabii onların düşüncesi kürtler ayrılsın ve ayrı bir ülke kursun.. Kendi topraklarından bir karış vermeyi düşünmeyen ama Türk topraklarını ele geçirmek için her sahtekarlığı, ahlaksızlığı yapan bu ülkeler daha ne kadar kandırabilecek Türk milletini!

Aleksis Papahellas, Yunanistan'da yayınlanan To Vima gazetesi için, işgal güçlerince atanan, azınlıkların başbakanı Erdoğan'ın yakın çevresine dayanarak hazırladığı yazıda Kıbrıs konusunun icraatta çözüldüğünü ancak işin bununla bitmediğini, AKP hükümetinin şimdiki hedefinin Rum yönetiminin tanınması olduğunu ileri sürüyor. "Erdoğan ve çevresine göre ruhban okulu önümüzdeki dönemde açıldıktan sonra Türkiye'nin vitrini olacak ve gelen tüm AB yetkililerine gururla gezdirilecek." açıklamasını yapıyor. Erdoğan'ın Yunanistan ve diğer AB ülkelerinden sabırlı olmalarını istediğini ileri sürerek Kıbrıs'ın tanınmasından sonra Heybeliada Ruhban Okulu, azınlıklar ve diğer konuların içeride tepki görmemesi için (sanki Erdoğan Türk değil de Yunan vatandaşı) AB kriterleri çerçevesinde çorap söküğü gibi çözüleceğine inandığını ileri sürüyor.

Aleksis Papahellas'ın yine Erdoğan'ın yakın çevrelerinden aldığı bilgilere dayandırılarak yaptığı açıklamalarda AKP hükümetinin aylardır savaş verdiği ordu, derin devlet ve AB karşıtlarına karşı zafer kazandıklarına (özellikle Türk Silahlı Kuvvetlerinin bütçesinin ve ordunun yönetimindeki şirketlerin kontrolünün ele geçirilmesi vurgulanarak) inandıklarını söylüyor. Hatta daha da ileri giderek Erdoğan'ın yakın çevresine "bu savaşta siyasi sermayesini tükettiğini, başka alanlarda savaşacak gücünün kalmadığını" söylediğini de ekliyor.

Sanırım yukarıdaki açıklamalardan Erdoğan'ın kimin başbakanı olduğu, kimlerin çıkarlarını savunduğu en küçük bir tereddüde gerek kalmadan daha net olarak anlaşılıyor. Dostum dediği Karamanlis'e Türk yurdunu altın tepside sunan Erdoğan karşılığını Yunan gazetelerinden kendisine yaraşır şekilde alıyor. Türk yönetimine hakaret edercesine, çok sert eleştiriler yapan; Bartholomeos'un 11 emrini ültimatom gibi yayınlayan Yunan gazeteleri Erdoğan'a böyle teşekkür ediyorlar.

***

Maliye Bakanı Kemal Unatıkan Türkiye'nin kapılarının işgal güçlerine aralandığını itiraf edercesi yaptığı bir açıklamada yabancılara gayri menkul satışıyla ülkenin önünün açıldığını ileri sürüyor. "Eğer satışlar böyle giderse Alman ve Hollanda köyleri kurulacak" diye devam ediyor konuşmasına.

Evet doğru, Türkiye'nin kapısı açıldı ama işgalin resmileştirilmesine, sömürge bir ülke yapılmasına kapı açıldı. Biz de ekliyoruz, eğer akıllarını başlarına toplayıp bu kanunu iptal etmezlerse bu olay Alman, Hollanda köyleri ile kalmayacak; Rum, Ermeni, Kürt, Yahudi köyleri, şehirleri, hatta Türkiye sınırları içinde bir çok ülkecikler bile kurulacaktır. Bunun alt yapısı da hızla hazırlanıyor. Rumlar İstanbul, Çanakkale ve diğer şehirlerde; Ermeniler Kars, Van gibi illerde, Yahudiler GAP bölgesinde; kürtler güneydoğuda, hatta Türkiye'nin her köşesinde gecekondu tarzında ülkecikler oluşturma çalışmalarını hızla sürdürüyorlar. AKP gibi kalpleri ordu ve Atatürk düşmanlığı ile dolu olan ve ümmetçilik uğruna Türklük düşmanı kesilen bu basiretsizler karşısında bir gecede kondurulan gecekondular misali, bir çok ülkeciklerle karşılaşabiliriz.

