|
TOPLUMSAL KÜRT TERÖRÜNÜ TETİKLEYEN FAKTÖRLER |
Biz TÜRKLER tarih boyunca çeşitli düşmanlarla savaşıp; üstünlüğümüzden ve
soyluluğumuzdan kaynaklanan özelliklerimiz sayesinde daima galip gelmeyi
bilmişizdir. Yeri geldi karadan gemileri, yeri geldi denizin içinden atlı
cengaverleri düşman üstüne sürdük. TÜRK olmanın getirdiği bir soylulukla,
tarihimiz anıt savaşlarla doludur. Bizler savaş alanlarında muhteşem başarılar
gösterirken acaba düşmanlar nasıl yollar izlemeliydiler? Basit! Kale içten
fethedilir! Örneğin Fatih Sultan Mehmed'i er meydanında yenemeyenler, onu doktor
kılığına soktukları bir Cenevizli vasıtasıyla katletmişlerdi. Bu hep böyledir.
Er meydanı böyle çapulcuların pek hoşlanmadığı bir yerdir! Planlı bir şekilde
kahpece tezgahlar kurulur sonra harekete geçilir. Böylesine sinsilikle bazen bir
savaş kazanılabilir, bazen de bir devlet ele geçirilebilir. Durum böyleyken
artık savaşlar yerini bu tür gelişmelere bırakmıştır. Bir devleti, bir milleti
bölmenin en kolay yolu da bu şekildedir. Nerede zararlı bir fikir veya oluşum
varsa hemen O Milletin başına bela edilir. Bunu, Milletin düşmanları gönüllüce
yaparlar. Türkiye'yi bölme, parçalama, yıkma, komünist veya şer'i esaslara dayalı bir ülke
yapma çabaları yeni değildir. Osmanlı dönemindeki bölücü başkaldırılarda
Arapların rolü büyüktü. İlk başkaldırı En-Nah-Da (Arap uyanışı) adlı örgüt
tarafından Araplar tarafından Suriye'de başladı. Daha sonra kurulan Arap İhtilal
cemiyeti bunların en etkili olanıydı. Bu tarz başkaldırılar İngilizlerin de
desteğiyle artmış, Türk askerleri birer birer katledilmeye başlanmıştı...

Günümüz Türkiye'sine bakıp, "Milli bütünlüğümüz acaba tehlikede mi?"
şeklinde bir
araştırma yapacak olursak, bazı kriterlerin ve oluşumların karşımıza haince
dikildiğini görürüz! Birbirinden rezalet bazı oluşumların, temel başlangıç ve
altyapıları incelendiğinde bunların hepsinin yurtdışından Türkiye'ye doğru
üflendiğini görüyoruz. Örneğin; yıkıcı komünist gerilla mücadelesinin global
simgesi olan "Che Guevera" denen adamı millete adeta kahramanmış gibi gösteren
yayınlar olduğu muhakkaktır. Daha farklı mide bulandırıcı bir örnek verecek
olursak; bir Arap-Kürt melezinin, TÜRK Milliyetçiliği hakkında fikirler üretip,
TÜRK Milliyetçiliği hakkında kendini yetkili görmesi ve bu adamın arkasından
binlerce kişinin koşması, biz TÜRKÇÜ'leri oldukça güldüren bir nüanstır. Bunun
gibi traji-komik örnekler çoğaltılabilir.
Yurtdışından gelmeyen tek düşünce; TÜRKÇÜLÜK fikir sistemidir. Yüzde yüz TÜRK'ün
üstünlüğü ve hakimiyeti üstüne kurulmuş, fikirler zinciridir. Buradan yola
çıkarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni ve topraklarını tehdit eden etkenler
hakkında bir araştırma yapacak olursak; bazı faktörlerin birbirini tetiklediği
açıkça görmekteyiz. Türkiye Cumhuriyeti, şu an fevkalade bir şekilde Kürt
istilasında; kürt terörü yaşamaktadır. Dedelerimiz Çanakkale'de arslanlar gibi
şehit olurken; kürtler, İngilizlerin de desteğiyle "Zayıf Osmanlı'dan ne
koparırsak kardır" söylemiyle güneydoğu illerimizde isyan başlattılar. Bugün
ise bazı ahmakların "Bu ülkeyi beraber kurduk, omuz omuza savaştık" gibi komik
ve utanç verici şeyler kustuklarını işitmekteyiz. Bazen bu kelimeler beklenmedik
yerlerden, beklenmedik kişilerden gelebiliyor. Bunun nedeni ise istilacı
Kürtlerin, TÜRK Yurdu'nda serbest gezip, istedikleri işi yapabilmeleri ve TÜRK
Milletini rahatça uyutabilmeyi başarmalarındandır. Kürtlerin cahili de,
tahsillisi de, şeriatçısı, komünisti de ayrı birer problemdir. Ama hepsinin
birleştiği nokta ise onları en tehlikeli kılmaktadır: PKK / KONGRA-GEL.
