|
TÜRK IRKI = TÜRK MİLLETİ |
Şimdiye kadar milletin umumî bir tarifi yapılmamıştır. İçtimaiyat alimleri bu
hususta bir şeyler gevelemişlerse de içtimaiyatın ilim olduğunu iddia
etmelerine rağmen ilmî bir millet tarifi yapamamışlardır. Bunun sebebi her
milletin başka türlü olması ve bundan dolayı başka bir tarife muhtaç
bulunmasıdır.
Almanlar milliyette ırkı temel sayıyorlarsa bunun sebebi bir Cermen ırkının var
olması ve Alman milletinin kuruluşunda esas rolün Cermen ırkında bulunmasıdır.
Fransızlar milliyetlerini inkar ediyorlarsa bu, onların başlangıcı bir tek ırka
dayanmadığı içindir.
Bugün ya millet kelimesinin her millet için ayrı bir mana ifade ettiğini kabule
yahut da millet dediğimiz birçok cemiyetlerin millet olmadığını söylemeğe
mecburuz.
Millet için ırkı esas kabul edersek Fransızlarla Amerikalılar, dil ve kültürü
kabul edersek Belçikalılarla İsviçreliler ve hatta Çinliler, vatanı kabul
edersek Yahudiler bir millet değildir. O halde millet nedir? Burada önce şunu
kabul etmeliyiz: Bizce yalnız Türk milleti vardır. Bunun için de yalnız onun
tarifini yapmak lazımdır. Başkaları bu tarifin çerçevesine sığsa da sığmasa da
ehemmiyeti yoktur. Türkler için milliyet her şeyden önce bir kan meselesidir.
Yani Türküm diyecek olan adam Türk neslinden olmalıdır. Türk nesli de tarihten
malûm ve meşhur olan Türklerdir. Sibiryanın buzlu bir bucağında yaşıyan bir Saka
veya Litvanyanda yaşıyan bir Kıpçak Türktür. Sakanın dili bize pek aykırı
gelebilir. Litvanyalı Kıpçak çoktandır öz dilini unutup Litvan diliyle konuşmuş
olabilir. Fakat onlar kanca Türk oldukları için Türktürler. Bunun için biz
onlara bir yakınlık duyarız. Fakat yabancı kan taşıyan bir insan Türkçeden
başka dil bilmese bile, o Türk değildir. Bunu şöyle bir misalle izah edebiliriz:
Memleketimizde epeyce zenci vardır. Bunların hepsi Türkçe konuşur. Bazılarının
dili tam bir İstanbul şivesidir. Başka dil bilmezler. Kanun bakımından da Türk
sayılırlar. Fakat onlar Türk müdür? Bir Türk köylüsü onun Türk olduğuna katiyen
inandırılamaz. Hakikatte de onun Türk olduğunu iddia etmek gülünçtür. Zaten
memlekette herkes bunlara Arap der, geçer. Türk kanına yabancılığı bakımından
bir İngiliz, bir Yahudi, bir Çerkes, bir Arnavut, bir Kürt veya bir Lâzdan farkı
olmayan zencilerin, sırf tabiat ona kara damga vurdu diye Türk olmadığı
ittifakla kabul olunuyor da, dış şekilleri Türke benziyen başka yabancılar
neden Türküm diyince Türk sayılıyor? Madem ki zencinin Türklüğünü kimse kabul
etmiyor, o halde şekli Türke benziyen yabancı da Türk değildir. Mesele yalnız
dış şekil meselesi olsaydı zenciyi Türk saymayıp ötekini saymak belki doğru
olurdu. Fakat mesele bir iç meselesidir. Zenci, Türke olan sadakatinde
ötekilerden, muhakkak ki, daha samimidir. Fakat mesele bir iç meselesi olduğu
için Türke şeklen benziyenlerden daha çok sakınmak lazımdır. Malum ya: yılanın
bile en tehlikelisi bulunduğu yerle aynı renkte olanıdır.
Türke düşman olanlar ve bunu açıkça söyliyenler Türkler için o kadar tehlikeli
değildir. Asıl büyük tehlike Türkümsü olan yabancılardır. Bunlar iyi Türkçe
konuştukları ve çok defa Türkçeden başka dil bilmedikleri için Türkten ayırt
edilemezler. Fakat kanlarının başka olduğunu ya bilir, ya da sezerler. Onun için
bunlara Türkümsü diyorum. Bunlar dalkavuktur, yalancıdır. Yüze gülerler.
