|
TEZKERE, TERÖR OLAYLARI VE AB |
Beklenen tezkere oylaması sonuçlandı. 340 AKP’li koltuksever vekilin, ‘evet’
demesi ile Türk askeri Lübnan bataklığına gönderilecek. Türk milletinin “Türk
askeri gitmesin” şeklinde ortaya koyduğu tepki bu AKP’li vekiller tarafından
dikkate alınmadı. AKP, milletin değerlerine, duygularına, isteklerine ne kadar
kapalı, Türk milletine ne kadar uzak bir oluşum olduğunu bir kere daha
ispatlamış oldu. En baştan beri bu millete yalanlar söylendi. Şu an ortada büyük
bir yanlışlık ve milleti aldatmaya yönelik oluşturulmuş bilgi kirliliği var.
Açıklayalım; daha ortada bir ‘barış antlaşması’ sözkonusu değil iken sözde
‘barışı korumak’ adına askerimiz etnik-dini kargaşayı barındıran bir bataklığa
sürükleniyor. Gönderilecek askerimizin sayısı, görevi ise tam olarak belli
değil… BM’ye göre yapacağımız görev; Hizbullah’ı silahsızlandırmak, etkisiz hale
getirmek. Neden? Hizbullah “teröristtir” diyorlar. Peki Türkiye’de yıllardır kan
akıtan, can alan Pkk nedir? O da “teröristtir” diyorlar ve ekliyorlar; ‘Terörle
mücadelede Türkiye’nin yanındayız’. Türkiye’nin bu haklı mücadelesinde yanında
olduğunu, Türkiye’yi desteklediğini söyleyen ülkeler neden terörist örgüt
pkk’nın mevcut silahlarını elinden almak, onu etkisiz kılmak için adım atmıyor?
Adım atmıyorlar çünkü; onlara göre Pkk terörü, sadece Türkiye’nin sorunu… Fakat
Türkiye, kendi sorunu olmayan bir gelişmenin parçası yapılmak isteniyor.
Onaylanan tezkere ile bunun yolu açılmış oldu.
Konu terör ve terörle mücadeleden açılmışken belirtelim. Bir de son günlerde ABD
tarafından Türkiye’ye gönderilen ‘ABD’li koordinatör’ün ne görev yapacağı, neyi
koordine edeceği merak konusu… ABD, somut adım atmadığı gibi Türkiye’nin terörle
mücadelede sınır dışı operasyon tercihini rafa kaldırmasını istiyor. Türkiye,
terörle mücadelede yalnızlığa itilmiştir. Türkiye’ye karşı uygulanan çifte
standart bu son gelişmelerde kendisini göstermiş, ‘senin teröristin, benim
teröristim’ anlayışı bir kere daha ortaya çıkmış, Hizbullah’a karşı alınan
tedbirlerin hiçbiri Pkk’ya karşı alınmamıştır. Türkiye ise yıllardır mücadele
ettiği, bitme noktasına getirdiği terörle yine yüz yüze gelmiş, son yıllarda
terörün giderek tırmanması sonucunda neredeyse her gün evlatlarına omuz verir
hale gelmiştir. Türkiye bu günlere durup dururken mi gelmiştir? Hayır.
Türkiye’nin bu günlerde yaşadığı acının sorumlusu AKP hükümetidir. Hükümetin dış
güçlere şirin görünmek adına yaptığı yasal düzenlemeler, dile getirdikleri
görüşler terörün tekrar etkili hale gelmesine neden olmuştur. Olağanüstü hal
kaldırılmış, Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmış, Milli Güvenlik Kurulu
sivilleştirilmiş, yasal düzenlemelerle devlet görevlilerinin yetkileri
kısıtlanmış, çıkarılan af yasaları ile devlet güçlerinin mücadele azmi kırılmış,
teröristler cezaevlerinden çıkarılarak dağa salınmıştır. Terörle mücadele
edenlerle mücadele edilmiş, mücadeleyi sekteye uğratmak için devlet güçlerine
karşı karalama kampanyaları düzenlenmiş, teröre destek çıkılmıştır. AKP hükümeti
terörle etkili mücadele etmediği için suçludur. Şehit ailelerinin tepkilerine
cevaben Recep Tayyip Erdoğan; “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” derken
bugüne kadar başı olduğu hükümetin yattığını, yaşananlara seyirci kaldığını
unutmuş olmalı… Doğrusu şudur; Türk askeri, yan gelip yatmamış, her daim göğsünü
saldırılara siper etmiş, gerektiğinde hiç tereddüt etmeden ölüme yürümüştür. Bu
böyle olduğu için arkadaşlarımız bugün pamuklu yataklarda değil, bu ülkenin aziz
bildiğimiz topraklarının bağrında yatmaktadır. Şehit mezarlıklarına gidin,
görün. Oradaki gururu ve aynı zamanda evladını, eşini, babasını, kardeşini
kaybedenlerin hükümetin teröristlere desteği karşısında büyüttükleri öfkeyi ve
acıyı görün, yaşayın.