Kürtler, istila ettikleri TÜRK topraklarında 40'ın üzerinde bölücü örgüt kurmuş
ve onlarca ayaklanma çıkarmıştır. Biz TÜRKLER'in Ergenekon'dan çıkışını temsil
eden "Nevruz" bayramı ise nedense bir kürt bayramına dönüşmeye başlamış,
kürtler, TÜRK Devleti'ne karşı başkaldıracak yeni bir fırsat kazanmışlardır. Son
20 yıldaki nevruz kutlamalarına bakacak olursak kürtlerin TÜRK Devleti'ne isyan
ettiklerini görmekteyiz. Kürtler her fırsatta isyan etmeye, TÜRK değerlerine
saldırmaya, en azından TÜRK'lerle aralarına mesafe koymaya çalışırken, bazı
avanakların da -nedendir bilinmez- onları kazanmaya(!) çalıştıklarını
görmekteyiz. Bu düpedüz ihanete ortaklıktır. Teröristleri affedenlerde, onlar
kadar alçak insanlardır. ''Ben ülkemi seviyorum'' diyen bir Kürdün ise,
Kürtlüğün, TÜRK IRKI'na vurduğu darbelerden dolayı üzüntü duyması, yerin dibine
girmesi ve daha fazla BİZ TÜRKLER'i yormadan bu ülkeyi sessiz sedasız terketmesi
gerekmektedir... TÜRK olmayan birinden, TÜRKLÜK hakkında nasıl bir hassasiyet
bekleyebiliriz? Geleneksel bir bakış açısından, güncel değerlendirmeler
yapmasını nasıl bekleriz? Sonuç olarak; kürt varlığı, Türkiye'nin bir İç
güvenlik sorunudur.
Sağda, solda, yukarıda, aşağıda her yerde kürt bozuntuları! Sanat dünyası da
tehlikede! Bir Zeybek Türküsü'nü, bir kürdün söylemesi kadar kötü bir şey
olamaz! Gerçi sanat nedir? Sanat kimin için yapılır? Sanatın temel dinamikleri
nelerdir? gibi sorulara bile cevap veremeyen, ama sanatçı(!) geçinen birçok
kürde rastlamaktayız. "Allah vergisi sesim var" deyip, sanat dinamiklerini
hiçe sayan, duygu sömürüsüyle Milleti uyutup, diğer yandan organize çetesiyle
milyon dolarları cebe atan birçok kürdün şu an pek meşhur(!) olduğunu biliyoruz.
PKK'nın ise bu kürt sanatçılardan(!) düzenli olarak para ve manevi destek
aldıklarını biliyoruz. Ne olur kusuruma bakmayın! Kürt ile sanat kelimelerini
yanyana kullandım. "Kürt" ile "Sanat" kelimeleri dünyada belki de, "TÜRK
MİLLİYETÇİLİĞİ" ve "kürt olmak" olgularının yanyana gelmesi kadar komik ve
şaşılacak bir şeydir. "Ses sanatçısı" olduğunu iddia eden bazı kürtlerin,
bulundukları bazı dizi ve sinema filmlerde ise kendilerinin "daha düzgün'(!)"
anlaşılması ve halkın gözünde daha iyi etki bırakması açısından onlara
"dublaj" yapıldığını hepimiz biliyoruz. Bu ise az önce okuduklarınızın birer
kanıtı gibidir. Kürtlerin sanat için yaptıklarının da bir değeri yoktur.
Sanatsal bir deyimle, kürtlerin icra ettikleri herşey birer "Kitch"tir (sanatsal
açıdan değersiz, içi boş)...
Başka bir tehlike ise siyasal islam ve ümmet birliği saçmalıklarıdır. Bütün
etnik özürlülerin, TÜRKLÜĞE entegre olmalarının (TÜRK'lüğün yoluna taş
koymalarının) en kolay yolu ise islam sömürüsüdür. Şahadet getiren herkesi TÜRK
sayan bazı bozuk fikir anlayışlarının da bu noktada TÜRK'lüğe zararı
dokunmaktadır. Yıkanmaktan aciz arapların ihanetlerini çabuk unutup, onların
ekmeğine yağ sürercesine hareketlerde bulunanlar ise akıllarda soru işaretleri
bırakmaktadırlar. İnsanları soyuna göre değil, dinine göre sınıflandıran
kesimlerin ise her zaman kaybedenler arasında oldukları aşikardır. Bu konu için
yazılacak çok nüans mevcut ama daha fazla birşey yazmaya gerek yok.
