MANDACI BAŞBAKAN'A MANDACI TARAFTAR


26 Temmuz akşamı İstanbul'un en kalabalık semtlerinden birinde "Yavru Vatan Kıbrıs Satılamaz" diye bir imza kampanyası başlatmışlar. "Yavru vatan Kıbrıs'ın satılmasına tepkisiz kalmayın, bir imza da siz atın." diye bağıran gençlerin karşısında her halinden dinci olduğu anlaşılan, vatan hainliği suratından akan 55-60 yaşlarındaki birisi "Kıbrıs verilsin de kurtulalım" demez mi? "Kıbrıs ilk adım, arkasından Türkiye de satılacak" dememe kalmadı, adam "Türkiye de İngilizler'e verilsin, biz de İngiliz olalım rahatlayalım" dedi.

Kendimi sanki zaman tüneline girmiş ve Kurtuluş Savaşı dönemine geri dönmüş gibi hissettim. Bir taraftan iç, diğer taraftan da dış düşmana karşı millî mücadele verilirken şeriatçı yobaz imamlar Gazi Mustafa Kemal Paşa ile Kuvayı Milliye'ye karşı milleti ayaklandırmaya, İngiliz mandasını kabul ettirmeye çalışmadılar mı? Yıllar sonra aynı oyunlar tezgaha konmuştu. Onurumuzla, kanımızla savunduğumuz, kurtardığımız vatan topraklarını yine aynı soysuz, irticacı hainlerle kaybetme tehlikesi yaşıyoruz. Müslümanım diye geçinen biri hristiyanın kölesi olmayı büyük bir hevesle kabul ediyor, neredeyse hristiyan efendilerinin önünde eğilerek.

Birçok yazımda ısrarla belirttiğim gibi siyasal islamcılarda hristiyanlara karşı aşağılık kompleksi olduğu bir kez daha ispatlanmış oluyor. Kendilerini hristiyan kölesi gibi hissediyorlar ve tüm milleti de kendileri gibi hristiyanların kölesi yapmaya çalışıyorlar. Ama burada kendi içlerinde bir çelişki yaşıyorlar. Hristiyan kölesi olma heveslerinin yanında yıkanan beyinleri aynı zamanda arap kölesi olmaları gerektiğini de söylüyor onlara. Arap köleliği ile hristiyan köleliliği arasında gidip geliyorlar. Sonuçta ikisi de aynı kapıya çıkıyor. Bir çok ülkede araplarla ilgi yaptığım gözlemlerde araplar da aynı bizdeki siyasal islamcılar gibi hristiyan kölesi olma arzusundalar. Bu gerçekten çok ilginç bir çelişki; bir taraftan dinciliğe gelince mangalda kül bırakmayacaksın, diğer taraftan vaktiyle müslümanlığa karşı haçlı seferleri yapmış olanlara hayranlık besleyeceksin. Bu, psikolojideki kendi tecavüzcüsüne aşık olma durumuna benziyor. Bizim siyasal islamcılarımız da nasıl oluyorsa, müslümanlığa her tecavüzü mübah sayan hristiyanların uşağı olmayı kabul ediyorlar.

Gayri Türkler'in başbakanı olduğunu her fırsatta ispat eden Erdoğan sokaktaki bu vatan haini mandacıdan farklı mı? Hayır kesinlikle değil. Hatta Erdoğan sokaktaki mandacıdan daha hevesli Amerikan, İngiliz, daha açık bir şekilde gayri Türk olan herkesin kölesi olmaya. Adı Türk olmasın da ne olursa olsun, onun kölesi olur.

İmamlıkla geçinen bu kişi başbakan olmak için Amerika'ya gidip Yahudi lobisinin elini, eteğini öpmedi mi? Hainlikte bir adım önde olmak için, her önüne gelene vatan topraklarını çocuklara şeker atanlar gibi atmadı mı? "İşte Kıbrıs, işte Kerkük, işte Ege" diye çığırtkanlık yapmadı mı? Neymiş efendim İngilizlere, Amerikalılar'a, Yunanlılar'a, Fransızlar'a, İtalyanlar'a jest yapacakmış. Vatan toprağı jest olsun diye dağıtılır mı? Bugüne dek dünya tarihinde vatan topraklarını jest olarak elaleme verene rastlanmış mı?

Radyoda dış basından gazete özetleri okunurken bir İspanyol gazetesinin ilk sayfasından alıntı yapıldı. Gazetede Erdoğan'ın Blair'e jest olsun diye ek protokolün paraflı bir örneğini götüreceği yazılmış, hatta Erdoğan'ın Türk milletine Kıbrıs Rum kesimini Kıbrıs olarak kabul ettirmeye çalışacağı da belirtilmiş. Yabancı basın Erdoğan yüzünden bizimle dalga geçiyor. Trabzonspor'un Rum kesimine yollanması olayını da Erdoğan'ın ek protokolu imzalamasını millet karşısında yumuşatmaya çalışan bir davranış olarak yorumluyorlar.

