|
TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ'NİN YANINDAYIZ |
Türk Silahlı Kuvvetleri, Büyük
Atatürk’ün gösterdiği yolda, çağdaş yapısı, cesareti, kahramanlığı,
vatanseverliği, çalışkanlığı ve disiplini ile emin adımlarla yürümektedir. Türk
Silahlı Kuvvetleri, Büyük Atatürk’ün “Türk vatanının ve Türklük camiasının şan
ve şerefini, dahili ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan
vazifesini, her an yapmaya hazır ve amade olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam
bir inanç ve itimadımız vardır” sözüyle vermiş olduğu görevin, belirtilen
güvenin farkında olup, bu görevi layıkıyla yerine getirme, ulusun ve önderin
duyduğu güveni boşa çıkarmama azmi ve kararlılığındadır. Türk Silahlı
Kuvvetleri, bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Atatürk devrimlerinin
sarsılmaz koruyucusu ve savunucusudur.
Türk ordusunun bu görev anlayışı, onu diğer ordulardan farklı ve üstün yapmış,
Türk milletinin gönlünde değişmez bir yere sahip olmasını sağlamıştır. Türk
ordusunun görev bilinci ve disiplini ile Türk vatanını korumak için gösterdiği
çaba, nicedir dış güçleri rahatsız ettiği gibi içerdeki uzantılarını da rahatsız
etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda etkin rol oynayan ordumuzun bu
vasfını hiçe sayan, gücünü zayıflatmayı, disiplinini bozmayı düşünen grup ve
oluşumların son günlerde işbirliği yaptığını görüyor, yaşanan saldırı ve
karamaların bu işbirliğinin bir neticesi olarak gerçekleştiğini düşünüyoruz.
Kurtuluş Savaşı’nda Yüce Atatürk’ün üstün sevk ve idaresi, Yüce milletin yardımı
ve desteğiyle Türk vatanını işgalcilerden temizlemiş olan Türk ordusunun daha
sonra yeni düzene karşı çıkan devlet karşıtlarına karşı yüklendiği koruma görevi
devam etmektedir. Türk vatanında hala Atatürk’ü ve bıraktığı güzellikleri
kirletmeyi, karalamayı, onu ve değerlerini milletin gönlünden düşürmeyi gaye
edinmiş grup ve oluşumlar da ne yazık ki varlığını devam ettirmekte olup,
getirmek istedikleri düzeni dış güçlerin de yardımıyla adım adım kabul ettirme,
orduyu ve milli güçleri saf dışı bırakma, susturma çabasındadırlar. Bu
amaçlarına ulaşma yolunda Atatürk’ün tesis etmiş olduğu demokrasi gibi değerleri
de kullanmayı da bilmişler, yerleştikleri devlet düzeninde çalışmalarına devam
etmişlerdir.
Yüce Atatürk’ün Türk milletine göstermiş olduğu yüksek medeniyetleri aşma
hedefi, bahsi geçen gruplarca Türk milletine yanlış aktarılmış, bu körüne körüne
bağlılık yolunda milletin desteği istenmiştir. Kırk küsür yıllık Avrupa
macerasında anlaşılan ve Avrupalılarca açıkça dile getirilen şudur; “Türkiye,
birliğe dahil edilmeyecektir.” Bu gerçek bilindiği halde “neden bu çaba ve
kargaşa” derseniz, cevabı yine Avrupa’nın üyelik sürecinde yapmış olduğu
dayatmalarda ve verdiği ev ödevlerinde gizlidir. Yapılan dayatmalar hep
Türkiye’nin ayakta kalmasını sağlayan güçlerin saf dışı bırakılması ve
zayıflatılması ile alakalıdır. Onun için ‘Türk ordusu kışlaya gitsin’
denmektedir, onun için ‘Atatürk’ten ve Atatürkçülükten vazgeçin’ denmektedir.
Onun için uyum süreci adı altında güvenlik güçlerinin yetkileri kısıtlanmış,
devlet-millet düşmanları ile yaptıkları mücadelede yasal yetkilerden yoksun
olarak göreve devam etmeleri istenmiştir. Kısıtlanmış yetkilerle terörle,
bölücülükle mücadele etmenin zorluğu ortadadır. Yıllardan beri Türk ordusu bu
yıkıcı gruplarla mücadelesini kahramanca yapmış, bu uğurda sayısız personelini
kaybetmiş bir ordudur. Belli bir dönem bu mücadele ile beli kırılan terör,
“sivil inisiyatifin örgütlere bilerek veya bilmeyerek sağladığı yasal destekle
beraber” yeniden Türkiye’nin gündemine oturmuştur. Son günlerde neredeyse her
gün şehit ve çatışma haberleri gelmektedir. Milletin haykırışına kulaklarını
tıkayanlar, meclis alt komisyonlarında terörle mücadele yasaları bekletenler bu
işin sorumlularıdır. Terörle mücadelenin topyekün bir mücadele olduğunu
unutmayalım. Maalesef, bu birlikteliği yasama organında görmüyoruz.
