TEK KURTULUŞ - SINIRIN ÖTESİNE GEÇMEK


2002’de Amerika Irak’ı işgal etti ve o gün bugün Ortadoğu’da sular durulmadı. Bu şekilde giderse de kolay kolay durulacağa benzemiyor. Amerika bir petrol sevdasıyla ta kalkıp cehennemin dibinden Irak’a geldi. Burada tozu dumana katıp bütün emperyalist mikroplarını etrafa saçtı. Amerika’nın Irak’a saldırdığında bütün dünya tepki gösterdi. Bir tek kürtler bu saldırıyı memnuniyetle karşıladı. Çünkü Amerika, Irak’a saldırmadan önce kürtlere bağımsız devlet sözü vermişti. Anlaşmaya göre kürtler Amerika’ya destek olacaktı ve Amerika da kürtlere şimdiki Irak’ın kuzeyinde bağımsız bir devlet kurduracaktı…

Ve sonunda Irak işgali başladı… Bir sabah işe gitmek için kahvaltımızı yaparken televizyonumuzu açtığımızda, Amerikan savaş uçaklarının Irak semalarında uçup çoluğun çocuğun üstüne bombalar attığını izledik. Kimimiz üzüldü, kimimiz iyi oluyor araplara dedi, kimimiz telaşlandı ama herkesin ortak bir düşüncesi vardı; bu işgal madem gerçekleşmişti, Türkiye olarak menfaatlerimizi çok iyi belirleyip, büyük bir kıskançlıkla korumak gerekiyordu. Çünkü savaş hemen yanı başımızda, evimizin arka sokağında oluyordu. O hâlde dikkatli, temkinli ve zekice davranmamız durumda başımıza ölümcül işler gelebilirdi.

Fakat işin bir de kötü tarafı vardı; bu işgalden birkaç ay önce apar topar yapılan seçimlerde başa geçen parti AKP idi. AKP ise Amerika’nın desteğiyle kurulmuş birkaç aylık bir partiydi. Amerika’nın işgali başlatması da bu partinin iktidar olmasından kısa bir süre sonra olmuştu. Ya bu parti Amerika’nın çıkarlarını milli çıkarlardan üstün görürse, o zaman ne olacaktı? İşte millet bunu düşünüyordu. Tabi milletin zihninden bu düşünceler geçerken bir yandan da televizyon kanalları Irak’ta ölen insanları gösteriyordu. Ama bu işte bir tuhaflık vardı; savaşta askerler ölürdü. Oysa bu savaşta ölenlerin hepsi sivil, çoğu da kadın ve çocuktu.

Amerika, işgalden birkaç yıl sonra Saddam’ı da ele geçirdi. Uydurma bir mahkeme ve düzmece hakimlerle yargılayıp astı. Ama ne asılış? Saddam’ın sandalyesine tekme vuranlar, Saddam’ın yıllarca köpek gibi kapısında beslediği kürtlerdi. Ne Amerika askerleri, ne de özel cellatlar değil, kürtler asmıştı. Oysa Saddam kürtleri yıllarca ülkesinde barındırmıştı. Belki de bu Saddam’a müstehak oldu, onu bilmiyorum ama vurgulamak istediğim kürtlerin ne kadar nankör ve haysiyetsiz kimseler oldukları. Yoksa Saddam’ın sandalyesine tekme atanların kim olduğu umurumda değil, geldiği gibi gitti. Amerika getirmişti, Amerika götürdü.

Ve geldik bugünkü duruma…

Önüne üç koyun verip çayıra gönderseniz ikisini geri getiremeyecek, yani üç koyuna çobanlık bile yapamayacak seviye(sizlik)de bir herif olan Talabani, Amerika tarafından getirilip Irak’ın başına konuldu. Peki düşünün; Talabani ne karşılığı Irak’ın başına geçti? Herhalde Bush’un amcasının oğlu değildi. Cevap çok basit; Amerika Irak’ı kendi topraklarına katamazdı, bunu yaptığında işgalci olacaktı. Oysa Amerika işin kolayına kaçtı ve Irak’ın başına karaktersiz ve basiretsiz bir kürt koydu, şimdi de bu ayıyı istediği gibi oynatıyor, nasıl olsa sopa kendi elinde. Talabani uyanamıyor tabi. Nerede onda o zeka? Ömrü boyunca hiçbir iş başaramamış, başkalarının gölgelerinde yaşamaya alışmış bir insan, nasıl olur da dönen işlere, oynanan oyunlara akıl erdirebilir?

