|
SAFLAR BELİRLENİYOR |
Mert insanlar, akıllarından geçenleri
akıllarından geçtiği gibi direk söylerken; akıllarından geçenleri söyleyecek,
düşüncelerini ve inançlarını savunacak cesareti olmayan kişiler savundukları, daha
doğrusu sinsiliğe ve namertliğe dayanan fikirlerini kalıptan kalıba sokar, bir
türlü açıklayamazlar. İşte bunların gerçek amaçları ortalığı karıştırmak,
kişilerin zihinlerini bulandırmak ve toplumdaki bireylerin bağlarını
zayıflatarak onları birbirinden uzaklaştırmaktır. Böylelikle istedikleri olacak,
toplumsal bütünlük bozulacaktır.
Yıkmak kolay, yapmak zordur. İşte bu yüzden zayıf karakterli insanların
amaçları yapmak değil, yıkmaktır. Oysa güçlü olan insanların amaçları yıkmak
değil yapmaktır. Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK, bu sözüme en güzel bir
örnektir. Padişahların karaktersizliği, basiretsizliği ve zayıflığı yüzünden
yıkılan Osmanlı’yı o hâliyle terk etmek, işgalcilere boyun eğmek kolaydı. Fakat
Gazi Mustafa Kemal bunu yapmadı ve Türk’ü öz yurdunda esir düşmekten kurtardı.
Yani Türk’e ait yeni bir Türk cumhuriyeti yaptı. Hiçbir padişahın yapamadığı bu
işi yaparken de kararlı, iradeli ve zeki davrandı. Cesareti ise zaten bütün
dünyanın dilindedir.
Kurtuluş Savaşı yıllarında, Kuvay-i Milliyecilere ve Mustafa Kemal’e karşı durup
cumhuriyeti ret ederek kölelik sistemine dönmek isteyen şeriatçı cemiyetlerin
hiçbir şey yapamaması da zayıf karakterli insanların güttükleri davalardan
kimseye hayır gelmediğinin, aksine insanları ölüme, ülkeleri istikrarsızlığa
sürüklediğinin açık bir delilidir.
Buna karşılık, Osmanlı’yı yıkan devşirme padişahların bugünkü uzantıları,
dedelerinin karakter(sizlik)lerini muhafaza etmekte büyük ustalık
göstermekteler. Hiçbir iş yapamadıkları hâlde mührün kendilerini Süleyman
yapmasıyla önlerine gelen her şeye ve herkese saldırıyorlar. Başta cumhuriyetin
yegâne muhafızı Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere bütün kurumları yıpratmaya
çalışıyorlar, onları karalamak için ellerinden geleni yapıyorlar ama tabi bunu
yine sinsice ve haince yapıyorlar.
Hani derler ya; ceylan sürüsüne arada bir aslan saldırması iyidir. Aradaki
çürükler temizlenir. Her ne kadar ülkeye bunca zararı dokunsa da, olaya bu
yönden bakınca devşirme padişahların bugünkü uzantılarının ülke yönetimini ele
geçirmeleri içimizdeki hainlerin tespit edilmesi açısından faydalı oldu.
Yazın bütün ağaçlar yeşildir, çiçeklidir. Oysa sonbaharda da yeşil ve çiçekli
kalabilen ağaçlar bakılmaya değerdir. Aynı şekilde ülkede her şey
yolundayken herkes en iyi vatanseverdir. Fakat ülkenin başına bir musibet
bela olunca kimin hain, kimin vatansever olduğu açıkça ortaya çıkıyor.
Bu durumu tetkik edelim;
3 Kasım 2002’de ülke yönetimini ele geçirenler, laikliğe ve Atatürkçülüğe
olan kinlerini yönetimi ele geçirmeden birkaç yıl önce açıkça ifade etmiş
kimselerdir. (İspatı da buradadır:
http://youtube.com/watch?v=eg3hkWCnA8c) Şimdi bu kafa yapısındaki bir
kişinin ülke yönetimine gelmesinin ne büyük bir felaket olduğunu düşünün.
Elbette ülkenin her bir köşesi parsel parsel satılacak, Tarım Bakanı çiftçiye
“gözünüzü toprak doyursun” demekten geri durmayacaktır. Neden geri dursun ki?
Başbakan aynı çiftçiye “ananı da al git lan” diyorsa, herhalde Bakan’ın bu sözü
söylemesinde bir uygunsuzluk yoktur. İmam abdestini bozarsa, cemaat ne yapsa
haklı değil midir? Elbette haklıdır ama işin korkunç tarafı böyle bir imam ve
böyle bir cemaat, Atatürk’ün cumhuriyeti emanet ettiği kişileri yönetiyor
olmasıdır.
