TERÖRİST GÖRÜNÜMLÜ MİLLETVEKİLLERİ


Cumhuriyet rejimi, en güzel bir idare biçimidir. Bu idare biçiminde bir diktatör yoktur, olmaması gerekir. Cumhuriyette millet kendisi adına karar verecek olan temsilcilerini kendi seçip meclisine gönderir. Bu sayede millet kendi kendisini yönetir. Yüce Atatürk, bu yüzden Türk Milleti’nin karakterine ve yapısına en uygun rejim olduğunu belirttiği cumhuriyeti, Türk Milleti’nin idare sistemi yapmıştır.

Günümüzdeki duruma bakınca görülmektedir ki maalesef en güzel idare sistemi olan cumhuriyetin pek çok erdem ve fazileti törpülenmeye başlanmıştır. Cumhuriyet rejimi adeta unutulmuş, onun yerine demokrasi benimsenmiştir. Cumhuriyetin ve demokrasinin aynı şey olduğu yalanına inanan bilgisiz insanlar yüzünden cumhuriyet tamamen ortadan kalkmaya başlamış ve demokrasiye yöneliş baş göstermiştir. Bu da tabi rejim düşmanlarının arayıp da bulamadığı fırsattır. Cumhuriyeti bırakıp demokrasiye geçmenin de büyük zayiatları olmuştur. DEP, HEP, HADEP, DEHAP, DTP diye sürekli kapatılıp kapatılıp yeniden açılan kürt partisi bu zayiatların başında olanıdır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi önemli bir yerdir. Buraya gelen kimseler Türkiye için gizli olan bütün bilgilere ulaşırlar ve her işi bilirler. Çünkü burada bulunan kimseler Türk Milleti adına görev yapmaktadır. Milletvekilliği görevi bu yüzden çok büyük ve sorumluluğu ağır bir görevdir. O hâlde ehemmiyeti bu derece büyük olan milletvekilliği üzerine birkaç fikir belirtmek yerinde olacaktır.

İdeolojileri ve görüşleri bir yana bırakalım; milletin vekili olacak, yani milleti temsil edecek kişilerin, her yönüyle temsil ettikleri kişilerden daha ileri ve üstün olmaları gerekmez mi? Bence gerekir! Örneğin ilkokul mezunu olan, doğru düzgün Türkçe bile konuşamayan bir adam nasıl olur da bir mühendisi, bir öğretmeni, bir doktoru, hele bir profesörü, bilim adamını temsil edebilir? Bu elbette mümkün olmaz. O hâlde milleti temsil edip, millet adına karar alanların eğitim ve kültür seviyesi olarak en üst düzeyde kimseler olması gerekiyor. Oysa bugün milletvekili olmanın tek şartı en çok oy alacak olan siyasi partiye daha fazla para vermektir.

Hadi bundan da geçtik; yani eğitim konusundan… Fakat öyle milletvekilleri daha var ki, insan yolda görse değil temsilcisi, kapı komşusu olarak bile istemez. Ve bu adamlar gidip bizi bizim meclisimizde, yani Millet’in Meclisinde temsil ediyorlar. İçimizdeki gayri Türk, etnik döküntülerin desteğiyle milletvekili koltuğuna oturan, görünüşte milletvekili ama aslında terörist olan bu adamların alacakları kararlar elbette bizim lehimize olmayacaktır. “PKK terör örgütü değildir. PKK’lılar bizim kardeşimiz, insan kardeşine terörist der mi?” diyen bir zihniyet nasıl olur da Türk Milleti’nin çıkarlarını düşünebilir?

Bu adamlar yıllardır bize, yani Büyük Türk Milleti’ne karşı düşmanlık besliyorlar. Artık bu herkes tarafından biliniyor. O yüzden bunları tuhaf karşılamıyoruz. Ama bu kafa yapısında olan, yani dağda askerlerimizi şehit eden teröristlerle aynı zihniyette olan adamların Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında olmaları gerçekten bizi şaşırtıyor. Teröristlerin istediği o Meclis’i kapatmak olduğu hâlde bu teröristlerin destekçisi olan milletvekilleri, teröristlerin ana hedefi olan Meclis’e girip düşman oldukları Türk Milleti adına karar verebiliyorlar. Bu duruma herhalde dünyanın en ilkel insanları olan Afrika’nın yerlileri bile gülerler. Ama biz, sırf Avrupa’ya, Amerika’ya yaranacağız diye açıkça Türkiye’ye düşman olanları Meclisimize alabiliyoruz. Tanrı aşkına kendi askerini polisini şehit eden, kendine düşman olup kendisine söven adamlara yine kendini yönettiren bir devlete kim saygı duyar? Böyle bir devleti kim ciddiye alır ve kim destek olur? Bunları bizler, yani Mustafa Kemal’in izinde yürüyen Türk Gençleri görebiliyoruz da, yüksek yüksek koltuklarda oturan kelli felli ağalar göremiyor mu?

