HÜKÜMETİN BOYNUNDAKİ TASMA


Amerikalı kadın askerin Iraklı tutukluların boynuna tasma geçirmesi gibi Amerika da AKP hükümetinin boynuna tasmayı geçirmiş, kendi istediği yöne çekiştiriyor. Amerikalılar Müslümanlığın Hıristiyan sürümünü uygulayan hükümetin tasmasıyla adeta tüm haçlı zihniyetinin intikamını Yüce Türk milletinden alırcasına oynuyor. Bu tasmayı bazen İngilizler'in eline teslim ediyor, bazen de AB'ne, Rumlar'a ve Ermenilere... Binlerce yıldır başını eğemedikleri Türk milletinden aldıkları intikam zevkini diğer haçlılarla paylaşmak istercesine hükümetin tasmasıyla oynuyorlar. Bu arada normalde hor gördükleri, küçümsedikleri kürtlere de tasmayı verir gibi yapıyorlar, onları kendilerine köle gibi bağlamak için. Sözde PKK'yı terör listesine alan ABD Irak'ta PKK'nın cirit atmasına göz yummakla kalmıyor, adeta Türkler'e, Türkiye'ye karşı saldırtıyor.

Bu öyle bir tasma ki, bu tasmayı kullanarak İslamiyet'in içini tamamen boşaltıp Hıristiyanların uydurduğu İslamiyet ile dolduruyorlar. Aynı tasmadan ABD memuru Fethullah Gülen'in ve basın dünyasından, üniversite çevrelerinden bazı kişilerin de boynuna geçirilmiştir. Tasmayı öyle aleni tutuyorlar ki, gizleme gereği bile duymuyorlar. Boynuna tasma geçirilen hükümet Ruhban Okulu şakşakçısı oluyor. Tasma çekildikçe can havliyle kendi ulusal çıkarlarını unutarak Rumlar'ın, Ermeniler'in, kürtlerin, tüm gayri Türklerin haklarının bekçisi oluyorlar. Fener Rum Patriği Bartholomeos Reuters'e verdiği demeçte Türkler'le dalga geçercesine "Hükümetimiz ruhban okulunun kapatılmasının gerekçelerinin haksız olduğunu anladı" diyebiliyor. Bir taraftan tasmayı sıkarken Lozan'ı delip Sevr'i hortlatma çalışmaları kapsamında Türklere saldırılar gün be gün yoğunlaşmaktadır.

Rum erkek lisesinin AİHM'ne başvurması fikrini Tayyip Erdoğan vermiş olmalı. Çünkü onlar Türkiye'yi AIHM'ne AB'ne, ABD'ne şikayet etme konusunda uzmanlaşmışlardır. Türkiye'nin yabancılardan ceza alması onlar için büyük bir zevk. Başbakan değil miydi türbanlı kıza AİHM için yol gösteren? Hükümet kendini Arap görüyor, Rum, Ermeni, kürt görüyor. Türklüğe öyle bir düşmanlar ki, kendilerini herşey görüyor fakat asla Türk görmüyorlar.

Nerdeyse elini eteğini öptükleri, saygıda asla kusur etmedikleri (onlar için Müslüman olmuş, Hıristiyan, Musevi olmuş, hiç önemli değil, yeter ki sakallı olsunlar, Türk düşmanı, irticacı olsunlar. Asla saygıda kusur etmezler, el etek öperler) Bartholomeos hükümetin Türkiye'yi önüne halı gibi sermesine aldırmadan Reuters'e şikayet ediyor. Dini özgürlükler yokmuş, mal mülk edinme hakları yokmuş vs. yani Türkiye, kanunlarıyla kendini koruyormuş. Utanmasalar tüm korumaları kaldırıp, hatta T.S.K.'ni lağvedip ülkeyi onlara teslim etmemizi önerecekler.

Osmanlı'nın son dönemindeki hasta adam misali meydanı boş bulan Ermeni cemaati patriği Mutafyan da zaman geçirmeden Sevr korosuna katıldı. Utanmadan kitaplardan Ermenilerin yaptıklarıyla ilgili bölümlerinin çıkartılmasını istiyor. Hangi yüzle istiyor? Yapılmamış sahte soykırımını tüm dünyadaki kitaplara geçirten kendileri değil mi? O zaman Türk çocuklarının hiç işlemedikleri suçtan dolayı lekelenmelerine neden karşı çıkmıyorlar? "Türkler bize soykırım yapmadılar tam tersine biz onlara soykırım yaptık" diye açıklamıyorlar.

Arkasına AB'ni, ABD'ni almadan sesini çıkaramayan kürtler de bu koroya katıldılar. Devlete silah çeken teröristin evine utanmadan devletin aracıyla taziye ziyaretine giden Diyarbakır Belediye Başkanı "Ben de Sevr'de varım" dercesine bir tutum içerisindedir. Neymiş efendim insan haklarıymış, dostlukmuş, barışmış, mış mış... Siz bizi kendiniz gibi kafasız mı sandınız? Kime masal anlatıyorsunuz? Açıkça söylesenize "Biz de teröristiz" diye. Zaten herkes ne olduğunuzu biliyor. Kendinizi saklamaya çalışmanız komik oluyor.

