|
SİVİL MASKELİ KUŞATMA |
(Necip Hablemitoğlu’nun tüm kitaplarının, Mustafa Yıldırım’ın ‘Sivil Örümceğin
Ağında” kitabının okunmasını tavsiye ediyorum.)
Günümüzde sivil oluşumların giderek önem
kazandığı görülmektedir. Bu oluşumların artan önemini reddetmiyoruz. Ülke
yararına çalışan sivil oluşumların dışında sivil etiket taşıyan, yabancı
devletlerin gizli kasalarından, vakıf adını taşıyan yabancı parti
uzantılarından, “hibe, proje destek vs.” adı altında aldıkları para desteği ile
faaliyet yapan bazı sivil toplum örgütlerinin giderek yaygınlaşması, bahsi geçen
bu STÖ’lerin benzer söylem ve eylem tarzı geliştirmeleri Türkiye’de ‘sivil
maskeli kuşatma’ hareketinin giderek güçlendiğini gösteriyor. Maalesef Türkiye,
dış güçlerin kendi gayelerine uygun gri propagandayı, yardımcıları sayesinde
rahatça sunduğu bir ‘açık toplum’ ülkesi olmuştur. Birkaç seçmece kişinin
kurduğu dernek, vakıf adı altındaki oluşumların dışa bağımlı medya, işadamı ve
devlet yöneticilerinin de desteğini alarak toplumu yönlendirme işine yardımcı
oldukları görülmektedir. Şeffaflığı savunduklarını, devlet dışı olduklarını her
ortamda dile getiren bu oluşumların yabancı devletlerle olan ilişkilerini,
işbirliği yapmaktan çekinmedikleri yabancı örgütlerle olan mali ilişkilerini
çevrelerine topladıkları kişilerden ve toplumdan saklamaya çalışmaları dikkat
çekicidir. İşbirliği yapmaktan çekinmedikleri yabancı örgütler, kendi
ülkelerinin siyasi parti organlarından başka bir şey değildir. Ayrıca bu tür
oluşumlar ABD hazinesine bağlı NED kaynaklarından ve AB’den (özellikle Alman
vakıfları) destek almaktadırlar. Yasal konumu “dernek” olan bu oluşumların
çoğunun kendilerini “düşünce topluluğu” vs. olarak tanıttığını görüyoruz.
Genel olarak bahsi geçen STÖ’lerin küresel egemenlere bilgi taşıma, ülkelerinin
elini zayıflatacak suçlama, dış sahada karalama kanıtı olarak kullanılacak
raporlar hazırlama, fonlarıyla beslendikleri ülkelerin isteklerini dile getirme,
toplumu kutuplaştırmayı, devlet güçlerini zayıflatmayı amaçlayan faaliyet yapma,
devlet politikasının dışında konuların seslendirildiği konferans, toplantı vs.
tertip etme, dergi, gazete çıkarma, kitap, bildiri yayınlama gibi görevler
üstlendiklerini, dış güçlerin “istikrarsızlaştırma, çatıştırma, terörize etme,
bölme, yönlendirme” çabalarına yardımcı olduklarını söylemek mümkün… Çalışma
sahaları da “demokrasi, özgürlük, insan hakları, çevrecilik, çok kültürlülük
vs.” olan bu oluşumlar, faaliyetlerinin ‘masumane faaliyetler’, yabancı devlet
ve örgütlerle ilişkilerinin ‘masumane ilişkiler’ olduğunu söyleyebilirler.
STÖ’lerin ilişkili olduğu dış ülkelerin derin faaliyetlerini yürütmüş
görevlilerinin beyanatları bu oluşumların ‘doğrudan ya da dolaylı olarak dış
kaynaklı operasyonlarda görev aldıklarını’ ispatlamaktadır. Dış ülke
temsilcileri, çok uluslu şirket yöneticileri, eski-yeni dış devlet görevlileri,
sözde vakıf başkanları vs. bu oluşumlarla ilişki halindedir. Misal; Karen Fogg,
George Soros. Türk kamuoyunun yakından tanıdığı iki isim… Bunların dışında perde
arkasında yer alan pek çok isim ve bu isimlerin toplandığı şirket, dernek,
vakıf, loca var. Değişmeyen tek özellikleri ise, hepsinin ortak bir gayede
birleşmeleri; ‘ulus devleti yıkmak’. Çünkü onlara göre; ulus devletler dünya
egemenliğinin önündeki en büyük engel... Ulus devletler kendi topraklarının
kullanımını, ekonomisine yapılacak dış müdahaleleri, dış ilişkilerinin doğrudan
yönetilmesini engelleyebilirler. Onun için bu engel olarak gördükleri
devletlerin ortadan kaldırılması, parçalanması, etkisiz hale getirilmesi
gerektiğini düşünüyorlar.