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne daha önce de milletvekili maskesiyle giren teröristleri ve bu teröristlerin yaptıklarını görmüştük. 1991 yılında Meclis’e giren teröristler, Meclis açılışında kafalarına sarı – kırmızı – yeşil bezler bağlayarak uydurma dilleri olan kürtçe ile yemin edip, milleti kendilerinden tiksindirmişlerdi. O zamanlardan bu yana yaşanan olaylardan uyanamamış olmamız büyük talihsizlik… Elebaşıları Leyla Zana olmak üzere, Hatip DİCLE, Selim SADAK ve Orhan DOĞAN isimli bu DEP’li kürt milletvekilleri, milletvekili oldukları hâlde evlerinde terörist beslemiş, bu suçu işlerken suçüstü yakalanmış ve tutuklanarak 15 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Sürekli kapatılan ve tekrar açılan kürt partisiyle siyaset içinde var olan teröristlerin, 1994 yılında tutuklanan bu 4 kürt milletvekilleri ile etkileri azalmıştı. Fakat 2002 yılında tekrar ortalığa fırladılar… 4 Kasım 2002 yılında iktidar olan AKP hükümetinin ilk icraatlarından birisi, DGM’leri kapatmanın ardından yukarıda isimlerini saydığım DEP’li eski milletvekillerini serbest bırakmak oldu. Tabi serbest kalan bu hainler boş durmayıp şimdiki DTP’yi kurdular. Bugün yine Meclis’e girdiler. Pek çok işi ağababaları konumunda olan AKP ile birlikte yapıyorlar.

Birileri Meclis’e giren kürt milletvekilleri için “Meclis’e girdikten sonra akılları başlarına gelir, terör örgütüne yanaşmaktan vazgeçerler” diyordu. Kedi kıymayı görür de çalmaktan vazgeçer mi hiç? Bu kürt milletvekilleri de soy(suzluk)larının gereğini yaparak Türk ve Türkiye düşmanı olmaktan, terör örgütü PKK’yı da desteklemekten asla vazgeçmiyorlar. Vazgeçecek gibi de görünmüyorlar! Öyle ki teröristlerin bugünkü partisi olan DTP’nin Batman milletvekili Bengi YILDIZ, “PKK siyasal bir organizasyondur” demekten geri durmuyor. Yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Türk Milletinin(!) (en azından kağıt üzerinde) milletvekili olan bir adam, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin terör örgütü olarak kabul ettiği bir örgütü sadece terörist olarak görmemekle kalmıyor, üstüne bir de bu örgütü siyasi bir oluşum olarak kabul ettiğini söylüyor. Akli selim olan hangi insan böyle bir adamın milletvekili olmasına bir anlam verebilir?

DTP’li kürt milletvekilleri Meclis’e nasıl girdi? Olayın bu tarafına da dikkat etmek gerekir. Açıkça teröristlere “kardeşlerimiz” diyenlerin Meclis’e girebilmeleri için gereği kadar oy almalarını sağlayanların var olması akıllara bunların kimler olduğu sorularını da kuşkusuz getirmiştir. Bundan da biraz bahsetmek yerinde olacaktır.

