HORTUMCULARDAN ŞİKAYETÇİYİM


Son yıllarda yaşanan gelişmelerden sonra, literatürümüze iki yeni kelime girdi; 'hortumcu' ve 'hortumculuk'. Basında, medyada çok işlenen bir konu oldu bu mesele.. Nedir hortumcu ve hortumculuk? Bir meslek kolu ve bu alanda çalışan kişi manasında değil tabii ki, bu kelimeler... Milletin hakkını utanmadan yiyen, bankaların içini ustalıkla boşaltan kişilere 'hortumcu' deniyor. Yapılan bu hırsızlığın adı da kibarca 'hortumculuk' oluyor.

Ülke ekonomisinin durumu malum.. Ticaret açığı büyümüş, dış borcumuz artmış durumda.. Ekonomik sıkıntının, darlığın sebeplerinden biri de bu işte; yani birilerinin önüne gelen bankayı hortumlaması.. Hükümetler, bu hortumculuğun önünü kesmek, hortumcularla mücadele etmek için yasalar çıkartıyor, devlet kurumları oluşturuyor. Yapılanlar ve alınan önlemler siyasi menfaatlerden, siyasi çekişmelerden ne kadar uzak bilemem ama; hortumcuları bir korkunun sardığı kesin.. Zira, bir gün ansızın gelen devlet yetkilileri, hortumcunun bütün mallarına el koyabiliyor. Şimdi bir çok hortumcu, borçları için devletle anlaşma yolları arıyor.

Neyse bayağı bahsettik şu hortumculardan, hortumculuktan.. Şaşıracaksınız belki ama; ben başka hortumculardan bahsedeceğim. Neleri hortumlamışlar, milletçe neleri kaybetmişiz, neleri kaybediyoruz? Ona bakalım..

***

Önemli bir dönemeçteyiz. Türkler olarak, "ya tamam, ya devam" diyeceğimiz günler yaşıyoruz. Zira, Türk'ün yaşam alanı daraltılıyor, yaşam kaynağı yok ediliyor. Her yönden kuşatılmışız. Dergiler, gazeteler, televizyon kanalları bizim değil.. Aslında bize ait olan şeyler günümüzde o kadar azaldı ki...

Türk kültürü, Türk dili yok sayılıyor, hafife alınıyor. Türk kültürünü ve dilini araştırma-geliştirme yönünde yapılan çalışmalar yok denecek kadar az.. Anayasamızın üçüncü maddesiyle koruma altına alınan dilimize yapılan kötülükler yetmemiş olacak ki, bir de üstüne üstlük anayasanın bu maddesine aykırı olarak dil birliğini bozucu faaliyetler içine giriliyor. Zaten dilimiz, yabancı dillerin saldırısı, kuşatması altında.. Anadil bilinci yerleşmemiş çocuklarımıza anaokulu döneminde yabancı dil öğretmeye kalkıyoruz. Demek ki; o anayasa maddesi olmasa dilimizi de kullanmayacağız.

Türk kültürü de kuşatılmış durumda... Türk kültürü namına televizyon kanallarında, gazetelerde bir tane eğitici, öğretici program, yazı yok. Varsa yoksa kürt dizileri, kürt filmleri, kürtlere övgü yazıları... Şehirlerimize yavaş yavaş kebap kültürü, çiğköfte kültürü hakim olmaya başladı. Dağdan gelenlerin bağdakileri kovduğu, mahvettiği bir ülke haline geldi; Türkiye..

Kültürümüzü ve dilimizi korumak konusunda kaygılarımız var. Çünkü, Milli Eğitim Sistemi de Türk kültürünü, Türk dilini sevdirecek, benimsetecek nitelikte değil.. Ne yazık ki, sadece adında 'milli' olan bir bakanlık; Milli Eğitim Bakanlığı. Bakanlık böyle olunca doğal olarak, Milli Eğitim Sistemi'nden diline, kültürüne sahip çıkan, duyarlı gençler yetiştirmesi de beklenemez.

Bakanlık (Milli Eğitim) son günlerde nelerle uğraşıyor? Cevap; Aristoteles bilmem ne programlarına öğrenci kaydı yapmakla uğraşıyor. Mali kaynağı Avrupa'dan alınan bu programlarla öğrenci yetiştirilecek. Ondan sonra da bekle ki, yetişen gençler vatanına, milletine sahip çıksın! Avrupalı kimliği ile yetiştirilen genç, ilk fırsatta soluğu Avrupa ülkelerinde, ABD'de alacaktır. Sonra beyin göçünden dert yanılıyor, rakamlar veriliyor, her sene bu rakamların giderek katlandığı söyleniyor. Bahsini ettiğimiz eğitim programlarından geçen Kıbrıslı Türk gençlerinin azımsanamayacak bir bölümü, AB düşleriyle egemenliklerinden, devletlerinden, bayraklarından hiç düşünmeden vazgeçmişlerdi. Bana kalırsa Kıbrıs örneği göz önünde tutulması gereken ibretli bir örnek.. Bu işlerle uğraşanlara diyorum ki; bırakın yabancının kendine göre biçtiği kıyafeti Türk gençlerine giydirmeyi, Türk kimliğine sahip, Türklüğü ile gurur duyan, vatanını, milletini seven, vatanına-milletine hizmet etmek için uğraşan gençler yetiştirmeye bakın!.. Bu vasıflara sahip gençler yetişmezse, Türkiye'nin geleceğinden hepimizin şimdiden kaygı duyması lazım.

Yüzde yüz Türk şuuruna sahip gençler yetiştirmezseniz, gençlerin yetişmesi için bir çaba sarfetmezseniz eğer, olacaklardan siz sorumlusunuz ey yöneticiler!.. Gençleriniz topçu-topçu yarışmalarında zamanını tüketiyorsa, dert yanmaya hakkınız yok! Gençleriniz, Doğu Türkistan'da, Kerkük'te, Batı Trakya'da, Güney Azerbaycan'da, Kırım'da... Türk soydaşlarına yapılan zulümden habersiz ve hatta mevcut haksızlıklara duyarsız ise, ülkesinin sorunları, milletinin durumu dikkatini çekmiyorsa, kültürünün, dilinin hor görülmesine, yozlaştırılmasına kayıtsız kalıyorsa, tarihine küfredilmesine ses çıkarmıyorsa, "bu ülke işgal edilse de, ben yaşayacak bir yer elbet bulurum" diyebiliyorsa, artık o küçük kafalarınızı ellerinizin arasına alın, düşünün ve bir şeyler yapın!.. Eğer bu durumdan hoşnutsanız, suratınıza tükürmeye bile gerek yok! Çünkü, yağmur yağdığını zannedeceksiniz..

Yeter artık, bu milletin yüce değerlerini, heyecanlarını hortumladığınız... Hortumladınız, hortumladınız, doymadınız. Türk'ün dilini, kültürünü, tarihini ona çok gördünüz. Hortumladınız, yok ettiniz. Heyecanlarımızı çaldınız, geleceğimizi çaldınız daha yetmedi mi?

Hepinizden şikayetçiyim hortumcular! Hepinizden şikayetçiyim.
BENİ BEN YAPAN HER ŞEYİ GERİ İSTİYORUM!

Salur Beğ

24 Haziran 2004