NE OLACAK BU MEMLEKETİN HALİ?


Türkiye'de bazı şeylerin ters gittiğinin bir belgesi gibi bu soru.. Üç-beş kişinin toplanıp konuştuğu bir ortamda mutlaka birisi tarafından seslendirilen, sorulan ve gülüşmelere sebep olan bu soru, genelde bir çözüm bulmaktan ziyade ülkenin düştüğü durumdan dert yanmaya giriş maksatlı da olsa hafife alınmamalı.. Bundan sonra kurulan cümleler "eskiden ne idik, ne olduk"larla şekillenerek çözümlerden uzak bir dert yanma, şikayetlenme içerikli olacaktır, ama olsun. Bir çok kişi tarafından basitleştirilen, mizahçılara da malzeme olan bu soru aslında alaya alınacak basitlikte bir soru değil.. Gerçekten içi dolu, ciddi bir soru.. Özellikle ülkemizin son yıllardaki durumunu düşünürsek, her Türk'ün evinde, çarşıda, işyerinde kendi kendine sorması, üzerinde düşünmesi gereken ya da arkadaşlarına, yakınlarına sorması gereken ve yine üzerinde düşünülmesi, tartışılması gereken, önemli bir sorudur; "Ne olacak bu memleketin hali?" sorusu.. Öyle laf olsun diye değil, gerçekten yaşanan terslikleri ele almak, yaşanan tersliklere çözümler bulabilmek için bu sorunun sorulması, üzerinde konuşulması gerekiyor. Bu sorudan sonra ki soru da bana kalırsa şu olmak zorunda; "Ne yapabiliriz, ne yapacağız?"

En çok neye kızıyorum, biliyor musunuz? Bu ağırlığı olan sorunun bazı boş kafalı kişiler tarafından sabote edilmesine.. Onlara göre; "Ne olacak bu memleketin hali?" sorusundan daha önemli, cevaplanması, üzerinde ciddi ciddi tartışılması gereken başka sorular, sorunlar vardır. Misal; "Ne olacak bu Galatasaray'ın hali?" veyahut "Ne olacak şu popstarın hali?" gibi.. Ülkenin gerçeklerinden, sorunlarından kendini soyutlamış, hayatını magazin programlarına, saçma yarışma programlarına, futbol maçlarına- futbol takımlarına adamış, onlara göre hayat felsefesini, duruşunu belirlemiş birisinin bu tür ciddi bir konuda görüş beyan etmesini, böyle bir konu üzerinde tartışma yapmasını da beklemek yanlış olur. Ciddiyetten rahatsız olan böyle birisi çıkar ve "Bırakın bu konuları!" der ve az önce ki ciddiyetten eser kalmaz. Böyle bir kişi olmasa ve tartışma sürse de mutlaka başka birisi "Ne oldu, kurtardınız mı vatanı, milleti" diyecek, yaptığınız işi hafife alacak, azminizi, şevkinizi kıracaktır. "Biz mi kurtaracağız bu vatanı?" ya da "Sen mi kurtaracaksın, siz mi kurtaracaksınız?" sorularından da nefret ediyorum.. Evet, ben kurtaracağım, biz kurtaracağız.. Milli davaları "Vatan-Millet-Sakarya" basitliğinde ele alanlara inat bizler sormaya devam edeceğiz, en azından kendi kendimize sorup cevabını bulmaya çalışacağız; "Ne olacak bu memleketin hali?" Herkesin kendi çapında ülkesinin, milletinin geleceği konusunda duyarlı olması gerekiyor. Duyarlılık ve çaba artarsa, rahatsızlığı meydana getiren olumsuzluklar ortadan kaldırılacağından bu tür kaygılı soruların sorulma oranı da düşecektir.

AB sürecinde ülke olarak, millet olarak kaybettiklerimizin arttığı, milli onurumuzun hiçe sayıldığı, kırmızı çizgilerimizin silindiği, kamu reformu adı altında yapılan düzenlemelerin üniter yapıyı, merkezi otoriteyi zayıflatarak federasyona, bölünmeye sebep olabileceği, örgüt mensuplarının "bu ülke için canıyla, kanıyla savaşan kahramanlarla" dalga geçercesine serbest bırakıldığı, milli duruşun yıpratıldığı, milli devlet-dil-eğitim konularının Türk'ün aleyhine düzenlendiği, yılların şekillendirdiği devlet politikalarının yok edildiği bir dönemde; ekonominin tepetaklak gittiği, işsizliğin arttığı, sosyal devlet anlayışının yıkıldığı, siyasi kadrolaşmanın ve adam kayırmacılığın arttığı, yoksulluğun, yolsuzluğun arttığı, teröristlerin serbestçe hainlik ettiği, haykırdığı, toz tacirlerinin elinde çaresiz kalan vali ve emniyet müdürlerinin bulunduğu, bakanların adının karıştığı vahim olayların olduğu, devlet onurunun da böylelikle çiğnendiği bir ülkede, "Ne olacak bu memleketin hali?" diye sorulmayacak da ne yapılacak?

Soruyoruz, bu durumları yaratanlarla nereye kadar gidilecek ve bu memleketin hali ne olacak, diye.. Türkçüler olarak, memleketin hali hazırdaki durumundan dolayı milletimizin de bizimle aynı hissiyatı paylaşmasını, bu hisle sormasını istiyoruz, "Ne olacak?" Bu sorular arttıkça, üzerinde konuşuldukça birilerinden hesap sorulma tarihi de yaklaşacaktır!

Tanrı Türk'ü Korusun!

Salur Beğ

21 Temmuz 2004