|
HER RENKTEN KARŞI-DEVRİM |
Ulu Gazi Mustafa
Kemal Atatürk’ün Türk ordularına büyük zaferi kazandırmasının ardından Türk
Devleti büyük ve hızlı bir değişim süreci yaşadı. Türk Irkı üç yüz yıl süren
geri çekilmelerden sonra yurdunu işgâl eden düşmanlarına Ata’nın önderliğinde
parlak zaferlerle diz çöktürdü ve bağımsızlığını elde etti. Askerî başarılardan
sonra sıra Türk milletini ve devletini Türk’ün gerçek kültürüne göre ve çağdaş
bir biçimde düzenlemeye gelmişti. Türk Irkı birkaç asırdır ya Arap ve Fars, ya
da Fransız ve İngiliz kültürü ile yönetilmek zorunda bırakılmıştı ve bu sürecin
artık bıçak gibi kesilmesi gerekiyordu. Bu amaçla aralıksız inkılâplar yapıldı.
Devletimiz daha çağdaş bir yapıya kavuşturuldu. Hukuk, eğitim, tarih vb. birçok
alandaki yeniliklerle toplumun önü açıldı. Ancak bu sürecin bazı kesimleri
rahatsız etmesi de kaçınılmazdı. Öncelikle hilafet ve saltanatın kaldırılması,
devletin laik bir düzene kavuşturulması, insanlara din ve vicdan hürriyeti
verilmesi, Arap alfabesinin terki gibi inkılâplar nedeniyle hilafetçi yobazlar,
siyasal İslâmcılar Atatürk’e düşman kesildiler. Yobaz kesim Menemen’de olduğu
gibi birçok yerde küçük-büyük isyanlara girişti.
Türk inkılâplarını benimsemeyen, devrimlere karşı çıkanlar yalnızca İslâmcılar
değildi. “Tam Bağımsızlık” ilkesine göre şekillenen yeni Türkiye, yabancı
egemenliğini hatta etkinliğini şiddetle reddetmekte ve egemenliği kayıtsız
şartsız Türk milletine bırakmakta idi. Bu durum şüphesiz mandacıların, İngiliz
muhiplerinin, Rus yanlısı kızıl komünistlerin işine gelmemekteydi. İslâmcılığa
karşı olsalar da Atatürk’e açık ve gizli düşmanlık beslemek ve Türk ihtilaline
düşman olmak bakımından bütün bu kesimler İslâmcılarla aynı safta idiler.
Siyasal İslâmcılar, komünistler, mandacılar ve “Türk” hakimiyetine karşı olan
bütün etnik unsurlar birlikte “Karşı-Devrim” cephesini oluşturmaktadırlar. Bu
cümleyi geçmiş zaman kipinde kurmamamızın sebebi, söz konusu cephenin hâlen
etkinliğini sürdürmesidir. Atatürk döneminde etnik azınlıkların ve yobazların
isyanları olmuşsa da artık yöntem değişmiştir. “Karşı-Devrim Cephesi” artık
siyasetle, propaganda ile, psikolojik savaşla, karalama ile ve benzeri birçok
yöntem ile Atatürk Türkiye’sinden Ata’nın adını silmek amacındadırlar. Fark
edilecektir ki artık Atatürk eskisinde göre daha açık olarak eleştirilmeye
başlanmıştır. Bu kötü gidiş yine de karşı devrimcilerin istediği seviyeye
gelmemiş olmalı ki günümüzdeki duruma rağmen doğrudan Ata’ya saldırmak yerine
onun çevresini kullanmak sureti ile Kemalizm’e darbe vurmaya çalışıyorlar. Son
zamanlarda “Latife Hanım’ın mektupları” meselesinin ortaya çıkması tamamen bu
konu ile alâkalıdır. Ancak bu oyunu başaramayan çevreler farklı yönlerden
etkinliklerini sürdürmekte ısrarcıdırlar. Gözlerine kestirdikleri yeni
hedeflerden biri; Mahmut Esat Bozkurt.
Mahmut Esat Beğ, Kuvayı Milliye’ye katılmış, İzmir’in Yunanlılardan geri
alınması için savaşmış, Türk hukukunda devrim yaratarak kadın haklarının
yerleşmesine büyük emek vermiş, Atatürk döneminin Adalet Bakanı olmuş yiğit bir
Türk evlâdıdır, büyük bir Türkçüdür. O yaptıkları ile kendini kanıtlamıştır,
savunulmaya ihtiyacı yoktur. Ancak bu konudaki görüşlerimizi beyan etmemek de
elimizde değildir.