Güvenlik konusunda sıkıntıları olan ülkemiz Lübnan’da görev yapacak. Lübnan’da
şu an bir başlangıç vardır, yani son’u yaşamıyoruz. İsrail, Hizbullah
bahanesiyle Lübnan’ın alt yapısını yok etmiş, fabrikalarını vurmuş, yollarını,
köprülerini tahrip etmiştir. İsrail’in amacı; Lübnan’ın Suriye tarafından bir
köprü gibi kullanılmasına mani olmak, bu arada Hizbullah’ı etkisiz hale
getirmekti. Lübnan’ı mahvetmek için yollar, köprüler vurulmuştur. Lakin,
Hizbullah’ın İsrail’in beklediğinden daha çetin ceviz çıkması sonucu İsrail
Hizbullah’ı etkisiz hale getirememiş, saldırıyı durdurmuştur. BM’nin müdahalesi
ise gecikmiştir. Nedeni; ABD, İngiltere, dolayısıyla AB, BM de İsrail’in
amaçlarına ulaşmasını beklemiştir. Lübnan alt yapısını yok eden, yani ilk
amacına ulaşan İsrail’in Hizbullah karşısında zorlanması sonucunda BM olaya el
koymuştur. Bölgede hareketlilik devam etmektedir. Bölge ileride yaşanması
muhtemel sıcak gelişmelere gebedir. Suriye ya da İran’a karşı yapılacak bir
saldırıda Türkiye taraf olacaktır. Türkiye’ye bunun için geçerli bir neden
oluşturmayı da unutmayacaklar, emin olabilirsiniz.
Türkiye, bugüne kadar çok sayıda uluslar arası göreve katılmıştır. Görevlerini
layıkıyla yapmıştır. Türkiye bugüne kadar yaptığı bu görevlerden dolayı takdir
de edilmiş değildir. “Gelişmelere seyirci kalamayız”, “Büyük devlet böyle
olunur” şeklinde yaptıkları açıklamalarla asker gönderme işini meşru zemine
oturtmaya çalışan hükümet yetkilileri, neden Irak’ın kuzeyindeki gelişmelere
seyirci kalmaktadırlar? Irak’ın kuzeyinde ağababalarının desteğiyle iyice
şımarmış kürtlere karşı neden suskunluk tercih edilmiştir? Türkiye’yi tehdit
edecek bir oluşumun kurulması için yaptıklarına engel olmak, Türk menfaatlerine
uygun bir düzenlemenin, Irak’ta yaşayan Türkler’in huzurunun tesisi için ne
yapılmaktadır? Hiçbir şey… Dışişleri’nin bir Irak politikası yoktur. Hükümetin
geçerli bir Irak politikası olmadığı için Türkler’in zulme uğramasına, sınır
ticaretiyle peşmergelerin zengin olmasına, Irak’ın kuzeyinde istenmeyen bir
oluşumun kuruluşuna, teröristlerin bu bölgeyi kullanmasına seyirci
kalınmaktadır. Büyüklük menfaat dışı olarak BM görevlerinde yer almak değil,
büyüklük Türk menfaatlerini hayata geçirmektir. Büyük devlet, bir yere güç
göndermese de oradan istediği neticeyi alır. Türk askeri, birilerinin planları
yürüsün, birileri mutlu olsun, mutlu olan birileri ABD’yi ziyaret edecek Recep
Tayyip Erdoğan’ın sırtını sıvazlasın diye Lübnan’a gönderiliyor. Hükümet,
yaklaşan seçimler öncesinde elini güçlendirmek adına iş başı yaptı, bunun için
canla, başla çalıştı, çalışıyor. Türkiye’nin zaten büyük bir devlet olduğunu
bilenler, söyleyenler, “Türk askeri, ateşe atılmasın” diyenler, askerin bu tür
görevde yer almaması gerektiği görüşünü seslendirenlerin R. Tayyip Erdoğan
tarafından “vatan haini” ilan edilmesi de dış güçlere hizmet etme arzusunun
AKP’de ne boyutlara ulaştığını gösteriyor. Tayyip’e göre; köylüsü, işçisi,
memuru, emeklisi, öğrencisi ile Türk milletinin büyük, ezici bir çoğunluğu ve
Sn. Cumhurbaşkanı ‘vatan haini’ o halde… Asıl vatana ihanet, dış güçlerin
planlarına taşeronluk yapmak, Türk askerini yok yere ateşe atmaktır.
AKP dış güçlere hizmet ediyor diyoruz. AKP hükümetinin şirinlik yaptığı AB’nin
2006 Türkiye raporunda yer alan dayatmalar AKP’nin nasıl bir ihanet içinde
olduğunu gösteriyor. Raporda öne çıkanlar, hükümetten yapılmasını talep
edilenler şöyle; ermenistan ile ilişkilerin düzeltilmesi, Türk-ermeni sınır
kapısının açılması, sözde soykırımın tanınması, limanların rum gemilerine
açılması, rum kesiminin tanınması, yeni TMK’nın temel hak ve özgürlükleri
kısıtlayıcı unsurlar içermemesi, yargı önünde herkese eşit muamele yapılmasının
sağlanması, TCK’nın bazı maddelerinin (216, 277, 288, 301, 305, 318)
değiştirilmesi, sözde kürt sorununa demokratik çözüm aranması, yüzde 10 seçim
barajının indirilmesi, dini azınlıkların ruhbanlarını eğitmede ve mülk edinmede
karşılaştıkları sorunların ortadan kaldırılması. Bunun dışında Ferhat
Sarıkaya’nın haklı olarak görevinden el çektirilmesi kınandığı gibi, Alevi Türk
vatandaşlarımızı kışkırtmaya yönelik bazı talepler de raporda yerini almış. Bu
kez “Her şeye rağmen AB yoluna da devam” derlerse milletin bu ihanete sessiz
kalacağını sanmıyorum. Bu rapor AKP’nin ihanetini, aczini, Büyük ATATÜRK’ün
kurduğu yüce devletimizin AKP’nin ellerinde nasıl dış güçler karşısında
çaresiz hale getirildiğini ortaya koyuyor.
Tanrı Türk’ü ve Türk askerini korusun!
Salur Beğ
5 Eylül 2006