Türkiye’nin gündemine oturan, üzerinde tartışmaların yaşandığı konulardan biri
Şemdinli Kalkışması idi.. Şemdinli’de bir pasajda, terör örgütü mensubu olduğu
bilinen bir şahsa ait olan kitabevine kimliği belirsiz kişi ve kişilerce atılan
bombalı eylem, o bölgede teröristlere ve destekçilerine karşı yasal mücadelesini
yapan devlet görevlilerinin yaptığı gibi Türk milletine yansıtılmış, yargılama
süreci başlatılmıştır. Yaşanan olay sonrasında olan kalkışma, Atatürk
büstlerine, Türk bayrağına, devlet dairelerine yapılan saldırılar ise görmezden
gelinmiştir. Terör örgütüne ait bir tv. kanalının birkaç dakika sonra canlı
yayına geçmiş olması, topluluğun kısa sürede kalabalık bir sayıya ulaşması bunun
planlı bir eylem olduğunu açıkça göstermiştir. Bu yolla devlet görevlilerinin
yasaların dışına çıkarak bazı gizli faaliyetler içinde oldukları iddiası millete
kabul ettirilmek istenmiş, bağlı oldukları kurumun yıpranması amaçlanmıştır.
TBMM’nde olayın araştırılması için bir komisyon oluşturulmuş, komisyon üyeleri
bölgede araştırmalar yapmış, bazı şahıslarla olay bölgesinde görüşülmüş, bazı
şahısların da soruşturma sürecinde ifadesine başvurulmuştur. Burada ön plana
çıkan bir şey vardır, o da şudur; hep devletle ve orduyla sorunlu kişilere
başvurulmuş, onların iddialarına kulak verilmiştir. TBMM komisyonunda
Diyarbakırlı bir kürt işadamı ! nın Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar
Büyükanıt hakkında söyledikleri kayıt altına alınmış, yalan yanlış sözler de
olsa gizli kalması gereken bu iddialardan nasıl olduysa Van Adliyesi’nde görev
yapan C. Savcısının haberi olmuştur. Söylenen şudur; C. Savcısı hazırlamak
istediği iddianame için bu ifade tutanaklarını istemiştir. C. Savcısına bu
iddianame birileri tarafından mı ısmarlanmıştır, bilemeyiz. Ama yaşanan süreç
bir fikri kuvvetlendirmektedir. C. Savcısının bu talebi komisyon üyelerinin
oluru alınmadan komisyonun akp’li başkanı tarafından karşılanmış, tutanaklar
savcıya iletilmiş, iddianame hazırlanmıştır. İddianamede Sn. Org. Yaşar
Büyükanıt hakkında yalan yanlış ifadeler yer almıştır. Onun öncesinde basında
Sn. Org. Yaşar Büyükanıt’ın olayda adı geçen astsubay için ‘İyi askerdir’ sözü
ısrarla ‘İyi çocuktur’ şeklinde çarpıtılmış, iyiye neden iyi dendiği, kötü
denmediği tartışma konusu haline getirilmiştir. Buradan bazı sonuçlara
ulaşılmaya çalışılmıştır. Bütün bunların ışığında hazırlanan, birileri
tarafından Sn. Komutanımızın Genelkurmay Başkanlığı’nı engellemesi, olmazsa
millet gözünde değer kaybetmesi için ısmarlanmış iddianame bir çok tartışmaları
da beraberinde getirdi. Birileri yakalanmışlığın yarattığı psikoloji ile bu
işten sıyrılmak için büyük bir çaba içine girdi. Çamur at izi kalsın, bu kez
tutmamıştı. Bu işte yanlışı görülen C. Savcısı’na mensubu olduğu kurum
tarafından görevden el çektirilmiş, Emniyet İstihbarat Başkanı hükümet
tarafından görevinden alınmıştır. Aynı zamanda komisyonla ilgili gelişen bir
olay vardır, aktarmakta yarar görüyorum. Komisyonda Hakkari’nin dtp’li
başkanının ‘pkk, benim için terör örgütü değildir’ sözleri Hakkari’de görev
yapan C. Savcısı tarafından istenmiş, Şemdinli ile ilgili tutanakları kimseye
sormadan gönderen komisyon başkanı bu kez konuyu komisyon üyelerine açmış, talep
reddedilmiştir. Gerekçe; gizliliktir.
