KÜRTÇÜLERİN SON ADIMLARI


Kürtçülük adına yapılan her hareket, bir öncekinin devamı ve bir sonrakinin alt yapısı niteliğindedir. Bu değerlendirme ile birlikte şunu belirtebiliriz ki; bugün Türkiye’nin batısına doğru süren kürt göçleri ile PKK’nın eylemleri, DEHAP’ın söylemleri ile Zana’nın konuşmaları vs.. asla birbiriyle ilgisiz değildir. 1806 yılındaki Baban isyanından bugüne kadar kürtçülük plânlı ve düzenli bir şekilde yürütülmektedir.

PKK’yı iyi tahlil etmek gerekir. Bu örgüt kurulduğunda kurucuları ve mensupları Türk Ordusu’nu bu çapulcu sürüsü ile yenemeyeceklerini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni pusularla ve bombalamalarla yıkmanın mümkün olamayacağını pekâlâ biliyorlardı. Ancak amaç, “ölümle korkutup sıtmaya razı etmek” deyiminde anlatılan durumdan farksız olarak siyasî kürtçülüğe ortam hazırlayacak faaliyetlerde bulunmak idi. PKK eylemleri ve söylemleri ile kürtler arasında bir kürtlük şuuru oluşmasına yardım edildi. Bunun ötesinde Türk halkı üzerinde de farklı düşünceler oluşması sağlandı. Terör öncesi dönemde kürtçülerin siyasette yüksek sesle konuşması bugünkü kadar kolay değildi. Ancak eşkıyalık başını alıp yürüyünce bugünlere gelindi ve çözüm(!) önerileri arandı. Bu bahane ile kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelere büyük yatırımlar yapıldı. Güneydoğu, Türkiye’nin diğer bölgelerinden ayrıcalıklı olarak kalkındırıldı. Kürtçüler için, siyasî arenada söz hakkı doğdu. Terör ile huzursuz edilen Türk ırkının evlâtlarına “kürt terörü olacağına kürt siyasi hareketi olsun, ne olsa başarılı olamaz.” mesajları verildi. Şimdi yıl 2005… Biz son gelişmelere bakalım:

1. Leyla Zana ve ekibi serbest bırakıldıktan sonra “DEP Meselesi ve Geleceğimiz” başlıklı makalemizde öngördüğümüz ihtimallerden biri gerçekleşti. Zana’nın hareketi partileşiyor. DEHAP kendini feshetti ve bu harekete katılma kararı aldı. Kürtçüler birleşiyor. DEHAP, farklı bir ad altında meclise girmeye hazırlanıyor. Şu an mecliste bulunan bazı milletvekillerinin bu harekete katılacağını tahmin etmek de pek zor değil.

2. Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması gündemde. Bunu başarabilirlerse Öcalan’ın siyasi hakları konusu ortaya atılacak. Neticede “Terörist ve katil” Apo” nun yerini siyasetçi Sayın(!) Abdullah Öcalan alacak. Bu olmazsa onun denetiminde ya da etkisinde Zana’nın hareketi devam edecek.

3. Başbakan R. Tayyip Erdoğan PKK meselesinin “IRA örneğinde olduğu gibi” çözülmesini arzu ettiğini belirtti. Böylece devlet ile teröristleri ya da temsilcilerini karşılıklı görüşmeler içine çekerek kürtçülüğü meşrulaştırmak gayretleri amacına ulaşacak gibi görünüyor.

4. DEHAP’ın bildirgesindeki “DEHAP Sayın (Bu sözcük niyetlerini anlamak için yeterli değil mi?) Abdullah Öcalan’ın sorunun çözümünde muhatap olma bakış açısının kabulünde rol oynamaya çalışmıştır.” cümlesi 3. madde yaptığımız tespitin doğruluğunu kanıtlıyor.

Bütün bunlar, bizim, Türkçüler olarak yıllardır anlatmaya çalıştığımız olgular... Ancak kader midir bilinmez, Türkçülerin haklı olduğu hep iş işten geçtikten sonra anlaşılıyor. Anlaşılıyor ya, yine de bir karşı hareket, bir tepki yok...

Biz sıradan vatandaşlar olarak bunları görebiliyoruz da acaba devletimizi idare edenler fark edemiyor mu? Buna, şahsen ihtimâl vermiyorum. Peki, öyle ise sebep nedir? Gün gibi ortada olan gerçekler neden göz ardı ediliyor? Hesap nedir? Türkçülük felsefesinin temelindeki “yabancılara devletin yönetim kademelerinde yer verilmemesi” ilkesinin tam tersinin Türkiye’de uygulanıyor olması ile önceki sorularımızın yanıtları arasında bir ilgi bulunabilir mi? Bu son soruya, lütfen, yazımızı okumakta olan Türk çocukları cevap versinler. Bunu hiç kimseye söyleyemiyorlar ise kendilerine söylesinler. Yanıt zor değil. Zaten “Türk milleti zekidir.”

Bütün bunlara rağmen bazın-yayının Türk milletinin kürtçülüğe tepki vermesi ihtimâlini ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalarını devam ettirdiğini görüyoruz. Hâlâ, DEHAP’ın ancak %5 oy aldığı söyleniyor ve bundan bütün kürtlerin kürtçü olmadığı sonucu çıkarılıyor. Oysa bu istatistikten çıkan sonuç şudur: Kürtlerin 4’te 1’inden fazlası terörist destekçisi bir partiye oy vermektedir. Bu korkunç bir sonuçtur. Üstelik bu hesaba, diğer partilerdeki kürtçüleri de dahil etmek gerekir. Burada küçük bir olayı hatırlatalım. Tayip Erdoğan’ın Diyarbakır’ı ziyaretinde mitin alanında kürtçe bir pankart gözlere çarptı. Bir muhabir pankartın neden kürtçe olduğunu sorarak başbakanın kürtçe bilmediğini hatırlatınca pankartı taşımakta olan kürt “yanındakiler biliyor, Abdülkadir Aksu var, o biliyor” şeklinde bir savunma getirdi. Şimdi, bunu ister kürtçülüğe ve kürtçülüğün DEHAP’la sınırlı olmadığına yorun, isterseniz yukarıda sorduğumuz Türk kanı taşımayanların devlet yönetimine alınmasına ilişkin sorumuzla birlikte değerlendirin. Karar sizin.

Kürtçülük hızını birkaç kat arttırdı. Artık terörle sindirmeye çalıştıkları Türkleri, siyasi kürtçülüğe razı etme çabaları da geride kalıyor ve siyasi kürtçülük günden güne açığa çıkıyor, meşrulaşıyor. Hiçbir Türk’ün bunlara oy vermeyeceği kesindir ama memleketimizde kürtler ve araplar da azımsanamayacak kadar mevcuttur. Bu gidiş hayra alâmet değil ve yeni sorunlara gebe.. Bu sorunların çözümü muhakkak gerekli ancak şunu aklımızdan çıkarmamalıyız: Hiçbir şeye “yarın” başlanmaz!

Türk Şad


20 Ağustos 2005