|
KIBRIS TÜRK TOPRAĞIDIR |
9,251.50 km2 yüzölçümü olan Kıbrıs Adası bugün sınırlarla birbirinden ayrılmış
üç bölgeden oluşmaktadır. 1. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, 2. Rum Yönetimi, 3.
İngiliz Üsler Bölgesi.. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), Kilise-Rum-Yunan
organizasyonu olan 1963 Kanlı Noel olayları ve Enosis (Kıbrıs’ı Yunanistan’a
ilhak)’i gaye edinmiş Akritas örgütünün terörist saldırıları sonucu ortağı
bulunduğu Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti’nden dışlanan Türk milleti tarafından
“1974 Türkiye Mutlu Barış Harekatı” sonucunda kurulmuştur.
Kıbrıs, bugün bir çok devletin sahip olmak istediği bir adadır. Stratejik öneme
sahip olan adaya Büyük Atatürk de yıllar önce dikkat çekmiş, "Efendiler, Kıbrıs
düşman elinde bulunduğu sürece bu bölgenin ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs'a
dikkat ediniz. Bu ada bizim için önemlidir" demişti.
Türkiye için ne kadar stratejik bir önemi olduğu Atatürk tarafından da
belirtilen Kıbrıs, uğruna şehitler verdiğimiz, mücadele ettiğimiz Kıbrıs, bugün
Avrupa Birliği hayalleri uğruna feda ediliyor. Gelişen olaylar ve uygulamalar bu
görüşün biz de güçlenmesine neden olmuştur. Görüyoruz ki, özellikle akp hükümeti
ile birlikte Türk Dışişleri'nde Kıbrıs politikası değişmiş, yerine daha ılıman
ve AB isteklerini kabule hazır bir politika uygulanmaya başlanmıştır. Rum
kesiminin tek başına AB’ye üye olması Türkiye için bir başarısızlıktır.
"Hükümet, ne yaptı diyorsanız", özetleyelim. Hükümet, Kıbrıs politikasını
'Kıbrıs'ın satışı' üzerine kurdu.. 'Çözümsüzlük çözüm değildir' tekerlemesiyle
yola çıkan hükümet, AB uğruna Kıbrıs'ın ortadan kaldırılması için elinden geleni
yaptı. Yeri geldi, milli davaya sahip çıkanlar 'marjinal' ilan edildi. Yeri
geldi, Sn. Rauf Denktaş'a utanılmadan dil uzatıldı. Adalet Bakanı Çiçek,
"Kıbrıs'ı seçim malzemesi olarak kullanmayın. Bu kabız vatanseverler Kıbrıs
konusunu sürekli gündemde tutmaya çalışıyorlar" demiş, Rumlar’dan bir adım önde
olmayı marifet sayan Başbakan da bilindiği üzere Sayın Denktaş'a 'Sus'
uyarısında bulunmuş, basına "Kıbrıs konusunu sansür edin. Halk hareketlenirse
biz uğraşmak zorunda kalacağız "demişti. Tayyip ve ekibine göre, bağımsızlık
verilecek, bayrak indirilecek 'Her şey güzel olacaktı'. Sonunda yoğun
propagandalarla bir "halk oylaması" sürecine girdik. İki tarafta 'evet' çıktığı
takdirde 9000 sayfalık bir plan kabul edilmiş olacak, KKTC son bulacaktı..
Halk oylamasında ‘evet’ diyen Kıbrıs Türkleri'nin cebi, Avrupalı amcaları
tarafından doldurulacaktı. Kıbrıslı Türk gençleri iş vaatleriyle ve buna benzer
boş hayallerle kandırıldı. Unutulan ya da bahsedilmeyen bir şey vardı, AB'de
işsizlik oranı almış başını gitmişti. Kıbrıs'a yapılacak bir mali yardımdan da
kimse nedense bahsetmiyordu. Siz yeter ki 'evet' deyin, sonra gerekeni düşünür,
yaparız, dendi. Oylamada Türk tarafının 'evet' diyeceği belliydi, lakin rum
tarafı istediklerini son anda elde edebilse idi, 'evet' diyebilirdi. Elde
edemediler, onlar da neticede 'hayır' dediler.