Arap ihaneti her zaman vardı, hiç bir zaman da bitmedi. işte bir kesit:
Abdullah Öcalan, Suriye'de gizli servis tarafından korundu. Ahmet Casım Musa
kimliği ile yaşayan Öcalan, kurşun geçirmez otomobillere biniyor, Suriye
içerisinde istediği yere rahatça gidebiliyordu. Sahte kimliğinde ise Suriye
askeri istihbarat Başkanı General Ali Duba'nın imzası bulunuyordu. Suriye "PKK
ve APO bizde değil" açıklamaları yaparken, her türlü faaliyetini bu ülkede
rahatça yürüten PKK militanları 1993 Ekim ayından itibaren askeri üslerde
eğitilmeye başlandı. Suveyde Askeri Hava Üssü ile Tednur Hava Üssü'nde
militanlara helikopter kullanmaları ve hava saldırılarına karşı koyma taktikleri
öğretilirken, bir bölümü örgütün üst düzey yönetiminde yer alan 360 Suriyeliye
de maaş bağlandığı Türk İstihbarat birimleri tarafından tesbit edilen bilgiler
arasında bulunuyordu. (Bu tür binlercesi örnek verilebilir. Hepsi de ayrı ayrı
değerlendirilebilir. Mesela İran, Irak) Suriyeliler acaba neden aynı dini
paylaştığı Türkiye'ye böyle bir adilikte bulunuyordu? Yoksa "Din" olgusu bu
konuların dışarısında mı bırakılıyordu? Evet bizler aptal değiliz! Tüm dünya
kendi soyunu överken, işlerini ve stratejisini soyuna göre planlarken,
Türkiye'de bazı çevrelerin halen "islam birliği"nden bahsetmeleri, insanları
ümmetine göre sınıflandırıp öncelik vermeleri aslında siyasal zeka özürünün
bir işaretidir. Ayrıca islami terör örgütlerinin de Türkiye'de çalışmalar
yaptığı ve yüzlerce kişiyi sebepsiz yere öldürdüğü akıllardan çıkarılmamalıdır.
Türkiye'de Marksist, Leninist, Komünist terör örgütleri, demokrasinin yarattığı
açıklar sayesinde kolayca örgütlenme zemini bulmuşlardır. PKK, DHKP-C, TİKKO ve
Dev-Sol gibi terör örgütleri buna örnek verilebilir. Che Guavera ve Castro'nun
arkadaşı olan Carlos Maraghella, bir ülkede devrimin olabilmesi için beş
safhanın aşılmaı gerektiğini ortaya atmıştır. Türkiye'de de uygulanmak istenen
strateji şöyledir:
1- Hazırlık Safhası : Silah, para temin edilip militanlar eğitilecek, o ülkenin
basınına, işçi, üniversite ve ordu kesimleri içine sızmalar olacak.
2- Terör Safhası: Bankalar soyulacak, fidyeler alınacak.
3- Bu safhada militanlar kırlara intikal edecek, Orduya sızanlarla işbirliği
yapılacaktır.
4- Kırlarda birleşmiş olan halk, ordu ve gerillalar şehirlere taarruz edecek,
ordunun ağır silahları ve hükümet merkezleri ele geçirilecek.
5- Son safhada ise herşey kamulaştırılacak, sosyalizm ilan edilecektir.
