|
KENDİNİ KRAL SANAN ERDOĞAN |
Sonunda Tayyip Erdoğan bir kez daha muradına erdi. Sonradan görmeler gibi
şatafatlı bir düğün yaparak Türkleri dünya aleme rezil etti. Araplar bile onun
yaptıklarını yapmadılar. Avrupalılara, Amerikalılara ve tüm dünyaya, görmek
istedikleri gibi geri kafalı, şeriatın ağına düşmüş bir Türkiye örneği
sergilediler. Avrupalılar, hele Amerikalılar bu manzaradan ne kadar mutlu
olmuşlardır kimbilir... Şimdiye dek hiçbir ülkenin başbakanının yapmadığını,
kendini kral sanarak yaptı.
Milletin parasını kendi özel tatminine harcayarak haram yedi. Ben ve çevremdeki
hiç kimse hakkını helal etmiyor. Ve hep bir ağızdan haram olsun diyoruz. Çünkü
bizim vergilerimizle, bizim paralarımızla düğünü yaptı. Madem öteki dünyaya
inanıyor, öyleyse kul hakkının ne kadar önemli olduğunu bilmesi gerekir.
Gelelim konumuza;
Psikolojik hastalığı olan insanların müşehade altına alındığı herkesçe
biliniyor. Bu kişilere doktor tarafından verilen fiil ehliyetlerinin olmadığına
dair bir raporla karar almaları, mal mülk alıp satmaları yasaklanmaktadır.
Yüzlerce insan bu ruhsal hastalıklardan ötürü çevrelerine zarar vermelerinin
önlenmesi amacıyla müşehade altına alınırken aşağılık kompleksi ve kendini
padişah sanma hastalığı nedeniyle neredeyse tüm Türkiye'yi talan eden ve
yalnızca T.S.K.'nden intikam alma, yabancılara sırtını sıvazlatma uğruna elin
Amerikalısına, İngilizine, Almanına (dikkat edin, uydurulan "Türkiyeli" kavramı
gibi bir kavram yoktur. Almanyalı, İngiltereli denmez. İngiliz, Alman denir.
Amerikalı denmesinin nedeni de tamamen kelimenin fonetiği ile ilgilidir.) vatan
topraklarını peşkeş çeken Erdoğan serbestçe dolaşmaktadır.
Psikiatrist ya da psikolog değilim ama Erdoğan'ın ve eşinin davranış bozukluğu o
kadar belirgin ki, yorumlamak için uzman olmaya gerek yok. Neredeyse ben ruh
hastasıyım diye bağırıyorlar.
Erdoğan içinde bulunduğu psikolojik durum ve hastalıklar nedeniyle kendini büyük
insan sanıyor. Bir ara kafayı Yüce Önder Atatürk'e taktı. Psikolojik sorunu
olmayan, ruh hastası olmayan bir kişi hayattayken kendi resimlerini ders
kitaplarına koydurur mu? Ders kitaplarının ilk sayfasında Atatürk'ün fotoğrafı
var ya; "Neden benim de olmasın" diye düşünerek "Tüm ders kitapları kaldırıla,
yeni basılacak kitaplara benim fotoğraflarım konula" fermanını yayınlayıp
uygulamayı başlatır.
Hırsını alamaz Erdoğan, içindeki şeytan boş durmaz ve yeni eylemlerin,
sapkınlıkların peşine takılır. Bir ferman daha yayınlar; Atatürk'ün toplantı
yaptığı salonlarda, Atatürk'ün oturduğu koltuklarda oturacaktır. Geçerli bir
mazeret uydurularak Bakanlar Kurulu toplantıları bu alanlarda düzenlenmeye
başlanır.
Bir başka ferman çıkartır, feribota kendi ismini verdirir. Neymiş efendim, halk
istemiş!..
Bu da yetmez Erdoğan'ın içindeki şeytanı tatmine...
Hastalığının şiddeti arttıkça tüm ulusal değerlerle oynamaya başlar. Hilâfeti
kaldırıp Laik Cumhuriyet'i kuran Yüce Önder Atatürk'ten intikam alma hırsı içini
öylesine kemirir ki, yüzünü gizlemeye bile gerek duymaz artık... Ulus-devlet
anlayışını, laikliği yıkma hırsı başını döndürür. Gözüne başka değerler
görünmez; islamcılığı bile unutup papaz kıyafeti giyer, hıristiyan misyonerliği
yapar. Ruhban okulunun açılması için Rum'dan çok Rum, Ermenistan'ı ihya etmek
için Ermeni'den çok Ermeni, kürtleri palazlandırmak için kürtten çok kürt olur.
Yalnızca "Türk" olmayı beceremez çünkü bu kavram ona hayli yabancıdır.
