KIBRIS'TA SON DURUM


Yavru vatan Kıbrıs'ta oynanan Yunan sirtakisine büyük bir hevesle katılan Tayyip Erdoğan'ın uydurduğu "kazan kazan" politikasının artık iflas ettiğini anlamayan kalmamıştır. Ama ne yazık ki bu başarısızlığın, basiretsizliğin bedelini ne Erdoğan, ne AKP hükümeti, ne de Erdoğan'ın K.K.T.C. sürümü Mehmet Ali Talat ödeyecek. Kendini başbakan olarak görünce ne olduğunu şaşıran Erdoğan'ın zayıf kişiliğini çok güzel kullanan Rum tarafı kazandı, biz ise ardından baka kaldık.

Erdoğan, Sayın Rauf Denktaş'ı Annan planı oylamasında hayır denilmesini istediği için vatan hainliği ile suçlamıştı. Aradan geçen aylar gerçek vatan haininin kim olduğunu gerek Kıbrıs'ta, gerekse Türkiye'de tüm Türklere göstermiştir.

Annan planı oylaması öncesinde ve sonrasında K.K.T.C. ve Türkiye'deki tüm satılmış basın-yayın organları ihanet içine girerek Türk varlığını savunanlara başta Rauf Denktaş olmak üzere birinci sayfalarda hakaretler yağdırarak K.K.T.C. ve Türkiye düşmanı ilan etmişlerdi. Eğer oylamaya Türkler evet derlerse Türkiye'nin sömürgesinden (nasıl bir sömürge ise?) kurtulacaklar, çok sevgili Rumlarıyla barış içinde, kardeşlik içinde dostça yaşayacaklardı. Rumlarla dostça, kardeşçe yaşanmasını Sayın Rauf Denktaş engelliyordu. Eğer sayın Denktaş çekilirse her şey güllük gülistanlık olacaktı.

Rum kesimi Annan Planı oylamasında oldukça yüksek bir oranla hayır diyerek Erdoğan ve Talat'ın suratına öyle bir tokat attı ki, birazcık gururları olsaydı kendilerine gelemezlerdi. Ama nerede ulusal gurur, onur? Hani Rumlar dosttu, kardeşti, bir arada barış içinde yaşamak istiyorlardı? Hani Sayın Denktaş olmasaydı problem anında çözülecekti? Eğer Talat'ta biraz haysiyet olsaydı, tüm planını Rumlarla birleşme üzerine kurmasına rağmen Rumların bu tokadı karşısında hiç beklemeden istifa eder ve yerini gerçek kahramanlara bırakırdı.

Ne Erdoğan'dan ne de Talat'tan bu konuda bir özür gelmedi, ya da bir pişmanlık belirtisi göstermediler. Hata yapan insan hatasını görünce özür dilemesini de bilmeli. Ama bunlar tam tersi bir duruş sergileyerek sanki her şeyi Rumlar kaybetmiş, Türkler kazanmış hikayesi uydurdular. Öyle bir senaryo hazırladılar ki, Rum tarafı bile kendilerinden şüphelenmiş olmalı... "Kazanan biziz ama sanki Türk tarafı kendisi kazanmış gibi gösteriyor. Acaba gerçekten mi onlar kazandı, bizim haberimiz yok?" diye bir anlık düşünmüş bile olabilirler.

Sözde K.K.T.C.'nin hamiliğini Amerika yapacaktı... K.K.T.C.'ye doğrudan uçuşlar başlatılacak, ambargolar kaldırılacaktı. K.K.T.C ekonomik açıdan kalkınacak ve haklılığını dünyaya duyurarak kimliğini kabul ettirecekti. Avrupa Birliği doğrudan yardım paketleri gönderecekti. Türkiye'nin AB üyeliği konusunda K.K.T.C. artık ayak bağı olmayacaktı. Erdoğan bunları anlatmıyor muydu?