1968'den itibaren başlayan ve halen devam eden eylemler, Marksist-Leninist
ihtilali gerçekleştirmek hayaline dönük bir eylem tarzıdır. Türkiye'de silahlı
komünist propaganda yapan ilk komünistler Deniz Gezmiş ve arkadaşlarıdır.Bunlar
özellikle öğrenci olaylarıyla başlattıkları faaliyetleri devlete yöneltmişler ve
ellerinden geldiği kadar çok eylem yaparak kendilerini güçlü göstermeye
çalışmışlardır. Bu kişilerin "kızıl öncü" hareketleri günümüzde birçok terör
guruplarınca sürdürülmektedir. Komünistler, şiddet dışında, genel olarak
politika ve kültür kollarında da faaliyetlerini yürütmüşlerdir. Yer altı
faaliyeti gösteren komünistler ise zaman zaman karşımıza "Atatürkçü" maskesi
altında çıkmaktadırlar. Bunlar ilerici ve demokrat olduklarını ilan eden yazar
ve çizerlerden oluşur. Bu kişiler amaçlarına ulaşabilmek için dergiler, kitaplar
çıkartan yayınevleri kurarlar. Bazı günlük siyasi gazetelerde de özellikle
"sanat sayfaları" ile ilgilenirler. Karşısındaki insanı avlamak için komünizmin
gerçek yüzünü saklayan bu kişiler, işe barış, kardeşlik, insan hakları ve
sosyalizm sloganları ile başlarlar. Türkiye'deki faaliyetlerini çeşitli parti,
sendika, dernek veya gizli örgütlerle yürütenler, artık güdüm merkezlerini
değiştirmişler, bazen İran, bazen Almanya'nın güdümüne girmişlerdir. Gerçekleri
görmemekte direnen komünistler; gerektiğinde barıştan bahsedecek, gerektiğinde
Milliyetçileri faşistlikle suçlayacak olan yazar, çizer ve militan takımı ise
kendilerini aydınlar takımı olarak lanse etmeyi ısrarla sürdürecekler.Komünizm
tek dayanağı şiddettir. Ne de olsa komünizmin beşiği Rusya'da zamanında
milyonlarca TÜRK sürgün edildi ve katledildi.
Türkiye üzerinde emelleri olan bazı devletler, gizli servisleri vasıtasıyla
birliğimize dinamit koyma çabasındadırlar. PKK'nın da bugün hala varlığını devam
ettirmesinin en önemli sebebi, bizlere dost görünen en başta Amerika, Çin ve
Rusya gibi devletlerin yaptıkları yardımlardır. ABD tarafından geliştirilen ve
dünyanın en etkili piyade tüfeği olarak tanıtılan M-16'ların ülkemizde ilk kez
PKK militanlarında ele geçirilmesi terör gruplarının nasıl bir desteğe sahip
olduklarına küçük bir örnektir. Yine çeşitli terör örgütlerinde ele geçirilen
özellikle Rus ve Çin yapısı kaleşnikof ile roketatarlar, Türkiye'yi kana
boğmaları için yabancı güçler tarafından sağlanmaktadır. Vatanı adeta uçurumun
kenarına götürmeyi amaçlayan marksistlerden, 12 Eylül'de ele geçirilen
silahların miktarı insanı hayrete düşürüyordu. Bu silahların Türkiye Cumhuriyeti
ordusunu donatacak miktarda olduğu açıklandı. 765 bin 450 silahın sadece
soygunlardan elde edilen paralarla alınmasına imkan var mıydı?
Sonuç olarak; Türkiye Cumhuriyeti'nin en önemli iç güvenlik sorunu, kürt
nüfusudur. Genel asayiş grafiklerinde, bütün suçlarda rekor kırabilen ve üst
sıraları kimseye bırakmamaya niyetli olan kürtler, Her türlü suça yatkın olduğu
tartışılmaz bir gerçektir. Kürt terörü bakalım daha ne kadar ört pas edilecek?
Kürt terörünün oluşumuna kolaylık sağlayan belli başlı kriterler vardır bunlar
mevcut demokratik boşluklardan yararlanan Marksist-Leninist-Komünist veya Şeriat
tabanlı hareketlerdir. Tarikat oluşumları içerisindeki bazı kürtlerin, Hükümet
içerisinde söz sahibi olmaları da önemli bir noktadır. Nereden bakarsanız bakın,
kürtler tarih boyunca TÜRKLÜĞE zarar vermişlerdir. Misafir olarak geldikleri
Türk topraklarında, Türkleri sırtından hançerlemişlerdir. TÜRK - kürt
kardeşliğini ilk ortaya atanlarda herhalde , kapalı kapılar ardında bu
iddialarına kendileri de gülüyorlardır. Ya da emir aldıkları dış servislerden
temin ettikleri paralarla şimdi iyi bir hayat sürüyorlardır. Kürt terörünün
yarattığı kaos, oluşturduğu gerileme eğer birilerini rahatsız etmiyorsa, o
kişilerde mutlaka mantık bulanıklığı vardır. Ya islamcılar uyutmuştur, ya kürt
aşıkları. Tüm OĞUZ SOYLU'ların uyanması ve soyuna hizmet için Başbuğ Kemal
ATATÜRK'ün emirlerini yerine getirmesi için hazır kıta beklemesini diliyorum.
Tuğrul Baykan
28 Mart 2005