Son günlerde ise padişahlığa mı desem, yoksa krallığa mı desem, Erdoğan'ın
özenti alanı değişir gibi oldu. Yabancı ülke temsilcilerinin çıkar uğruna selam
vermelerini, pohpohlamalarını gerçek sanıp havaya giren Erdoğan şimdide
kralcılık oynuyor. Kralların dünya liderlerini düğün törenlerine davet etmesi
gibi Erdoğan da kızının düğününe dünya liderlerini davet ediyor. Hatta işi ileri
götürerek ve kendinin ne kadar büyük!!! adam olduğunu ispatlamak istercesine
onları yalvar yakar nikah şahitliğine zorluyor. Adamlar ne yapsın, gelip
dişlerini gösterip gülümseme karşılığı alacakları pasta payını düşünmek
zorundalar. Varsın dengesiz olsun, varsın kültürsüz olsun elini sıkmakla bir şey
olmaz. Alacaklarını aldıktan sonra nasıl olsa bir daha yüzüne bakmak, ellerini
sıkmak zorunda kalmazlar. Ürdün'e akşam yemeği için boşuna gitmedi. Kızının
davetiyesini elden vermek için devletin olanaklarını kullanıyor. Aslında gittiği
tüm ülkelere tüm sülalesini devletin cebinden götürmesinin yanında davetiye
vermek için Ürdün'e gitmesi basit bir olay gibi kalıyor.
Halka inanamıyorum. Bu kadar insan gerçekten saf mı, yoksa Erdoğan hipnoz
yöntemiyle onları aptallaştırdı mı? Bu kadar insanın saf olmadığını düşünmek
isterim. Ama inanılmayacak bir şey. Müslümanlıktan dem vuranlar, şekilcilik
nedeniyle insanları dinsizlikle, gavurlukla suçlayan sözde dinibütünler,
Erdoğan'ın müslümanlığı ayaklar altına almasına ses çıkartmıyorlar, tam tersine
alkışlıyorlar. Müslümanlıkta kul hakkı var mı, yok mu? Benim ödediğim, sizlerin
ödediğiniz vergilerle iyi bir müslümanım diyen bir insan nasıl olur da
sülalesini habire yurt dışında gezdirir, maaşları bizim vergilerimizle ödenen
emniyet güçlerine kendi psikolojik bozukluğunun tatmini için özel davetlerinin,
düğünlerinin korumalığını yaptırır? Hangi müslüman, kendi din kardeşleri
yoksulluktan kırılırken, sırf hava atmak için düğün davetiyelerine 24 milyar TL
öder? Hangi müslüman, asgari ücretle çalışan milyonlarca din kardeşi evinde
doğru düzgün tencere kaynatamazken bir gün 32 bin dolarlık özel yapım Franc
Muller marka saatle, ertesi gün 20 bin dolarlık Bvlgari marka saatle dolaşır?
Kendileri gibi şekilci hangi müslüman, bir taraftan kadın namahremdir diyerek
kadınları örterken, diğer taraftan kendi karısını, kızlarını süs bebekleri gibi
süsleyip elalemin adamlarının karşısına konu mankeni gibi çıkartır? Hangi
müslüman içki günah derken karısını içki içilen masalara oturtur? Hangi müslüman
sahte fatura düzenleyerek haram yer, hangi müslüman devletin malına el koyar?
Saymaya kalkarsak sayfalar dolar. İşte bu nedenle müslüman halkı anlamıyorum.
AKP ve Erdoğan halkı aptal yerine koyuyor, her türlü rezilliği, sahtekarlığı
yapıyor; savunuyormuş gibi gösterdiği islamiyeti hristiyan ve musevi lobisi ile
birlik olarak ayaklar altına alıyor ama halk yine onları alkışlıyor. Gerçekten
ilginç. Tabii satılık basını da unutmamak gerekir. Yağdanlık haline gelen basın
Erdoğan'ın bütün pisliklerini halının altına saklar gibi saklıyor. Erdoğan'ı
halka yalnızca halkın inanmasını istedikleri gibi sunuyorlar.
Evet, Erdoğan'ın hastalığı her geçen gün şiddetleniyor. Geri dönüşü olmayan yola
girmeden (aslında girdik bile) tüm yetkilerinin fiil ehliyetine sahip olmadığı
gerekçesiyle elinden alınması ve çıkardığı tüm yasalarla yaptığı uluslararası
anlaşmaların mahkeme kararıyla iptal edilmesi gerekir. Mahkeme ilamının da başta
Amerika olmak üzere tüm AB ülkelerine ve Ermenistan ile kürdistan kurma
hayalleri olan Barzani ile Talabanilere de ilam olunması şarttır.
Küntike
11 Temmuz 2004