HIZLANDIRILMIŞ ÖLÜM


Yakın zamanda üzücü bir olay yaşadık; insanlarımızı kaybettik. Öncelikle "Ölenlerin ruhları şad, mekanları Tanrıdağı olsun" diyor, milletimize başsağlığı diliyoruz. Bu tür olayların en azından azalmasını ve bir daha can kayıplarının olmamasını temenni ediyoruz.

Bu üzücü olaya 'kaza' demeye dilim varmıyor. Kaza değil bu, resmen cinayet, katliam.. Eksik donanım, ihmal, siyasi gösteri, bilimi reddetme, siyasi kadrolaşma vs. hepsi birleşince bu üzücü olay meydana gelmiştir. Bilimi, tekniği bir tarafa iten, bilimadamlarının görüşlerine kulak asmayan, hızlandırılmış tren sloganlarıyla siyasi getiri sağlamayı amaçlayan karanlık zihniyetliler bu olayın oluşmasında birinci dereceden sorumludurlar. "Hızlandırılmış tren" ne yazık ki, "hızlandırılmış ölüme, facia"ya sebep olmuştur. Bu işin sorumluları, bu kadar ihmallerine rağmen istifayı düşünmemekte, istifa edip etmeyecekleri yönünde soru soranları da azarlayarak durumdan kurtulmaya çalışmaktadırlar. Hükümet yetkililerini eleştirme cesaretini gösterebilenler hemen hemen her konuda olduğu gibi bu konuda da hükümet tarafından 'marjinal gruplar' tanımlaması içinde değerlendirilmektedir. Hükümete göre, bu konuda eleştiri yapanlar 'siyasi getiri' peşindedir. Bu yolla hükümet; millette, eleştiri yapanların haksız olduğu, eleştirilerinin kasıtlı, yıpratma maksatlı olduğu intibasını uyandırmaya çalışmaktadır. Bu konunun konuşulmasını engelleyerek, kapanmasını istemektedir. Çünkü hükümet, bu konuda hatalıdır, yaşanan olayda insanların ölümünden sorumludur. Sorumluların derhal gereken ne ise onu yapmasını bekliyoruz. Doğru olan budur.. Sorumlular, 'Efendim dünyanın her yerinde kaza oluyor. Hangi bakan bu güne kadar bu sebepten dolayı istifa etmiş?' diyebiliyorlar. Doğru, dünyanın her yerinde kaza oluyor, ama böyle olmuyor. Bilimi hiçe sayarak, bilimadamlarının uyarılarını kulak arkası ederek bu durum düzelmez. Her şeyin kadere terkedildiği bir yönetim anlayışıyla daha kim bilir kaç kişi ölecek? Bu kadar ucuz mu insan hayatı?

Bir kere daha gördük ki, bilimden uzak yapılan icraatlar başarıya ulaşamıyor. Bilimi, tekniği imkanlarınız ölçüsünde sonuna kadar kullanacaksınız. Zaten, bilimsel gelişmeleri meydana getiren, insanın doğa karşısında yaşadığı zorlukları büyük ölçüde hafifletme isteği ve duygusudur. İnsan varoluşundan beri doğayla savaşmaktadır, yine insan varoluşundan beri doğayı bilmek, doğaya egemen olmak istemektedir. TDK sözlüğünde de bilim şöyle tanımlanıyor: Bilim; "Evrenin ya da olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bilgi." "Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi." "Belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan, belli bir ereğe yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci." Bu olay olmadan önceki 'hızlandırma' hazırlık çalışmalarını ele alalım, bir kaç sorunun cevabını arayalım. Tanımını yaptığımız bilimden ne kadar yararlanılmış, her beraber görelim. Cevabını aradığımız sorularımız şunlar: Hazırlık aşamasında ne yapılmıştır? Hangi bilimsel teknikler kullanılmıştır? Hangi bilimadamları ile çalışılmıştır? Hangi donanım sağlanmış, ne tür deneyler yapılmıştır? Deney yapılmış mıdır, yapıldı ise ne kadar sıklıkla yapılmıştır? Hazırlık süresi ne kadardır? Cevabını aradığımız bu soruların ne yazık ki, bir cevabı olmayacaktır, cevabı yoktur. Çünkü, 'hazırlık aşaması' diye bir şey yok! Sadece trenlerin hızlarını artırmaya yarayan bir düzenek trenlere takılmış, trenler boyanmış, makyajlanmıştır. Adları konmuştur, görücüye çıkarılmıştır "ey milletim, işte hızlandırılmış tren" Sonuç ise, beklenildiği gibi üzüntü verici oldu. Onca insan, siyasi gösteriye kurban gitti. Demek ki, seçim meydanlarında 'Demir ağlarlarla örmüşler yurdu, nereyi örmüşler göstersinler bana" demekle, bu çalışmalarla dalga geçmek ile, Türkler'in Başbuğu Atatürk'e saldırmakla olmuyor bu işler.. Atatürk'ten sonra demiryollarına yatırım yapan var mıdır? Ne yazık ki, yok! Demiryollarına yatırım yapmayan, demiryollarını babasının çiftliği gibi gören, siyasi kadrolaşma yapan her yöneticinin bu tür olaylarda, büyük ya da küçük, mutlaka bir payı var. Bütün can sıkıcı bu durumların düzelmesini, demiryollarına gereken önemin verilmesini istiyoruz.

Hızlı tren bugün bir çok ülkede o ülkenin insanlarına hizmet eden, en önemli ulaşım aracı.. Bu hızlı trenlerin yola çıkmadan önce en az üç-dört yıllık hazırlık aşaması oluyor. Kabul edelim ki tren, her şeye rağmen ulaşımda hala en güvenilir araç.. Ülkemizde, elbet hızlı trenler de olacaktır. Ama, insan hayatı düşünülecek, bütün hazırlıklar eksiksiz yapılacaktır. Son yaşanan olay, en azından birilerine ders olmalıdır.

AB sevdası yolunda Türkiye de, bu hükümetin vatan satmadaki el çabukluğu ile raydan çıkmıştır. Bu da unutulmamalı..

Salur Beğ

27 Temmuz 2004