Terör suçundan hapishanede olan Sabahat TUNCEL, hapishaneden çıkıp milletvekili olarak Meclis’e girdi. Peki ona bu oyu kim verdi? Diğer DTP’li milletvekilleri gibi bu terörist kadın da kürtlerden oy aldı. Çünkü açık bir gerçek vardır ki kürtler Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, ta kuruluş yıllarından bu yana bir türlü içlerine sindirememişlerdir ve içlerinde her zaman Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı bir kin var olmuştur. Çünkü Ulu Önder Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni Türkçü düşünceyle kurmuş, egemenliği de şeyh şıh bozuntularına değil, doğrudan Türk Milleti’ne vermiştir. Kürtler mozaik yapıyı bozan ve çağdaş bir milliyetçilik anlayışını esas alan Büyük Lider Atatürk’ü sevmezler. Onlar geri ve cahil olduklarından ileri ve uygar toplumlarda yaşayamıyorlar. Bu yüzden ileriliği ve uygarlığı getirenleri sevmiyorlar.

Yıllardır kürtleri bize kardeş olarak göstermeye çalışanlar, PKK’lı teröristleri de “kandırılmış çocuklar” olarak göstermeye uğraştılar. Ama uzun yıllardan beri devam eden kürt terörü, artık bu iddianın kesinlikle gerçek olmadığını, kürtlerin topyekun Türk ve Türkiye düşmanı olduğunu kanıtlamıştır. Kürtlerin hepsi, açık veya gizli olarak kürt terör örgütü PKK’ya destek vermekte, maddi olarak veya kalben desteklemektedir. Kürtleri bize (Türklere) kardeş olarak göstermeye çalışanlar da ya kürtlerin işini kolaylaştırmaya çalışan hainler, ya da yemliha uykusundan uyanamayan saf ve cahil kimselerdir. Zaten geçenlerde kaçırılan 8 askerin de çoğunluğunun kürt olması, kürtlere güvenmenin korkunç bedelini açık bir şekilde göstermiştir.

İşte şimdi o kürtler, terör örgütüne “kardeşlerimiz” diyen hainleri Türkiye Büyük Millet Meclisine taşıdılar. Biz Türkçüler, kürtleri aramızdan tasfiye edelim, onlar bu ülkede olduğu sürece Türklere rahat nefes almak haram dedikçe birileri cahil, üretemeyen ve sadece tüketen, bir asalak gibi yaşamaya alışmış bu iptidai insanları ısrarla savundu. Bunların kendilerine göre en geçerli gerekçeleri de kürtlerin Müslüman olmasıydı. Bir türlü akıl yetiremediğim bir konu da bu! Kürtler müslüman, hatta şeriatçıların en azgınları hep kürtlerden çıkmış. Fakat bu kürtlerin Türk düşmanı olmasına etki edememiş. O hâlde bizim kürtlere sahip çıkmamızı gerektirecek hiçbir sebep yoktur.

Bugün başımızdaki en büyük musibet olan iki tehlikenin, terör ve irticanın sorumlusu kürtlerdir. Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti için büyük tehdit oluşturan bu iki tehlike de şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ele geçirmiş durumdadır. Türk Milleti’nin temsilcilerinin bulunması gereken Türkiye Büyük Millet Meclisi adeta Hizbullah ve PKK terör örgütlerinin istilasına uğramıştır. İşin kötüsü bu kürtçü ve irticacı cumhuriyet düşmanları, cumhuriyetin idaresini sağlamakta ve mecliste Büyük Türk Milleti adına kararlar almaktadırlar. Cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu gibi bugün de kürtçü ve şeriatçı Türk düşmanları ortak hareket etmektedir. Meclis’te de ortak hareket ediyorlar. Bakalım sonumuz ne olacak?

Milletvekili demek, millet adına karar alan kimse demektir. O hâlde milletvekillerinin, toplumun en bilgili, aydın, çağdaş ve en önemlisi en vatanperver fertlerinden seçilmesi gerekir. Çünkü ne Türkiye Büyük Millet Meclisi dingonun ahırıdır, ne de milletvekilleri dağdaki çoban…

Yasa çıkarmaya çok meraklı olan AKP’ye duyarsa seslenmek istiyorum; Atatürkçülüğü benimsemiş, cumhuriyetçi hakim ve savcılarımızı, hukukçularımızı tasfiye edip yerlerine şeriatçıları doldurarak yargıyı da eline geçirmek için yasalar çıkaracağına, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne kadar giren teröristleri Meclis’ten çıkarıp hakları olan kodese tıkmak için gereken yasaları çıkarıp, dokunulmazlıkları tarihe gömsün.

Bush ağabeylerinden izin koparabilirlerse tabi…


Buğra Şad

2 Aralık 2007