Bu eski-köklü planın operasyon aşamasında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş
ilkelerinin değiştirilmesi konusunda işbirliği, Atatürk’e ve ilkelerine açık
eleştiriler, özgürlük-demokrasi genişletilmesi için eylem ortaklığı, çok
kültürlülük esasına dayalı siyasi yapı, federalizm dayatmaları, etnik
kışkırtmalar, etnik azınlık isteklerinin yükseltilmesi, etnik ırkçılığın önünün
açılması, dini cemaatlere, vakıflara destek olma, misyonerliği, dini-etnik
terörü destekleme, terörü siyasallaştırma çabaları, devlet güçlerinin
yıpratılması, devlet güçlerinin elini-kolunu bağlayacak yasal düzenleme
istekleri, insan hakları ve ifade özgürlüğü talepleri, ekonomik şantajlar, din
hürriyeti kapsamında geliştirilen eylemler, laik düzeni yıpratma çabaları,
Türkiye’nin bütünlüğüne saldırı, merkezi idareyi zayıflatma, yerel yönetimlerle
kapalı görüşmeler, belediyelere özerklik kazandırma, çevre adına abartılı
uluslar arası karşı kampanyalar, ulusal kurtuluşun simgesi olan anma günlerini
sözde dostluk adına silikleştirme çabaları… göze çarpmaktadır.
Türkiye’de daha çok lobi faaliyeti yapan sivil toplum örgütleri (STÖ)’ nin
isimleri değişebilir. Mesela isimleri; TESEV, ARI, TÜSES, TÜSİAD, KADER, TESAV,
TOSAV, TEMA, İHD, TAYAD, ÇYDD, MAZLUMDER vs. olabilir. İsimlerinin değişmesi, ya
da kendilerine süslü isimler takmaları, dernek, vakıf, holding, gazete… çatısı
altında birleşmeleri hiç ama hiç önemli değildir. Bu tür dış destekli-dışa
bağımlı oluşumları tanımanın yolu; geliştirdikleri “ortak söylem tarzı”nın
bilinmesidir. Üzerinde durmakta yarar var, çünkü aynı söylem tarzını geliştirmiş
olmaları aynı merkezlerden yönlendirildiklerini, aynı amaca hizmet ettiklerini
ortaya koyuyor. Bizim katılmadığımız ama bu çevrelerden sıkça duyduğumuz ortak
söylemler şunlar; “Türkiye’de insan hakları ihlalleri vardır”, “Türkiye’de ifade
özgürlüğü yoktur”, “Türkiye’de din özgürlüğü yoktur”, “Farklılıklar
zenginliğimizdir”, “kürt realitesini tanıyın”, “Anadilde yayın, anadilde eğitim
olmalıdır”, “Demokratik anayasa istiyoruz”, “AB ile bütünleşmenin yolu Atatürkçü
milliyetçiliğin tasfiyesinden geçer”, “TSK’nın sadece askeri konularla
ilgilenmesi doğrudur”, “Türkiye Cumhuriyeti zorlamayla kurulmuş bir devlettir,
kuruluşunda yanlışlar vardır”, “Türk ulusu, yapay bir ulustur”, “Devlet terörü
vardır”, “Güneydoğu’daki operasyonlar son bulmalıdır”, “Toplumsal barış, uzlaşı
sağlanmalıdır”, “Yerel yönetimler güçlendirilmeli,
özerkleştirilmelidir”,“Lozan’ı tartışalım”, “Özelleştirmeye karşı çıkanlar Sevr
sendromu yaşıyor”, “Bunların hepsi paranoyadır”… Benim aklıma gelenler bunlar…
Bu tür benzer söylemleri çoğaltmak mümkün… Bunun dışında bu bahsi geçen
oluşumların dış desteklerle yayınladıkları kitap, dergi, gazete, bülten,
bildiri, raporlarda, bu oluşumlara destek verenlerin köşelerinde kullandığı
ortak kelimeler var. Misal; “anadilde eğitim, uzlaşma, genel af, kürt sorunu,
ermeni sorunu, dinlerarası diyalog, militarist devlet, yapay ulus, devlet
terörü, globalizm, alt kimlik-üst kimlik, mozaiklik, etnisite, azınlık, kültürel
zenginlik, federalizm, resmi ideoloji, resmi tarih vs.” Bu tür söylemlerle,
eleştirilerle karşılaştığınız zaman bilin ki, karşınızdaki her ne ise (kişi,
kurum, gazete, dergi vs.) dış fonlardan besleniyordur ya da dış bağlantıları
vardır. Kesinlikle ulus devletten, Atatürkçülükten, Türk ordusundan, Türk
milletinden, Türk dilinden, Türk tarihinden, Türk kültüründen nefret ediyordur.
Farklı kişiler olabilirler, farklı görüşleri benimsemiş olabilirler. Farklı
kişiler olsa da amaçlarının bir olması nedeniyle ben onlara “aynı kişiler”
diyorum. Buradan hareketle bu “aynı kişileri” bir etnik toplantıda
görebileceğiniz gibi bir türban eyleminde de görebilirsiniz. ABD’deki ABD’li
hocaya methiyeler düzerken, II. Vatikan hayalleri kurabilirler, diyalog
masallarıyla Papa’yı alkışlayabilirler. Localarda nutuklar çekip, ‘Yes be annem”
diyebilir, AB bayrağı altında poz verebilir, “Ankara’nın şerrinden Brüksel’e
sığındıklarını” söyleyebilirler. İsrail’e bir “kötü”, bir “iyi” diyebilirler.
Görüşleri, konumları, içinde oldukları oluşumlar, çalıştıkları gazeteler,
kurumlar vs. çok önemli değildir. Önemli olan aynı merkezden yönlendirilen bu
sivil maskeli tehdidin fark edilmesi, önlemin alınmasıdır.
Türkçü Necip Hablemitoğlu’nun yüce hatırasına…
Saygılar…
Salur Beğ
7 Ağustos 2006