Göstermelik olarak birkaç AB ve Amerika temsilcisi K.K.T.C.'yi devlet olarak kabul etmediklerinin üzerine basarak ziyarette bulundular. Yalnızca sırt sıvazlama görüntüsü vardı. Aslında gerek Erdoğan'ın, gerekse Talat'ın ABD ve AB'ye kırılmaları gerekirdi. Kendilerinin sırtını sıvazlayarak her istediklerini aldıklarını ama karşılığında bir şey vermediklerini; aldatıldıklarını, aptal yerine konulduklarını söyleyerek isyan etmeliydiler. Ama nerede? Bu davranışları beklemiyorum, sessizce kenara çekilmeyi bilseler o bile yeterdi.

Sonuç kocaman bir sıfır. Hatta Amerika ve AB senaryonun sonunda dalga geçercesine "Kendinizi oyuna kaptırıp da bu vaatleri gerçek mi sandınız, eğer gerçek sandıysanız bu sizin sorununuz" imasında bulundu.

Evet Sayın Erdoğan ve Sayın Talat; hani verilen sözler? Sizin uydurma "kazan kazan" politikasıyla bizim ne kazandığımızı lütfen gösterir misiniz? Çünkü biz ortada bir şey göremiyoruz. Görünene göre kazanan Rumlar, kaybeden ise bizler olduk. Sözde kaybeden Rumlardı ama Rum gemileri Türk limanlarına yanaşmak üzere, belki de yanaşmıştır. Türkiye, Rum kesimini Gümrük Birliğinde kabul etmiyordu. Rumlar kaybetti ya, şimdi Türkiye uluslararası taşımacılık sigorta poliçelerine Rum kesimini de ekledi. Rumlar Türkiye'de ticaret yapamıyorlardı, şimdi Rum firmaları özellikle denizcilikte Türk pazarını ele geçirmek için beklemedeler. Rum uçakları Türk hava sahasını kullanmıyordu, şimdi kullanıyor. Rum kesimine üç hava koridoru açıldı. Türk semalarında Rum uçakları cirit atıyor. Amerika ve AB'nin verdiği tüm sözler tozlu raflara şimdiden kaldırıldı bile. Satılmış basın-yayın organları Rum lobisini gerekçe olarak gösteriyor. Halbuki ne Amerika'nın, ne de AB'nin yardım paketlerini buzdolabına kaldırmak için Rum lobisine ihtiyacı var. Onların amacı zaten Türklerin güçsüzleştirilmesi değil mi? Bu ekonomik olur, politik olur, ya da dini olur. Önemli olan sonuçtur. Amaçları Türklerin güçsüz düşürülmesidir. Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Azerbaycan Fethullah Gülen okulları aracılığıyla ele geçirilir; K.K.T.C. de Türklerin azınlık konumuna düşürülmesiyle zaptedilir. Her koşula uygun politikaları, maşaları, vatan hainleri var. Bu konudaki alet-edevat sandıkları oldukça zengin. Kimisi hırsları uğruna alet olur, kimisi para uğruna, kimisi de ümmetçilik uğruna.

Rum basınında dalga geçercesine "Artık Annan planına ihtiyaçları kalmadığı" yazılıyor. Öne sürdükleri iddiaya göre 114.000 K.K.T.C. vatandaşı Rum kesimine geçerek Rum pasaportu almış. Rum kesiminin dışişleri bakanı "Türkleri artık azınlık yaptık, zorunlu birleşmeye gerek kalmadı, amacımıza ulaştık" diye mutlulukla beyanda bulunuyor. Türkiye'nin Aralık ayına kadar AB'nin baskısıyla Rum kesimini resmen tanımak zorunda kalacağını yazıyorlar. Aynı zamanda "Türkiye Gümrük Birliği anlaşmasını Aralık ayında tarih alma hayaliyle imzalayacak" deniliyor.