Bugün karşımıza geçip, kendini nimetten sayarak utanmadan Türkiye’ye laf yetiştirmeye çalışan Talabani, şimdilerde sahiplendiği Irak’a daha düne kadar Türkiye’nin pasaportuyla girdiğini unutmuş anlaşılan. Biraz hafızasını tazelesin. Yok eğer hatırlıyor ve hatırladığı hâlde böyle yapıyorsa, Amerika’ya seslenmek istiyorum: Daha düne kadar bizim pasaportumuzu kullanan ama bugün bizim paçamıza dalayan bu köpeğin yarın da aynısını Amerika’ya yapacağı aşikârdır. O yüzden bu köpeği derhal oradan alıp bir lağım çukuruna gömmekten daha zekice bir plan şu an için yoktur. Ama sahi, Amerika’ya boşuna seslenmeyelim. Amerika da bu kuklanın kaşına gözüne vurulup aşık olmadı ya, işi bitince zaten atacağı çöp tenekesini şimdiden ayarlamıştır.

Biraz önce söylediğimiz gibi Amerika, Irak işgalini gerçekleştirmeden önce kürtlere bağımsız bir devlet sözü vermişti. Kaypaklıkta ve nankörlükte araplarla yarışan kürtler de bu teklifi kabul etmişti. Şimdi bir de kürtlerin son kullanma tarihlerini uzatmak için ağızlarına bir parmak bal sürmek gerekiyordu. Şimdilik Irak’ın Kuzey tarafında bir “özerk bölge” kürtlere yeter, en azından biraz daha oyalardı. Çünkü şu atmosferde devlet kurulamazdı. Daha Amerika bile Irak’a yerleşememişken kürtlere nereden bulup da devlet kuracaktı? Irak’ın kuzey kısmında kürtlere çorak üç beş dönüm arazi verdi, orada hiçbir ülkenin tanımadığı bir “özerk bölge” kurdular. Bu “özerk bölge” denen tarlanın ve orada yaşayan kabilenin elebaşısı da yine zamanında Türkiye’nin pasaportu olmadan Irak’a giremeyen Barzani’den başkası değildi.

Amerika, bu işgali gerçekleştirdiğinden beri PKK’nın güçlenmesinin sebebi işte Barzani’nin elebaşılığındaki bu kabiledir. Askerlerimizi şehit eden teröristlerin hemen hepsi Kuzey Irak’ta yetiştirilmekte ve oradan Türkiye’ye sızarak saldırıları gerçekleştirmektedir. Bunu görmek için adının önünde bir sürü kısaltma olan uzmanlara veya boş bulduğu köşeyi haftadan haftaya karalamakla kendine aydın diyen yazar çizer takımına ihtiyaç yoktur. Herhangi bir vatandaş bu gerçeği çıplak gözle görebilmektedir. Zaten artık hiç kimse, PKK’nın kendisi bile bunu inkâr etmiyor.

PKK’nın yaptığı alçaklıklar ve kahpece tuzaklar karşısında dayanamaz olan Türk Silahlı Kuvvetleri, yani Türk Milleti’nin şerefli ordusu ortaya sınırötesi harekât fikrini attı. Genelkurmay Başkanımız Sayın Yaşar BÜYÜKANIT Paşa, büyük bir basın toplantısı yaparak Genelkurmay Karargâhından Türk Milleti’ne ve Amerika başta olmak üzere dış ülkelere seslendi. Bu seslenişin çatısını irtica tehdidi ve terör konusu oluşturuyordu. Terör örgütüyle mücadelede Türk Silahlı Kuvvetleri’nin büyük bir kararlılık içerisinde olduğunu belirten Genelkurmay Başkanımız Kuzey Irak’a bir operasyon yapılması gerektiğini açıkça ilk defa söyledi. Daha sonra bunu, yapılan bir başka basın açıklamasında tekrar dile getirdi.

Hükümet ısrarla sınırötesi harekâta karşı çıkıyordu. Çok fazla Pollyanna kitapları okuduklarından ya da Amerika ile anlaşamadıklarından olacak hükümet bir türlü sınırötesi harekât işine yanaşmıyordu. Bir yandan askerlerimiz şehit oluyor, her gün yeni şehit haberleriyle yüreklerimiz dağlanıyordu ama hükümet hâlâ her şeyi barış ve diyalogla çözebileceklerini söylüyordu. Oysa hiçbir şeyin çözüldüğü yoktu. Kuzey Irak’tan Türkiye’ye sızan teröristler kahpece tuzaklar kurmaya, mayın, el bombası, pusu gibi kalleşçe yöntemlerle Mehmetçiklerimizi şehit etmeye devam ediyordu.