Hükümeti bir yanda boynundaki tasma sıkarken, diğer yanda sahtekarlıklarla ekonomiyi düzgün gösterme çalışmaları iyice bunaltıyor. Nereye nasıl saldıracağını şaşırıyor. Bir taraftan kendisine şakşakçı yaptığı basın-yayın organlarına saldırırken, diğer yandan kendini kurtarmak, aynı zamanda egolarını tatmin etmek için daha fazla ödün verme arayışına girdi. Daha fazla toprak, daha fazla kapitülasyon, daha fazla borç, daha fazla dış açık derken tam bir sarmalın içine düştü. Cari açık bugüne kadar hiç görülmemiş bir düzeye düzeye ulaşarak 10 milyar dolara çıktı. Ekonomi büyüyor, enflasyon düşüyor yalanları ise gündemin baş maddesi. Ekonomideki düzelmeyi naylon fatura ve sahtekarlık konusunda uzman olan (bunları hakaret kabul etmesinler, uydurmuyoruz. Dokunulmazlık zırhının arkasına gizlenerek zamanaşımı bekleyen davalar incelendiğinde tüm delillere ulaşılabilir.) Erdoğan, Unatıkan ve Gül'ün yöntemleriyle çözüyorlar. Yani her şey yalan. Geçmiş hükümetler döneminde olsaydı basın-yayın organları kıyameti kopartırdı. Maliye Bakanlığı firmalara gidip zorla devir Katma Değer Vergilerini sildirtip yerine ödeme çıkarttırıyor. Gerçekten zarar eden, iş yapamayan firmalara gidip zarar görünen kurumlar ve gelir vergisi beyannamelerini iptal ettirerek kar gösteren beyannameler düzenlettiriyorlar. Bir taşla iki kuş vuruyorlar; birincisi toplumu ekonomi düzeliyor diye kandırıp hayali karlar yaratıyorlar, ikincisi ise mükellefe olan borçlarını silerek tam tersine onlardan haksız yere sahtekarlıkla Katma Değer Vergisi ve Kurumlar Vergisi alıyorlar. Bir de utanmadan söylendiğine göre sahte fatura kestiriyorlarmış. Müşteri ismi kısmına öyle bir satış olmadığı için, daha doğrusu hayali bir fatura olduğu için "Maliye Bakanlığı'nın emri ile düzenlenmiştir" ibaresini yazdırıyorlarmış. Bu kadarına pes doğrusu! Maliye Bakanlığı kendisi hayali fatura düzenlettiriyor. Dünya tarihinde böyle bir olay görülmemiştir. Tehditle beyanname düzenletme ve kar gösterme olayları kesinlikle abartı değildir.

Enflasyon düşüyor diyorlar, ucuz Çin malları enflasyonu düşürüyor. Daha da önemli neden insanların işi yok ki mal ve hizmet satın alsınlar. Satın alma gücü yok edilen halk ne alacak ki fiyatları yükseltsin? Enflasyona esas aldıkları maddeler neler acaba? Golf topuyla, tenis topuyla, çalı süpürgesiyle enflasyon oranı belirlenirse böyle olur. Piyasaya sahte satın alma gücü pompalamak amacıyla bolca kredi kartı sürüldüğü unutulmamalı. Kredi kartlarındaki ödeme problemleri gündeme geldiğinde ne yapacaklar? Yine hacizler, yine mahkemeler...

Madem enflasyon bu kadar indi, neden reel faiz oranları gerilemiyor? Neden hala %25-27'lerde dolaşıyor? Her şey günlük gülistanlık olsaydı reel faiz oranları da aynı oranda düşmüş olurdu. Erdoğan'ın Merkez Bankası Başkanı'nı değiştirip, özerkliğini yok ederek kendi denetimine almaya çalışması boşuna değil. Amacı reel faizlerle de istediği gibi oynayıp Türkiye'yi içinden çıkılamaz duruma düşürmek. Ekonominin çökme noktasına geldiği 2003 yılını Amerikalı Yahudi Soros'un Türkiye'ye soktuğu 6 milyar dolarla kurtaran Erdoğan acaba aynı şekilde 2004'ü de kurtarabilecek mi? ABD amacına ulaşana kadar sıcak parayı sokar. Alacağını aldıktan sonra ekonomi çökecekmiş, iç savaş çıkacakmış, umurunda bile olmaz. Hükümet öylesine tasmayla sıkılıyor ki, burnunun ucunu dahi göremeden her şeyi teslim ediyor. Bu durumun kendini daha çabuk yok oluşa sürükleyeceğinin bile farkında değil. Amerika beşe bölünmüş Türkiye haritasını gerçekleştirdikten sonra tasmayı öyle sıkar ki, bir daha belini doğrultamazlar.

Umarım AKP içinde bulunan ve nasıl kandırıldıklarının, aşağılandıklarının farkına varan Türk milletvekilleri ve tabandakiler bir an önce AKP'yi bırakarak Türkiye'nin içine düşürüldüğü durumdan kurtarılmasında pay sahibi olurlar. Her şey saklanamayacak kadar öylesine açık ki, artık insanların AKP'nin gerçek yüzünü görmemeleri imkansız.

Gerçeklerin farkına varan milletvekillerinin ve diğer AKP'lilerin hükümetin boynuna geçirilen bu tasmadan bir an önce kendilerini ve ülkelerini kurtarmak için harekete geçmeleri ve halka tüm gerçekleri anlatarak AKP'den istifa etmeleri gerekir.


Küntike

12 Ağustos 2004