Düşman elbette vuracak, vurmazsa bizde bir sorun var demektir. Bu yüzden,
geçmişte, laiklik başta olmak üzere Ulu Önder, Yüce Başbuğ Atatürk’ün bütün
ilkelerine kin kusanların ülke yönetimine gelince, “eve dönüş” yasası çıkartıp
bütün teröristleri serbest bırakarak dağı taşı yine teröristlerle doldurmasına,
üstüne bir de DGM’leri kapatıp teröristlerin ciddi cezalar almasını önlemesine, kürtçe ad ve yayın özgürlüğü vermesine, Milli Güvenlik Kurulu’nun
sivilleştirilmesini istemesine, Genelkurmay Başkanlığını hükümetin denetlemesini
istemesine ve evinde terörist beslediği için hapse atılan eski DEP’li
milletvekillerinin hepsini serbest bırakıp bağımsız adaylar birlikte meclise
sokmasına şaşırmıyorum. Asıl şaşırdığım aramızda beslediğimiz hainlerin bunca
zaman farkına varamamış olmamız.
Kumarcının yemini, iskâmbil kâğıtlarını görene kadar olurmuş. İçimizde sinsice
dolaşan, rengini herkesten gizleyen ve bukelemun gibi bulunduğu zemine derhal
uyum sağlayan bu sinsi kimseler, yıllardır Atatürk’e ve Atatürkçülüğe karşı
olanların iktidarı ele geçirmesinden sonra ortaya çıktılar. Bir daha seçim
olmayacak, irtica iktidardan düşmeyecek ve bu devran böyle gidecek sanmış
olmalılar ki sonunu düşünmeden hareket ettiler. Seçimlere 2 hafta kaldığı şu
günlerde başlarını ellerinin arasına alıp düşünüyorlar ama öyle sanıyorum bu,
onları kurtaracak bir iş değildir. Onları kurtaracak bir işin olması şimdilik
mümkün görünmüyor. Tarih boyunca kraldan çok kralcı kesilenlerin cezası kraldan
daha büyük olmuştur.
Sen kalk, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni, sağcısıyla solcusuyla bütün siyasi
partileri, Anayasa Mahkemesini, sivil toplum kuruluşlarını ve milyonlarca
vatandaşı karşına alanların, sırf iktidar ellerinde diye dalkavukluğunu yap,
yani şahsi menfaatlerin için ülkenin satılmasına dahi göz yum, hatta destekle;
ondan sonra masum rolü yapmaya başla. Bu, asla inandırıcı değildir ve olamaz.
Türk Milleti, kendisine ihanet edenleri unutmamıştır. Bundan sonra da
unutmayacak, tek tek hesap soracaktır.
Erdoğan, 30.000 insanın ölümünden sorumlu terörist başı Apo’ya “sayın”, aziz
şehitlerimize de “kelle” dediği için hakkında dava açılmış ve takipsizlik kararı
verilmişti. Fakat tam da muhtıra ertesi (27 Nisan) ve seçimlerin yaklaştığı şu
günlerde, Erdoğan hakkında verilen takipsizlik kararı bozuldu. Bu da demektir ki
Erdoğan Başbakanlık koltuğundan indiği anda yargılanacak. 2. Menderes adlı
makalemde, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu yapılanları yapanların yanına
bırakmayacağını belirtmiştim. Herhalde o söylediğim yere doğru gidiyoruz. Gerçi o
yazımın sonunda, Tanrı’dan 1. Menderes ile 2. Menderes’in sonlarının
benzememesini dilemiştim ama kabul etmedi galiba.
Amacı, hedefi ve ülküsü olmayan kimseler rüzgârın geliş yönüne göre güzergâh
değiştirirler. Gittikleri güzergâhta alabora olunca geri dönme şansları da olmaz
ve orada boğulup giderler. Bugün de vatanı satanları sırf şahsi menfaatleri için
destekleyenlerin akıbetleri muhtemelen böyle olacaktır. Çünkü Türk Silahlı
Kuvvetleri, inanıyorum ki hainleri ve onların işbirlikçilerini tek tek deftere
yazıyor.
Hülasa artık saflar ayrılmış, Türk Milletini, Türk vatanını, Türk Milletinin
kayıtsız şartsız egemenliğini savunanlarla irticacı şeriat yanlıları tamamen
ayrılmıştır. Bu iki kutuptan kazanacak olan, tarihte çok defa olduğu gibi
elbette bu ülkenin sahibi olan Türklerdir. Egemenliğin kayıtsız şartsız
padişahın veya halifenin değil, milletin elinde olduğunu bilip, bunun
devamlılığını sağlamak için savaşanlar şüphesiz kaybetmeyeceklerdir. Kaybedecek
olanlar yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadı olan Yüce Türk Milleti’ni karşısına
alanlardır.
Buğra Şad
7 Temmuz 2007