Bozkurt Beğ için “Hitler hayranı” diyorlar. Bu haksız bir ithamdır. Dayanakları
Bozkurt’un “Atatürk İhtilali” adlı eseri.. Eserde geçen sözler şu şekildedir:
“Kemalizm, otoriter bir demokrasidir; bir tarafta halk
vardır diğer tarafta şef.. Gerek nasyonal sosyalizm gerekse faşizm, Mustafa
Kemal rejiminin az çok değiştirilmiş birer şeklinden başka bir şey değildir...”
Oysa göz önünde bulundurulmalıdır ki Türk İnkılâbı Nazizmden eskidir. Burada
Bozkurt’un demek istediği, Hitler’in ve Mussolini’nin Atatürk’ten örnek almış
olabilecekleridir. Kemalizm kopya eden değil kopya edilen bir düşüncedir.
Buradan hareketle Bozkurt’a “Hitler hayranı” demek haksızlıktır.
Mahmut Esat Bozkurt’un “Atatürk İhtilâli” adlı eserindeki diğer bazı vurucu
cümleleri ele alalım:
“Kendi hesabıma son sözüm şudur:
Bir ihtilâl hangi milletin hesabına yapılırsa, mutlaka o milletin öz evlâdının
eliyle yapılmalı ve onun elinde kalmalıdır.
Meselâ:
Türk ihtilâli, öz Türklerin elinde kalmalıdır. Hem de kayıtsız ve şartsız.
Yabancıların yardımı ile başarılan ihtilâller yabancılara borçlu kalırlar.
Bu borç ödenmez.”
“Türk’ün en kötüsü Türk olmayanın en iyisinden iyidir. Geçmişte Osmanlı
İmparatorluğu’nun bahtsızlığı, ekseriya, mukadderatını Türklerden başkalarının
idare etmiş olmasıdır.”
“Türk İhtilâlinin belirli yönü Türk milliyetçiliğidir.
Türk olmaktır. Geçmişi bu prensip temizledi. Yeniliği bu prensip getirdi. Bütün
Türk İhtilâli, bütün eserleriyle bu prensibe dayanıyor. Bundan en küçük bir yan
çizme geriliğe dönüştür. Ve ölümdür.”
Yine Mahmut Esat Bozkurt, 19 Eylül 1930 tarihinde Ağrı’daki kürt isyanı
bastırıldıktan sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin Adalet Bakanı sıfatıyla şöyle
konuşmuştu:
“Türk, bu ülkenin yegâne sahibi, yegâne efendisidir. Saf
Türk soyundan olmayanların bu ülkeden tek bir hakları vardır: Köle olma hakkı,
hizmetçi olma hakkı.. Dost ve düşman, hatta dağlar, bu hakikati böyle
bellesinler.”
Bütün bu sözlerin Mahmut Esat Bozkurt’a ait olması onun “Hitler hayranı”
olduğunu değil, bilinçli, katıksız bir Türk ırkçısı olduğunu, Türkçü olduğunu
gösterir. Ve Türk ırkçıları hiçbir yabancıya hayranlık beslemeyecek kadar millî
şuura mâliktirler.
Haddini aşan bazı yazarlar Türkçü görüşlerinden dolayı Mahmut Esat Bozkurt’u
Atatürkçü olmamakla suçluyorlar. Boyunu aşan laflar edenler dikkat etsinler.
Atatürkçülüğün ne olduğunu Atatürk’ten iyi bildiklerini mi düşünüyorlar ki
Ata’nın en yakınlarından olan, Ata’nın her zaman sahiplendiği, destek verdiği,
birlikte çalıştığı bir kişiyi Atatürkçü olmamakla itham ediyorlar!? Bozkurt’un
bu söylemleri Atatürk’ün bilgisi dahilinde öne sürülmüştür. Eğer Atatürk bu
fikirlere karşı olsa idi; Bozkurt Beğ’i uyarabilir, yanından uzaklaştırabilir,
hatta görevden alabilirdi.
Mahmut Esat Bozkurt hiç kimsenin yargılayamayacağı kadar büyük bir Türkçü ve
Atatürkçüdür. Ona saldıranlar, onu eleştirenler, Türkçü gençlik tarafından
yukarıda bahsedilen “Karşı-Devrim Cephesi”nin mensubu olarak görülecektir. Türk
büyüklerinin adlarını kirletmeye çalışanlarla sonuna kadar mücadele etmeye ant
içtik. Bu yolda üzerimize düşen her şeyi de yaparız. Böylece bilinsin!
Türk Şad
1 Mart 2005