|
2. MENDERES |
Osmanlı döneminde soyadı kanunu olmadığından padişahlar geliş sıralarına göre
numara alırlardı. 1. Selim, 2. Murat gibi... Bugün ise kafası değişmeyen,
Osmanlı zihniyetinden henüz kurtulamamış olanları numaralandıracak olursak,
Tayyib ERDOĞAN kesinlikle 2. Menderes olacaktır. Kendisini padişah sanan,
meclisteki milletvekili çokluğuna güvenip de halife olduğu hissine kapılan bir
kişi için, yolunda ilerlediği Menderes’in 2. sürümü olmayı hak etmiyor değil.
2. Menderes olmayı hak edecek çok işler yapmıştır. Ortak yönleri çoktur. Her
ikisi de mecliste kendilerini temsil edenlerin çokluğuna güvenerek, en önemli
Makamı, Cumhurbaşkanlığını Makamını ele geçirmek istemişlerdir. Rahmetli(!) 1.
Menderes de meclisteki çokluğuna güvenerek, “oraya Cumhurbaşkanı adayı diye
odunu koysam, odunu Cumhurbaşkanı seçtiririm” demekten geri durmayacak kadar
kendinden geçmişti. Meclisteki çokluğuyla ne oldum delisine dönen Menderes, Türk
Silahlı Kuvvetleri’nin gücünü yabana atınca, hiç bulutların üzerine ulaşamayan
karıncanın kanatları çıkınca kartal oldum sanması gibi önüne gelene kafa tutmuş,
herkesle ters düşmüş, Türk Silahlı Kuvvetlerine dahi meydan okumuştur. Menderes
o denli esrimişti ki, İnönü’nün “seni ben bile kurtaramam” demesine bile
aldırmamıştı. Ne de olsa Meclis’te çoğunluğa sahiptir ve Başbakanlık koltuğunda
tek başına oturmaktadır. E sağında solunda da, önünde el ayak ilikleyen bir
dünya adam vardı. Ömrü boyunca böyle şişirilip pohpohlanmayan Menderes’e göre
artık kendisine güç mü yeterdi? Oysa bilmiyordu ki; Türk Silahlı Kuvvetleri
tehlikeli gördüğü kişileri veya fikirleri istediği anda etkisiz hâle
getirebilirdi. Menderes, kendisini Neron sanadursun Türk Silahlı Kuvvetleri,
O’nun milleti tehdit eden tarafını görmüştü.
1.Menderes, 1. Dünya Savaşı’nda yedeksubaylık eğitimi gördüğü hâlde, bir
hastalığı bahane ederek cepheden kaçmıştı. Her ne kadar başka çıkar yolu
olmadığı için Kurtuluş Savaşı’na katılmışsa da, orduya olan düşmanlığını pek
fazla saklayamadı. Kızılçullu Amerikan Koleji’nde okurken beynini de orada
unutmuş olacak ki eline geçen ilk fırsatta yaptığı birinci iş İncirlik Üssü’nü
Amerika’ya satıp, “Türk Askerleri Amerikan askerlerine selam duracak”
demek olmuştur. Ayrıca Meclis’teki vekillerine “isterseniz hilafeti bile
getirebilirsiniz” diyen kişi de 1. Menderes’ten başkası değildir. Bundan
başka, “Türkiye’yi küçük Amerika yapacağız” sözünün mucidi de 1.
Menderes’tir. Yani başına gelenleri fazlasıyla hak etmiştir.
Bugünkü tabloya baktığımızda, 1. Menderes dönemiyle tıpatıp mutabakat gösteren
bir olaylar silsilesiyle karşılaşıyoruz. Mevcut Hükümetin, işbaşına geldiğinde
ilk yaptığı “eve dönüş” hikâyesini ortaya atarak, bütün teröristlerin serbest
kalmasını sağlamak olmuştur. O gün bugün de zaten terörün önü alınamıyor. Orduyu
pasifleştirmek için de aklınca bir şeyler yapmaya çalışan hükümetin sonu, 27
Nisan’da yayınlanan muhtırayla gelmiştir. Bundan sonra, bugünkü hükümetin
kurucusu olan AKP, bir daha düzelemeyecektir. Muhtıra yiyen hiçbir parti, bir
daha kendisini toplamamıştır.