Türklüğe zararlı fikirler bunlar arasında revaçtadır. Türk olmadıkları için ufak
bir şahsi menfaat uğrunda Türke içten içe kötülük eden fikirlere ve
teşkilatlara bağlanmaktan çekinmezler. Türkümsülerin, icabında Türke nasıl
fenalık ettikleri hakkında yüzlerce misal söyleyebiliriz. Bunu tarihi delillerle
de ispat etmek kolaydır: Balkan Savaşında Sırplara yenilmemizin sebebi
Arnavutların ihaneti değil miydi? Selanikteki 40 bin kişilik ordumuz neden
mukavemet etmeden Yunanlılara teslim oldu? Çünkü o ordunun kumandanı olan Tahsin
Paşa Arnavuttu. Halbuki Edirnedeki 12 bin kişilik ordumuz aylarca ve yüzümüzü
ağartan bir kahramanlıkla dayandı. Çünkü Edirne Kumandanı Şükrü Paşa Türktü.
Abdullah Cevdet bu milletin iki sağlam dayanağı olan milliyet ve din
mefhumlarını yıkmağa neden çalıştı? Çünkü o bir Kürt milliyetperveriydi.
Türklüğü kürtlükle yıkmanın imkansız olduğunu anladığı için hars ve ilim yoluyla
yıkmağa çalışıyordu. Rıza Tevfik memlekete niçin ihanet etti? Çünkü babası
Arnavut anası Çerkes olan bir melezdi. Ali Kemal neden düşman için çalıştı?
Çünkü dedesi ermeni dönmesiydi. Kurtuluş Savaşında ufak bir menfaat meselesi
yüzünden çeteci Etem niçin Yunanlılarla birleşti? Çünkü Çerkesti. Ahmet Cevat
neden mütareke yıllarında Türkçülüğün aleyhinde olduğu gazetelerde yazdı? Çünkü
Giritli idi...
Buna dair misalleri biz daha yakın tarihten de alabiliriz. Kazım Kara Bekir
Paşanın yetiştirdiği çocuklar arasında aslı ermeni olan birinin yüksek
tahsilini bitirdikten sonra ihanet ettiğini hepimiz işittik. Üniversitedeki
Yahudi dönmesi profesörlere biz de Türk değiliz sizin gibi Yahudiyiz dedikleri
de bir emrivakidir. Gaziye suikast hazırlayan Ziya Hurşit lazdı. Gaziye bilfiil
ateş etmek için de koca İzmirde bula bula bir lazla bir gürcü bulmuşlardı.
Bütün bunları gördükten ve daha ufak nice misallerine şahit olduktan sonra
insanın Türkümsülere inanması için ancak aptal olması lazımdır. Filvaki bu
Türkümsüler her yerde mübalağa ile Türklük için bağırırlar. Fakat bu, bugün
Türklüğün kuvvetli oluşundandır. Yarın ilk kara günümüzde onlar yine bize ihanet
edeceklerdir. Onlara bunu yaptıran damarlarındaki kanın bozukluğudur.
Binaenaleyh ihanetlerini tabii görmek lazımdır.
Birinci dil kurultayında Türklük lehinde palavra atanlar hemen hemen ekseriyetle
Türkümsülerdir. Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti diye bağırırken şivelerinden Arap
veya Arnavut olduğu anlaşılan bu gösteriş kahramanları yanında hakiki Türkler
daima sessiz kaldılar. Onun için bizce anlaşılmıştır ki Türk olmak için kanı
Türk olmaktan başka çıkar yol yoktur ve olamaz da...
Yukarıda birçok Türklüğe ihanet misalleri saydık. Sanki hakiki Türklerden
ihanet eden yok mudur? diye bir itiraz suali sorulabilir. Fakat bu pek zayıf
bir itiraz olur. Çünkü her milletin içinde sütübozuklar bulunmakla beraber
Türkiyede Türk ve Türkümsülerin sayı nispetiyle ihanet edenlerin nispeti
mukayese olunursa bu nispetin daima Türkler lehinde pek büyük bir fark
göstereceği meydana çıkar.
Türkümsüler birkaç göbek ilerki babalarının Türkten başka bir şey olduğunu
bilmeyip kendilerini öz Türk sansalar da yine Türk değillerdir. Çünkü Türklük
yalnız manevi-ahlaki değil, aynı zamanda maddi (yani fizik, fizyolojik,
fizyonomik ve antropolojik) bir şeydir.