Erdoğan hızla kendi sonunu hazırlıyor, pervane böceğinin ışığa koşarak kendi sonunu getirmesi gibi sona yaklaşıyor. Ama ne yazık ki yalnızca kendi sonunu değil, bizim de sonumuzu hazırlıyor.

Dini siyasete sokmak isteyen ümmetçilerden hâlâ medet umanlara sesleniyorum. Sokaktaki mandacı dinci ile Erdoğan yalnızca din simsarcılarından ikisi. Daha yüzlercesi, binlercesi var. Adamların tek derdi kendi çıkarları, kendi bozuk psikolojilerinin, hasta ruhlarının tatmini. Bu nedenle Amerikan mandası olmuş, İngiliz mandası olmuş hiç önemli değil onlar için. Yunanlılar gelmiş İstanbul'u, İzmir'i, Trabzon'u işgal etmiş, hiç önemi yok onların gözünde. Vatan toprağı da neymiş, ister ismi Türkiye olsun isterse yalnızca İngiliz, Amerikan sömürgesi olsun. Onlar yeter ki hasta ruhlarını tatmin etsinler. Ümmetçilerden medet umanlar ne olduklarını anlamadan kendilerini vatan haini saflarında bulurlar.

Erdoğan yavru vatan Kıbrıs'ı geri dönüşü olmayan şekilde vermek üzere... Belki de bu yazı yazılırken vermiştir. Yazıyı yazdığım anda Erdoğan - Blair görüşmesi başlamak üzere idi. Erdoğan Blair'e yaranmak için belki de vermeyi planladıklarından daha fazlasını verecektir. Geri dönülemez diyorum çünkü Erdoğan gitse de, başka hükümetler gelse de, Erdoğan vatana ihanetten idam edilse de, eğer ek protokolü imzalarsa bu protokol iptal edilemiyor ve yavru vatan Kıbrıs Rumlar'a geçmiş oluyor. Erdoğan Türk milletini kandırmak için bir deklerasyon yayımlayarak limanları, havaalanlarını Rumlar'a açmayacaklarını beyan edeceklerini söylüyor. Milleti de kendi gibi aptal sanıyor. AB parlamenterleri daha şimdiden bir deklerasyon yayınlayacaklarını ve bu deklerasyonla Türk tarafının kabul etmeyeceğini söylediği hususların kabul edilemez olacağını bildirecekleri açıkladı bile. Papadopulos bile Erdoğan'dan çok daha onurluymuş kendi ırkı için. Adam Erdoğan'ın zaaflarından yararlanarak tüm Kıbrıs'a sahip çıkacağını bildiği halde "Hayır bekleyemem hemen isterim" diye diretiyor. Papadopolus'a "Bırak Erdoğan imzalasın nasıl olsa Kıbrıs Yunanistan'ın olacak; kendi insanını kandırmak için limanları, havaalanlarını açmayacağız diyor. Onun hazırladığı deklerasyonun hiçbir geçerliliği yok, sabret nasıl olsa imzaladıktan sonra AİHM'ye bir dava açarsınız, biz de AB kriterlerine uymuyor deriz, siz Türklerin tüm limanlarını işgal edersiniz ama biraz sabredin. Erdoğan'a kendi milletini kandırması için biraz zaman tanıyın." dedikleri halde Papadopulos beklemek istemiyor. Biliyor Türk milleti her an kendine gelebilir ve kendisine yapılanların intikamını çok sert şekilde alır.

Erdoğan ise Türk milletini Türk topraklarını vermek için kandırıp ikna etmeye çalışıyor. Böyle bir başbakan görülmemiştir. Türk milletinin karşısında kabadayılık taslayan, Amerikalı patronlarının karşısında kediye dönen Erdoğan ek protokole imza atma cesaretinde bile bulunamıyor, yerine maşa kullanıyor. Ek protokolün imzasını Büyükelçi Oğuz Demiralp'e attırıyor. Yüce Divan'da yargılanırken "Ben imzalamadım büyükelçi imzaladı" diyecek.

Bir metrelik kumaş kavgası yapanlar, sokaklara dökülenler neredeler? Vatan toprakları gidiyor, vatanın namusu gidiyor, yavru vatan Kıbrıs gidiyor; onlarsa bir metrelik kumaş peşindeler. Kuran kursları ile türban kavgasına düşürüldüklerinin bile farkında değiller, suni bir tartışma havasına sokulduklarının bilincinde olmadan vatan topraklarının satılmasında rol oynuyorlar. Vatanı satanların peşinden koşarken vatanı kurtaran Ulu Önder Atatürk'e ağıza alınmayacak hakaretler ediyorlar. Tüm öz Türkler'in ümmetçilerle, vatan hainleriyle aralarına kalın çizgiler çekmeleri lazım. Vatanı satan, Türk'ün onurunu pazarlık konusu yapan insanlara hangi koşulda olunursa olunsun acınmaması, selam bile verilmemesi gerekir.

Küntike


27 Temmuz 2005