Şöyle bir göz atalım; AKP iktidar oldu, aradan bir yıl dahi geçmeden Amerika ta
cehennemin dibinden gelip Irak’a girdi. Yani yanı başımıza konuşlandı. AKP
hükümeti ise buna hiç ses çıkartmadı. Tıpkı Osmanlı topraklarına adım adım giren
düşmanlara karşı padişahın ağzını açmaması gibi. 1. Menderes de İncirlik Üssünü
Amerikalılara satmıştı. Anlaşılan 2. Menderes, 1. Menderes’ten geri kalmak
istemiyor. Bu sefer düşman, Türk Silahlı Kuvvetleri’nden korktuğu için
Türkiye’ye değil de, onun sınırına konuşlandı. AKP ve 2. Menderes son derece
rahattı. Nasıl olsa AKP’yi “dini kurtaracak” diyerek, ömrü boyunca köyünden
başka bir yer görmeyen, okuma yazması olmayan ve toz kondurmadıkları dinlerinin
şartlarından bile haberi olmayan bir kesim kayıtsız şartsız destekliyordu.
AKP’nin dini kurtaracağını söyleyenleri anlamak ayrı bir beceri istiyor. AKP,
dini nereden kurtaracak? Din, Er Ryan mı ki AKP onu kurtaracak? Din, insanların
kalbindedir. İnsanların kalbinde olan bir nesneyi de kimse esir askeri
kurtarıyormuş gibi kurtaramaz. Ama zihni uyuşmuş, beyni körelmiş ve aklıyla
değil dogmalarıyla hareket eden insanlar bunu anlamazlar. Bu yüzden cahil ve
iptidai insanları yönetmek ve yönlendirmek çok basittir. Beyinlerindeki
dogmaları, taassupları kullanarak onlara istediğinizi yapabilir,
yaptırabilirsiniz. AKP’nin kullandığı da zaten budur. Yani 2. Menderes’in…
Türkiye’nin başına gelen, Menderes’ten sonra kendisini padişah olarak gören
ikinci Başbakan olan, 2. Menderes’in de, 1. Menderes’e benzeyen çok tarafları
vardır. Mesela Erdoğan da askerliğini garson olarak yapmış, Birinci Dünya
Savaşı’ndan kaçan Menderes gibi askerlikte hep geride durmuştur. Menderes
Kore’ye Türk Askerlerini göndermişti, Erdoğan Lübnan’a gönderdi. Yani her ikisi
de, bizimle hiçbir ilgisi olmayan savaşlara bizim askerlerimizi, sırf birileri
istiyor diye gönderdiler. Dün 1. Menderes Türkçe okunan ezanı geri arap diline
çevirttirdi. Bugün 2. Menderes’in getirdiği Kültür Bakanı, Türk Alfabesine,
Türkçeye destek olması için birkaç arap harfinin de eklenmesini istiyor. Yani
değişen bir şey yok, sadece adlar farklı…
Bugün “eve dönüş” diyerek teröristlerin hepsi hapishanelerden çıkarıldı, DGM’ler
kapatılarak teröristler, devlete karşı suç işleyenler cesaretlendirildi, kürtçe
denilen uydurma dille yayın serbest bırakılarak, televizyonlar kürt dizileriyle
dolduruldu… Bütün bunlar, Türk Milleti’nin bilinçaltına girme çabasıdır. Yani
diyorlar ki; bu ülkeye ihanet etmek, vatan haini olmak bedavadır. Evinde
terörist beslediği için hapse atılan ve AKP tarafından hapishaneden çıkartılarak
DTP adında bir parti kurmaları sağlanan eski DEP’li milletvekilleri meydanlara
çıkıp açık açık kürt devleti ütopyalarından bahsediyor, Apo’nun serbest
bırakılmasını istiyor. Bunca olay milletin gözü önünde cereyan ederken, birileri