Türk tarafında ‘evet'lerin çok çıkmasının diğer nedenleri de, Annan planının
gerçek bir çözüm olduğuna Kıbrıs Türkleri’nin inandırılmasıdır. Erdoğan
hükümetinin yanlı tutumu, özellikle Türkiye'den göçen Türkler üzerinde etkili
olmuştur. Rumlar'ın o meşhur oylamadaki 'hayır'ı ise şu manaya geliyordu, "1)
Ada zaten bizim, neden paylaşalım? 2) Türklerle kesinlikle bir arada yaşamak
istemiyoruz.
Bana kalırsa o oylamada şu anlaşılmıştır ki, önemlidir; bugüne kadar işi yokuşa
süren Türk tarafı değildi. Bugüne kadar anlaşmaz tutum içerisinde olan Rumlar’dı.
Ama, Sayın Denktaş'ın adı, haksız yere 'uzlaşmaz'a çıkmıştı. Akritas Planı'nda
“Türklerin olumsuz, köstekleyici, bir fren rolü oynadığını gösterdik” ifadeleri
vardır. Bu plan hep akıllarda, kalplerde idi. Akritas Planı'na uygun olarak
Rumlar hep uzlaşmaz oldular, ama Türkler’in adını uzlaşmaza çıkardılar.
Abdullah Gül, "Türk tarafı 'evet' , rum tarafı 'hayır' derse KKTC'nin tanınması
için ülke ülke gezeceğim, uğraşacağım' demişti.. Bugün ne KKTC’ye yapılan yersiz
uygulamalar kalktı, ne de diğer vaatler yerine getirildi. Sn. Rauf Denktaş,
Cumhurbaşkanlığı görevinden emekli oldu, ‘Bizi Türkiye’den kurtarın’ diyen Talat
hazretleri(!) II. Cumhurbaşkanı oldu. Yazık oldu!
O oylama ile Kıbrıs üzerinde dönen oyunlardan vazgeçilmedi. Sonuçta hala bir
Türk devleti anayasasıyla, meclisiyle, egemenliyle Kıbrıs’ta vardı ve Türk
askerleri de çekilmemişti. AB’ye hukuksuz bir şekilde giren Rumlar bugün AB
yardımıyla yeni dayatmalarla KKTC’nin varlığına tecavüzlerde bulunuyor. Kimse
İngiliz Üsler Bölgesi’nden bahsetmiyor. Ama ısrarla AB, aday Türkiye’ye askerini
çekmesi, Rumları tanıması, Ek Protokolü meclisten geçirmesi baskısını devam
ettiriyor. Kıbrıs konusunda hükümetçe yayınlanan, Rumlar'ı Gümrük Birliği’ne
dahil etmenin tanıma manasına gelmediğini savunan bildirge bile AB şartları,
hukuku arasına girememişken AB'nin karşı bildirgesi şartlar arasında yerini
aldı. AB Dönem Başkanı İngiltere'nin vermiş olduğu teminatlara güveniyorlarsa;
onlara geçmişten bir örnek verelim. 1999 Helsinki Zirvesi'nde Finlandiya dönem
başkanı idi. Finlandiya, o zirvede Türkiye'ye Kıbrıs'ın bu konuya
karıştırılmaması konusunda teminat mektubu vermişti. Daha sonra bu teminat
mektubu unutuldu. Bizim dışişleri bu mektubu hatırlatınca, AB'nin cevabı şu
oldu; 'Bu teminat mektubu sadece Finlandiya'yı ilgilendirir'. Nasıl ama, AB ne
kadar güvenilir (!) değil mi? İngiltere 2005 Dönem başkanı olarak Türkiye'ye
teminat veriyor. O teminatların ise hiç bir geçerliliği yok!