Erdoğan ile Talat'ın bu gelişmelerden herhalde haberleri yok. Onlar kendi dünyalarında sahte zafer çığlıkları atmakla meşguller. Talat Rumca biliyormuş, işine gelince Rumca konuşuyor. Rum gazetelerini neden takip etmiyor acaba? Yunan hayranlığını her fırsatta açıklayan, çok yakın dostu(!) Karamanlis ile aralarında su sızmayan Erdoğan'ın Rumca bilen hiç mi danışmanı yok? Rumca bilmesine ya da tercümana gerek yok, birkaç yerli gazetede yer alan haberleri okuyabilir ve doğruluğunu araştırabilir, sonra da sevgili dostu Karamanlis'ten bunun açıklamasını isteyebilir. Talat da has dostu DİSİ partisi genel başkanını kimlik göstermeden, K.K.T.C.'nin yasalarını yok sayarak sokmasını bildiği gibi ondan bu yazıların açıklamasını da isteyebilir.

Talat'ı ve Erdoğan'ı bir kenara bırakalım; hırsların, egolarının kurbanları olmuşlar... K.K.T.C.'deki Türkleri uyaralım. Duyduğum kadarıyla çoğu aldatıldıklarının farkına varmış. Rum pasaportu alanların sayısı da psikolojik etki yapmak için abartılmıştır zaten. Ama asıl bedel ödeyecek olanlar gerek Kıbrıs'taki, gerekse Türkiye'deki Türklerdir. Yunanistan'da olduğu gibi Türkler bu oyunlarla gerçekten azınlık konumuna sokularak asimile edilmeye çalışılıyor. Bu sorumsuzluğun, bu ihanetin bedeli çok ağırdır. Kan, gözyaşı her an yaşanabilir. Geçen hafta Rum basınında, merkezi Yunanistan'da olan EOKA'cı bir Rum örgütünden bahsediliyordu. Tamamen Türk nefreti ve Türkleri tarihten silme yemini üzerine kurulmuş bu örgütün gelişmesi bazı Rumları bile korkutuyordu. Onların beklediği Türk askerinin K.K.T.C.'den çıkartılmasıdır. Yoksa Talat'ın söylediği yalanlardaki gibi Türk askeri çıkar çıkmaz can ciğer dost olacak değiller. Talat ve Erdoğan bile sonunda aptal yerine konulduklarını anladılar. Son Erdoğan - Talat görüşmesinde yüzler asıktı. Talat Annan'a boynu bükük çaresiz bir mektup yazdı, yağ çekmeyi de  unutmadı. Halkı daha fazla kandıramayacağını anlattı. Ama nafile çünkü ABD ve AB alacaklarını aldıktan sonra kimseye acımazlar.

Kıbrıs Türkleri; yalanları, verilen vaatleri bir kenara bırakıp gerçekleri görün ve kendinize gelin. BM Fransa'nın vetosuyla ambargoların kaldırılması olayını rafa kaldırdı bile. AB ise seçimler ve AB anayasasını hazırlama bahanesiyle rafa kaldırdı. Sözde AB hukukuna aykırıymış, AB müktesebatına uydurmak zorunda oldukları yalanının arkasına saklanıyor. Rum kesimini, tüm uluslararası hukuk kurallarını ayaklar altına alarak AB'ye kabul ederken AB müktesebatını düşünmediler de, Türk çıkarları söz konusu olunca mı hukuk akıllarına geliyor? 1961'de, 1974'de yaşadığınız katliamları hatırlayın, çocuklarınıza anlatın. Girit'te katledilen Türkleri unutmayın. Yunanistan'da azınlık konumuna düşen Türklerin içinde bulunduğu içler acısı durumu gözünüzün önüne getirin ve Kıbrıs davasını Talat'ın, Erdoğan'ın elinden alarak gerçek sahibine, Sayın Rauf Denktaş'a teslim edin.

Küntike

21 Ağustos 2004