dünyadan habersiz oldukları hâlde “dini kurtaracak, müslüman adam” diye
sayıklayarak 2. Menderes’in peşinden gidiyor. Irak’a, 2. Menderes’in iktidara
gelmesiyle giren Amerika askerlerinin Irak’taki camilerde yaptıklarını yarın
Türkiye’deki camilerde yaptıkları zaman görürler kimin neyi kurtardığını veya
teslim ettiğini…
Mantıklı düşünen ve olayları aklıyla muhakeme eden her insan, 2. Menderes’in
bugünkü yaptıklarına bakarak, onun Amerika’nın isteklerini yerine getirmekten
başka bir şey yapmadığını açık bir şekilde görür. Onun kadrosunun hepsi, en
alttan en üste kadar ümmetçi olduğundan, hiç birisi bulunduğu makamın, mevkiinin
hakkını verememekte, makamları ne kadar büyürse büyüsün, zekâları, mantıkları,
yürekleri ve kendi iradeleri yoktur. “Cami ne kadar büyük olursa olsun, imam
bildiğini okur” demişler. Ümmetçiler, şeriatçılar, dinciler, her zaman herkesten
emir almaya programlanmış robotlardır. Hür iradeleriyle hiçbir iş yapamazlar.
Hep birilerinin kendilerini yönetmesini isterler. Nitekim Cumhuriyetin kurulduğu
yıllarda, 2. Menderes’in dedeleri “sürü burada, çoban nerede” diyerek padişahı
istemiş, padişahı bir çoban, kendilerini ve bütün insanları bir sürü olarak
gördüklerini açıklamışlardır.
2. Menderes’in Atatürk düşmanlığı herkesçe de malumdur. Türkiye Cumhuriyeti’nin
Başbakanı olarak “10 Kasım’da yaygara kopartıldı” demekte bir sakınca görmeyen
2. Menderes, “Atatürk’ü anma töreninde sap gibi ayakta durmaya gerek yok”
diyerek de kendisine Atatürk ve cumhuriyet düşmanı diyenlerin haklı olduğunu
gözler önüne sermiştir.
Diğer bir konu ise kimlik konusudur. 2. Menderes, bu ülkede bir çok etnik
kimliğe sahip insanın yaşadığını, bunların ortak kimliklerinin, Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşı olmak olduğunu, alt kimliklerinin ise ayrı ayrı etnik
kökenlere ait olduğunu, kiminin Türk, kiminin kürt, kiminin çerkez, kiminin
gürcü vs. olduğunu söylemiş, açık açık Türk kimliğini inkâr etmiş, mozaikçi bir
yaklaşımla Türkiye’yi kafasında böldüğünü göstermiştir. Oysa bu ülke Türk adıyla
kurulmuştur ve Anayasa’da bu ülkenin Türk ülkesi olduğu, resmi dilinin Türkçe
olduğu, bayrağının Türk Bayrağı olduğu, Milli Marşı, Milli ve Ulusal Günleri ve
Bayramları açıkça belirtilmiştir. Bunun dışında birileri, bu ülkede bir kimlik
çıkarmaya çalışırsa, sonu o kadar acıklı olur ki, o kişiyi, hakkında “Hatırla
Sevgili” diye dizi çevirip millete acındırmaya çalışırlar ama fayda etmez.
Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK, açık açık “Türkiye Türklerindir”
demiştir. Ulu Önder, Başbuğ Mustafa Kemal’in en yakın ve samimi arkadaşlarından
olan Adalet Eski Bakanı Mahmut Esat BOZKURT, Türkiye’de Türk soyundan
olmayanların tek hakkının, hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı olduğunu,
Ağrı’da çıkan bir kürt isyanını bastırdıktan sonra açık olarak söylemiştir.