***

Milli Eğitim Bakanlığı'nın özel yurtları kapatma gerekçeleri arasında yer alan "ırkçı, bölgeci, dinci faaliyetlerde bulunmak" maddesi yönetmelik kapsamından çıkartılmış, resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Özel yurtları kimlerin açıp, kimlerin milletimizin beyinlerini yıkadığı çok iyi bilindiğine göre bu maddelerin niçin yönetmeliklerden çıkarıldığı çok iyi anlaşılır. Irkçılık yapmak, milliyetçi olmak yalnızca Türklere yasaktır. Kürtler, ermeniler, lazlar kendi ırkçılıkları konusunda Amerika ve AB ülkeleri tarafından özellikle bilinçlendirilirken, Türkler milliyetçilikten özellikle uzaklaştırılmakta, hatta kendi kültürel, tarihsel bağlarından özellikle kopartılmaktadır. Türk yurdunda "Türk'üm" demenin, Türk bayrağı taşımanın neredeyse yasaklandığı günümüzde bu yasa kürt ırkçılığının geliştirilmesi ve Türk milletinin Atatürkçülükten, laiklikten uzaklaştırılarak arap ümmetçiliği tuzağına düşürülmesi sürecini kolaylaştıracaktır.

Kadrolaşma konusunda ahlaksızca, onursuzca ilerleyen AKP bir an önce şeriat hükümlerini getirmek için çabalıyor. Bu maddenin yönetmelikten kaldırılmasıyla kürtler, ermeniler ve diğerleri kendi ırkçılıklarını geliştirirken biz Türklere ırkçılık yasaklanarak Türk yurdu Türklere cehennem yapılacaktır.

Hırsla, egoyla saldıran canavarlar misali AKP, Ulu Önder Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyetini bir an önce sabırsızca yıkmak için her alandan saldırıya geçti. Önüne gelen her şeyi buldozer gibi yıkmaya çalışan AKP tüm cumhuriyet değerlerine saldırıyor.

***

Makine Mühendisleri Odası İstanbul şube başkanı Tevfik Peker'in açıklaması:

Tevfik Peker özellikle AKP'li başkanların olduğu bölgelerde sahte imza, sahte sicil numaraları ve sahte oda numaralarıyla projeler yapıldığını açıkladı. Yalnızca İstanbul'da 253 sahte proje tespit edilmiş. AKP'nin sahtekârlıkta bir ödül alması gerekir. Parti başkanı Başbakan çeşitli sahtekarlık davalarından yargılanıyor, ceza alıyor, bir kısmı zaman aşımına uğratılıyor, bir kısmı affa sokuluyor, bir kısmı çeşitli atamalarla, ödüllerle kapatılıyor, diğer kısmı ise milletvekilliği dokunulmazlığı zırhına gizlenerek zaman aşımı için bekletiliyor. Yani alavere dalavere ile kapatılmaya çalışılıyor. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, keza; Erbakan ile birlikte sahte makbuzlarla yardımları zimmete geçirmekten yargılanıyor. Yalnızca zimmet değil, bir çok dava daha var. Yine aynı şekilde Maliye Bakanı sahte fatura kullanmaktan yargılanıyor. Çoğunun ortak noktası ise Erdoğan ve Unatıkan dahil olmak üzere hazine arsasına kamu malını işgalden yargılanmaları. Başbakanları, maliye bakanları, dışişleri bakanları sahtekarlıktan yargılanıyorsa belediye başkanlarının temiz çıkması zaten beklenemez. Körlerle sağırlar birbirlerini ağırlıyorlar.

Türk milletinin daha dikkatli olması gerekiyor. Sahteciliğe alışan bu hükümet sahte evraklarla Türkiye'yi oldu bittiye getirerek satabilir!.. Atı alan Üsküdar'ı geçmek üzere... AKP milleti oyalamak için her zaman oynadığı oyunu değiştirmeden oynuyor. Ortaya bir havuç atarak sahtekarlıkla Türk yurdunu parsel parsel satıyorlar.

Gündemde olan ama saklanan, veya içeriği boşaltılarak sanki Türkiye'nin çıkarınaymış gibi gösterilen daha birçok konu var. Sayfalar dolusu Türk karşıtı gündem maddeleri örnek gösterilebilir.

Önemli olan Türk milletinin -ki bir kısmı artık ölüm uykusundan uyanmaya başlamıştır- bir an önce tuzakların farkına varıp kendine gelmesidir. Türklüğü düşürüldüğü yerden tutup kaldırmak için her tür mücadeleyi vermek gerekiyor. Öyle güçlü bir ırktır ki Türk ırkı!… Ne yazık ki bir çoğumuz Türk ırkının bu gücünün farkında değiliz. Bu gücü çok iyi bilen Amerika ve AB ülkeleri yere düşürdükleri Türklüğün her koşulda canlanıp tekrar dirileceği, onları yok edeceği korkusuyla, son dakikaya kadar Türklüğün öldüğünden emin olmaya çalışacaklardır.

Diğer ülkelerin farkına vardığı gücümüzün bir de biz farkına varabilirsek, önümüzde hiçbir engel kalmaz. Hiçbir güç bizi hiçbir şeye boyun eğmeye zorlayamaz. Hiçbir güç karşımıza çıkıp konuşamaz bile. Yeter ki biz kendi gücümüzün farkına varalım.

Küntike


8 Aralık 2004