Ek Protokolün meclisten geçeceğine dair söz aldıklarını beyan eden AB
yetkilileri kapalı kapılar arkasında neler konuşulduğunu, meclis iradesi
reddedilerek hangi sözlerin verildiğini bir kere daha ortaya koydular. Kısacası,
meclisin iradesi reddedilmiştir. Ulus egemenliği hiçe sayılmıştır. Dışişleri
Eski Bakanı Yaşar Yakış, rumlar'a Türk havaalanlarının, limanlarının açılmasının
çok büyütülecek bir mesele olmadığını buyurmuş, Rumlar'a limanların,
havaalanlarının açılabileceğini söylemişti. Ek Protokol kabul edilebilirmiş.
Bunun da tanıma manasına gelmeyeceğini sözlerine eklemiş. Nasıl tanıma manasına
gelmiyor? İşte onu anlamak çok güç.. Ek Protokol kabul edilirse, meclisten
geçerse Rumlar'ı 'tanıdık, tanımadık' tartışmaları son bulacak. Fiili bir tanıma
gerçekleşmiş olacak. Bugün KKTC ile imzalamış olduğumuz bir Gümrük Birliği
Antlaşması yokken Rumlar'ı bu tür haklardan yararlandırmak KKTC'de yaşayan
Türkler'e yapılan en büyük haksızlık olur. Rum kesimini tanımak demek, KKTC'nin
bağımsızlığını silip atmak demektir. Bunca yıldır canla-başla verilen
mücadelelerin boşa çıkması demektir. Rum kesiminin iddiası, Kıbrıs'ın tamamını
temsil ettiğidir. Bu iddiayı savunan bir oluşum tanınırsa Türk askerinin orada
gayri hukuki bir şekilde bulunduğu suçlamalarına maruz kalırız. Türk askerinin
Kıbrıs'tan çekilmesi istenebilir. Bu durum da Kıbrıs Türkleri'nin Rum'un
insafına bırakmak olur ki, kabul edilemez. Son günlerde gayrimenkulların
sahiplerine tazminat ödenmesinin yolunu açan bir yasa üzerinde çalışıyor Talat
ekibi.. Çok yanlıştır, yapılmamalıdır.
Hiç bir şey yeryüzünde egemenlikten değerli olamaz. Kıbrıs Türkleri, unuttukları
bu gerçeği acı bir şekilde öğrenecekler. Megali İdea, Enosis var oldukça,
Rumlar'ın iyi niyetine güvenmek çok zor.. Megali İdea, Yunan yayılmacılığının
adıdır. Türk topraklarını hedef alır. Rum-Yunan Ortodoks Kiliselerinin
desteklediği, eğitim sistemlerinin beslediği ve Türk ulusunun varlığından
rahatsız olan ülke ve milletlerin yardımlarıyla bugün de yaşamını devam ettiren
bu ırkçı öğreti, hedefine varmak için her türlü terör eylemini kullanmaktan
çekinmemektedir. Enosis de ‘Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlama’ hayalidir.
Kıbrıs’ta birilerinin ısrarla durduğu çözümün benzeri Zürih ve Londra
Antlaşmaları ile sağlanmıştı. Türkiye için ilk siyasi başarı Zürih
Antlaşması’dır. Türkiye bu antlaşma ile garantörlük hakkını elde etmiştir.
Londra Antlaşması ise Zürih Antlaşması’nın devamı niteliğindedir. İki antlaşma
ile Kıbrıs’ta kurulması öngörülen Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tablosu ortaya
çıkmıştı. Oluşturulan eşit, iki ortaklı, Türkiye-Yunanistan ve İngiltere’nin
garantörlüğünde Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti için Enosis’ten vazgeçtiğini teyit
eden Makarios daha Kıbrıs’a dönüşünden itibaren imza attığı esasları inkar
edecek, “imzaladığım bu antlaşmalar, Enosis’e giden yolda bir sıçrama tahtası
olacaktır. Ben kilisede ant içerek başlattığım Enosis davasından geri dönmüş
değilim” diyecektir. Glafkof Kliridis’e göre de “Zürih ve Londra Antlaşmaları
anormal bir durumun ürünüydü. Dıştan yapılacak müdahale kabul edilemezdi.