Cumhuriyetin kuruluş temeli Türkçülüktür. Bunu, Cumhuriyet tarihini biraz
araştıran herkes açıkça görecektir. Fakat bugün, mankurtlaşmış ümmetçi yobazlar
sayesinde iktidara gelenler, boylarına poslarına bakmadan, ne olduklarını, neci
olduklarını hesaba katmadan o Meclis’teki vekillerinin çoğunluğuna güvenerek
cumhuriyete düşmanlık edip, rejimi değiştirmeye çalışmış, Ulu Önder Atatürk’ün
ilkelerine alternatif çıkarıp, Türk Milleti’ni ümmetçilik mikrobuyla silmeyi
hedeflemişlerdir.
Son olarak “cumhuriyeti değiştiremiyorsak Cumhurbaşkanını değiştiririz”
mantığıyla Cumhurbaşkanını seçmek isteyen 2. Menderes, bu ülkede var olan en
büyük ve en güçlü faktör olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ni hesaba katmamıştır.
Cumhuriyet tarihinde göze çarpmaktadır ki; Türk Silahlı Kuvvetleri ülkenin ve
milletin varlığına ve birliğine göz diken iç ve dış düşmanlara karşı amansız bir
savunucu olmuştur. Her şartta bunları sindirmiş, silmiş ve yok etmiştir. Bunun
en belirgin özelliği de 1. Menderes’tir. İster 1. ister 2. olsun, bu
Mendereslerin ikisi de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gücünü önemsememenin cezasını
ağır bir şekilde ödemişlerdir… Biri muhtıra yiyip Cumhurbaşkanlığı hayalleri
suya düşmüş, diğeri ise son derece acıklı bir sonla bütün insanlara bu ülkede
Türk Silahlı Kuvvetlere kafa tutulamayacağını göstermiştir.
Türk Silahlı Kuvvetleri, Ulu Önder Atatürk’ün emanetlerine sahip çıkan, bu
ülkenin değiştirilemez yasalarının bekçiliğini yapan ve hiçbir zaman, hiç
kimsenin pasifleştiremeyeceği yegâne kurumdur. O, sadece bir kurum değil, Türk
Milleti’nin varlığının da teminatıdır. Türk Milleti’nin en fazla güvendiği
kurumdur ve öyle kalacaktır. Bu ülkeyi, çok zaman yok oluşun eşiğinden çekip
kurtaran Türk Silahlı Kuvvetleri olmuştur. 12 Mart ile komünistleri, 28 Şubat
ile irticacıları silmiş, 27 Mayıs 1960’da “Türkiye’yi küçük Amerika yapacağız”
diyen Menderes’e hak ettiği cezayı vermiştir. Eğer Türk Silahlı Kuvvetleri’nin
kudretini görmek isteyen varsa, cumhuriyet tarihindeki Türk Ordusuna bakmaları
yeterli olacaktır.
Uzun lafın kısası, bugünkü 2. Menderes ile 27 Mayıs 1960’da milleti köle,
kendisini padişah sanıp, orduyu bile emrine almak isteyen, bu cahilliği ve zekâ
eksikliği de asılmasına sebep olan 1. Menderes arasında büyük benzerlikler
vardır. Bu benzerliklerin en belirgin olanı, her ikisinin de milleti duymayarak,
kafalarının diklerine gitmeleridir. İkisi de Cumhurbaşkanını seçmek istemiş,
fakat cumhuriyetin bekçileri, savunucuları, evlatları tarafından kendilerine
müsaade edilmemiştir. Bu ülke sahipsiz değildir ve asla sahipsiz kalmamıştır.
Bazı cahil kimseler, güneşi görmediklerinden ay’ı en büyük nur sanıp, ellerine
az bir yetki geçince dünyayı devireceklerini sanabilir. Bu normaldir. Ancak
değişmeyecek olan yegâne şey, Ulu Önder Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti
Devleti ve onun rejimidir. Bir de o rejimin savunuculuğunu yapanların
kararlılığı…
1. ve 2. Menderes’e gelince; ne diyelim? Tanrı sonlarını benzetmesin…
Buğra Şad
6 Mayıs 2007