Çoktandır ordumuz ve millet Kuzey Irak’a operasyon yapılmasını istiyordu ama hükümet inat edercesine buna karşı çıkıyordu. Son dönemde yaşananlardan sonra bilinçli insanlar artık hükümetin bu inadına isyan etti. Arka arkaya iki tim askerimiz şehit edildi. Toplamda 20’nin üzerinde askerimiz sadece 2 PKK saldırısında şehit verdik. Tabi Türk insanının damarlarındaki asil kan bunu kabul edemedi. Her yerde nümayişler başladı. Hükümet, gösterilen bu milli tepkiler karşısında jet hızıyla tezkereyi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geçirdi, sınırötesi harekât yetkisini hükümet eline aldı ama değişen bir şey olmadı. Çünkü hükümet o yetkiyi kullanmıyor. Tezkere çıktığı hâlde hâlâ Talabani’ye laf yetiştirmekle uğraşıyordu. Zaten bu zamana kadar o Kuzey Irak’ta vurulması gereken kamplarının bir tanesi bile kalmamıştır. Davul dümbelek ile savaşmaya geliyoruz denir mi? Amerika nasıl yaptı? Bir gece çıkıp, sabaha karşı Irak’a girdi. Ama iktidar bizdeki gibi olursa, Amerika’ya göbeğinden bağımlı olur, ondan icazet almadan kedi bile öldüremez duruma gelir.

Hainlikte ve nankörlükte Talabani’den geri kalmamak için var gücüyle uğraşan bir kişi de Barzani’dir. Barzani de, tıpkı kendiyle aynı cins köpek olan Talabani gibi daha düne kadar Türkiye’nin pasaportuyla girdiği ülkede şimdi kendini bilmem ne bölgesinin başkanı ilan etmiş de oradan buraya ürüyüp duruyor. Barzani, hainlikte Talabani’yi kıskandırdığı gibi, kıvırıp durmakta da dansözleri de çatlatıyor.

Hani süs köpekleri vardır ya; her gördüklerine havlayıp dururlar. Kimsenin ciddiye aldığı yoktur ama sahibi yanında diye bir şey de yapmazlar. Süs köpeği de havladığı kişinin bir tane çarpmamasını, kendisinden korktuğuna yorup havlamalarını artırır. İşte Barzani’nin yaptığı da bundan farksız. Ordusu, askeri, silahı olmadığı hâlde Türkiye’yi tehdit etmesi başka nasıl açıklanabilir ki? Bu örnekte süs köpeği Barzani, sahibi de Amerika’dır. Biz o köpeğin sahibine gereken dersi verdikten sonra ayrıca köpeğe de çarpmaya gerek kalmayacaktır…

Gelelim sınırötesi operasyon konusuna; sınırötesi operasyon kesinlikle yapılmalı ve hatta sınır oturulup yeniden çizilmelidir. Tarihe baktığımızda böyle sorunların çözümü masa başına oturularak, terörün önünü kesecek bir sınırın yeniden çizilmesi olmuştur.

Eğer sınırötesine geçmezsek, elinde sinek ilacıyla bataklığın başında bekleyip sinek öldüren adama benzeriz. Biz öldürdükçe onlar çoğalır, sarf ettiğimiz enerjiyle kalırız. Çünkü bataklıktan çıkan sinekleri öldürdükçe, aynı zamanda bataklığın içinde yeni sinekler çoğalıyordur. O zaman da bu işin, gölgesinin kafasına basmak için deli gibi koşup durmaktan bir farkı kalmaz.

Artık herkesçe biliniyor ki Kuzey Irak açıkça terörist yetiştirmekte ve yetiştirdiği bu teröristleri Türkiye’ye göndermektedir. Bunun en açık ispatı PKK itirafçılarının orada eğitim gördüklerini itiraf etmesi ve Mehmetçiklerimizin namlularından kaçan teröristlerin Irak sınırından içeri girmeleridir. Bu kadar ispat dahi sınırın ötesinde Türk Ordusunun büyük bir temizlik yapması için yetişir. Kaldı ki Amerika, hiçbir sebep yokken ta dünyanın öbür ucundan gelerek Saddam’ı asıyorsa, bizim yanı başımızda durup bize havlayıp duran Barzani’yi kesmemiz işten olmasa gerekir. Eğer bu yüzden birileri bize engel olmaya çalışıyorsa, bilinmelidir ki o kişiler bizim dostumuz değildir ve de asla olamazlar.

Milli çıkarlar her şeyin üstündedir ve bugünkü şartlarda milli çıkarımız kesinlikle Kuzey Irak’a girmemizi, hatta sınırımızı genişletip Kuzey Irak’ın bir bölümünü Türk sınırlarına dahil etmemizi gerektiriyor.

Buğra Şad

4 Kasım 2007