Şemdinli Kalkışması’nın arkasından gelişen olaylardan sonra bazı oluşumlar
ortaya çıkarılmış, bu illegal oluşumlar içindeki bazı üyeler vasıtasıyla bazı
göndermeler yapılmıştır. Türk Cumhuriyet tarihine kara bir olay olarak geçecek
olan “Danıştay Saldırısı” da bu gelişmelerin hemen arkasından gelişti. Saldırı
Danıştay’ın II. Dairesi’ne yapılmıştı. Devlet düzenine, laik düzene yapılmış
açık bir saldırı idi. Saldırıyı yapan hizbullah avukatı, saldırıyı bu dairenin
türban ile ilgili almış olduğu karar nedeniyle yapmış olduğunu söylemiş olmasına
rağmen, otomobilinde bu dairenin yargıçlarını hedef gösteren o gün tarihli
gazete sayfası olmasına rağmen bu kişinin üstünden bazı kişi ve kurumlara karşı
karalama kampanyası başlatıldı. İlk söylenenler unutturuldu. Hükümet yetkilileri
de sorgu, araştırma sürecine katıldı, medya da kendisine servis edilen doğruluğu
meçhul bilgileri ballandıra ballandıra anlatmaya başladı. Artık, tam bir sürek
avı başlamıştı. Fotoğraflardan, tokalaşmalardan sonuçlar çıkarıldı. Onlar aynı
karede yer almışlar, hatta gülümseyerek tokalaşıyorlardı. “İşte onlar” dendi.
Ama olmadı, daha öncede inen gerçeğin tokadı bir kez daha indi. Hükümet, medya
yan yatmıştı. Bu işi Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlama çabası boşa çıkmıştı.
Sonra, Ankara Eryaman’da bir polis operasyonu ile birileri gözaltına alındı. Bu
birilerinin yeni bir oluşum kurdukları, Özel Harp eğitimi aldıkları, marşları
olduğu, amblemleri olduğu, evlerinde bazı dokümanların ve gereçlerin bulunduğu
söylendi. Olaydan kısa bir süre sonra birisi bütün medya organlarını aramış, bu
oluşumla ilgili sarı bir zarfla medya organlarına servis yapmıştı. Yine aynı
haykırışlar başladı, “İşte yine onlar” .. Bu kez adları da vardı, Atabey..
Atabey’in bir eğitim grubunun adı olduğu hep alt satırlarda kaldı. Üst
satırlarda bu kişilerin bazı kişilere suikast planı içinde oldukları yer aldı.
Bu olayda adı geçenlerin sadece terör örgütü ile mücadeleyi esas aldıklarını
söylemelerine rağmen… Daha sonra “sarı zarf servisi”nin yalan yanlış bilgilerle
dolu olduğu anlaşıldı. Suikast planına delil olarak gösterilen çizimlerin apayrı
yerleri gösterdiği anlaşıldı. Hükümete yakın duran görevliler bunun bir ortak
çalışma olduğunu söylediler. Aynı gün yalanlama geldi.. Birileri yine görevini
fazlasıyla aşmıştı.
Türk milletinin bunca yaşanan karalamalara rağmen gerçeği görebildiği kanaatini
taşıyorum. Gerçek şudur ki, Türk Silahlı Kuvvetleri yıpratılmak istenmektedir.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin doğal sürecine müdahale edilmek istenmektedir. Bunun
için bir biri ardına iddialar ortaya atılmaktadır. Hiçbirinin tutmaması,
iddiaların boşa çıkması sevindiricidir.
Türk ordusunun disiplinini bozmaya yönelik konular da gündemimize gelmektedir.
Misal; vicdani ret meselesi.. Askere büyük bir sevinçle giden, bundan da büyük
bir gurur duyan Türk milletinin bu yüksek karakteri, vatanseverliği birilerini
rahatsız etmişe benziyor ki, ‘Her TÜRK asker doğar’ gerçeğini reddeden, bununla
dalga geçen, vicdani reddi savunan vicdansızların da kol gezdiğini, boş
durmadığını görüyoruz. İnsan haklarını terörist hakları olarak gören, bir gün
şehit cenazesine katılmamış, bir gün “başımız sağolsun, vatan sağolsun” dememiş,
hatta teröristlere üzülmüş kalemlerin dış arzularla örtüşen bu çabalarını
görüyor, çabalarının hangi maksatla olduğunu biliyoruz ve takipteyiz. Büyük
Önder Atatürk”e de yapılan iç-dış saldırıları da aynı bilinç ve kararlılıkla
takip ediyor, gereken usullerde cevabımızı veriyoruz.
Türk Silahlı Kuvvetleri şu gerçeği bilsin ki; Yüce Atatürk’ün cumhuriyeti emanet
ettiği Türk gençliği, büyük işler başarmasını dilediği Türk milleti her zaman
yanındadır.
“Ordusu olan devlet değil, devleti olan orduyuz.”
Salur Beğ
14 Haziran 2006