Enosis’i unutmak ta mümkün değildi”. Kleridis yayınladığı hatıratında,
Makarios’un Türkler’in Londra’da ve Zürih’te elde ettiği hakları aşırı
bulduğunu, hakların kaldırılarak “azınlık” statüsüne indirilmesine niyetli
olduğunu söylüyor.. O yıllarda her şeye rağmen Türk tarafı ise olumlu
yaklaşımını sürdürüyordu.
1959 Londra Antlaşması ile birlikte Taksim ve Enosis yasaklanmıştı. EOKA’nın
iptal edildiği ilan edilmiş ve silahlarının polis depolarında muhafaza edileceği
açıklanmıştı. Tabi ki, bu ancak kağıt üzerinde kaldı. Çünkü Londra dönüşü
Makarios, fesh edildiği ilan edilen EOKA’nın yerine aynı amacı gerçekleştirmek
için yeniden gizli silahlı bir Rum örgütünün kurulması konusunda İçişleri Bakanı
Polikarpos Yorgacis’e emir vermiştir. Çok kısa sürede kurulan ve Rumlar'ın eski
yöneticisi Glafkos Kliridis’in de kurmay olarak görev aldığı bu teşkilat "Akritas"
teşkilatıdır ve 21 Aralık 1963 Kanlı Noel saldırıları ile resmen sahneye
çıkacaktır. Kanlı Noel saldırılarını organize eden Akritas’ın başkan yardımcısı
ise bugünkü lider Tasos Papadopulas’tır.
Sonunda Kıbrıs’ta Türkler’e karşı uygulan soykırım (genosit)’a daha fazla
seyirci kalamayan Türkiye, antlaşmaların kendisine verdiği garantörlük hakkını
kullanarak müdahale etti. 1974 Türkiye Mutlu Barış Harekatı ile Kıbrıs sorunu
kesin çözüme kavuştu.
Niye bunlardan bahsettim? Hani diyorlar ya ‘çözümsüzlük çözüm değildir. Bu işi
çözeceğiz.” Rumlar'ın uluslararası zemindeki çözümlere bakış açısı, bu tür
çözümlerden sonra nelerin olabileceği bir kere daha anlaşılsın istedim. Rumlar,
Türkler’i Kıbrıs’ta azınlık yapana kadar uğraşacaklar. Rum’un dile getirdiği
çözüm budur. Bizim çözümcülerin niyeti nedir, onu anlamak zor..
Sn. Rauf R. Denktaş’ın ilerlemiş yaşına rağmen sağırlara, körlere gerçekleri
duyurma, gösterme çabalarına bir katkı da bizden olsun.. Kıbrıs davasına büyük
hizmetleri olan AĞRI’ya Tanrı’dan rahmet dilerken, TOROS’a uzun ömürler
diliyoruz.. Bozkurt’lar, Beğ’ler, Kurt’lar ölmez..
TMT Yemini;
Kıbrıs Türkü’nün yaşayış ve hürriyetine, canına, malına ve her türlü anane ve
mukaddesatına, her nereden ve kimden olursa olsun, vaki olacak tecavüzlere karşı
koymak için kendimi Türk milletine adadım. Ölüm dahi olsa, verilen her vazifeyi
yapacağım. Bildiğim, gördüğüm, işittiğim ve bana emanet edilen her şeyi,
canımdan çok aziz bilip, sonuna kadar muhafaza edeceğim. Gördüklerimi,
işittiklerimi, hissettiklerimi ve bana emanet edilenleri, hiç kimseye ifşa
etmeyeceğim. İfşaatın bir ihanet sayılacağını ve cezasının ölüm olacağını
biliyorum. Yukarıda sıralanan hususları harfiyen tatbik edeceğime şerefim,
namusum ve bütün mukaddesatım üzerine söz verir, ant içerim.
Salur Beğ
30 Kasım 2005