Türk olmak için Türk ırkının maddi ve manevi hasletlerini tevarüs etmek icap
eder. Binlerce yıllık tarihi hayatların milletlere verdiği bir terbiye vardır ki
o öyle birkaç yılda ve hatta asırda elde edilemez. Asırlardan beri kılıç
sallamış ve ömrünü er meydanında geçirmiş Türk milletinin bir çocuğu ile
asırlardan beri sahtekarlık ve dolandırıcılıkla yaşamış Yahudi milletinin bir
çocuğu nasıl müsavi olabilir? Aynı günde doğan bir Türk çocuğu ile bir Yahudi
çocuğunu aynı terbiye müessesine alıp ikisine de yalnız esperanto dili
öğretseler ve aynı şartlar altında aynı terbiyeyi verseler bile muhakkak ki Türk
çocuğu yine yiğit, Yahudi yine korkak olacaktır. Türk çocuğu yine doğru, Yahudi
yine sahtekâr yetişecektir.
Türk ordusunda en seçme ve kahraman unsur daima Kastamonu, Çankırı, Taşköprü,
Tosya ve havalisinde yetişen neferlerdir. Niçin? Çünkü buradaki Türkler Orta
Asyadan nasıl geldilerse öyle kalmışlar, hiç karışmamışlardır. Savaş
meydanlarında yüzde hesabıyla en çok şehit düşenler de bunlardır. Halbuki
Kastamonu ve civarı köylüsü ne gösterişsiz mahluktur.
Demek ki Türk vatanı için kendisini harcıyan hep Türkler olduğu gibi en
sakınmadan harcıyanlar da en karışmamış Türkler oluyor.
Türklükte dil meselesi kandan sonra gelir. Şüphesiz ki her Türkün dili Türkçe
olmalıdır ve olacaktır. Fakat yabancı çokluklar arasında kalarak dilini
kaybeden, lâkin Türk olduğunu unutmıyan bazı su katılmamış Türkler vardır ki
yabancı dillerine bakarak bunları Türklükten çıkarmak doğru olmaz. Türkiyenin
doğu ve cenup sınırlarında Kürtçe veya Arapça ve Lehistanda Lehçe konuştuğu
halde Türk olduğunu söyliyen ve tarihi menşelerince Türk soyundan gelen,
antropoloji bakımından da mükemmel Türk olan insanlar hiç şüphesiz Türktürler.
Bazılarının söylediği gibi milliyet yalnız anlaşma vasıtası olan dilin birliği
ile izah edilseydi bir İstanbul Yahudisinin bize bir Kırgızdan daha yakın olması
lazım gelirdi. Halbuki bütün kanunlara, siyasi ve içtimai hadiselere,
propagandalara rağmen biz Kırgızı kardeş, Yahudiyi de köpek çıfıt olarak
tanıyoruz. Çünkü Kırgızın damarındaki kanın kendi damarımızdaki kan olduğunu,
Yahudinin ise bize düşmanlıkla yuğurulduğunu biliyor, seziyoruz.
Türk milliyetindeki dilek birliği üçüncü derecede değerli bir meseledir. Bazı
zamanlarda bazı Türk zümrelerinde dilek aykırılığı olması onların bir tek millet
olmalarına engel değildir. Bu dilek ayrılığı, çok defa, türlü Türk zümrelerinin
başında bulunan başbuğların zorla yarattıkları yapmacık ve geçici bir nesnedir.
Bugün türlü Türk zümreleri arasında dilek ayrılığı olsa bile, Türkler ya bunun
güçsüzlük doğurduğunu görerek dileklerini birleştirecekler, yahut da içlerinden
en kuvvetli zümre ötekilerini de zorla kendine bağlıyarak Türkleri tek dileğe
doğru yürütecektir. Türk tarihinde bu daima böyle olagelmiştir. Nitekim Gazinin
kudretli şahsiyeti Türk milletine bir dilek birliği kurmamış olsaydı muhakkak ki
Türkiyede türlü türlü zümreler bulunacaktı.
Türk milliyetinde menfaat birliği meselesi ise ağza bile alınamaz. Aynı
çanaktan yalıyanların bir millet olduğu hakkındaki düşünceleri reddettikten
sonra menfaat birliği solda sıfır kalır. Bir Kazakla bir Konyalının
menfaatlerinde ne birlik vardır? Halbuki bunlar bir milletin çocuklarıdır. Bir
Erzurumlu ile bir İzmirlinin menfaatleri arasında da bir iştirak yoktur. Her ne
kadar bazı marksistler Kurtuluş Savaşını iktisadi bir hareket olarak izah etmek
gibi Yahudice düşünüyorlarsa da Erzurumlu askerin İzmir için ölmesi kendi
istihsal maddeleri ihraç iskelesi olan İzmiri kaybetmek kaygısı dolayısıyla
değildir. Bu tamamı ile duyguya ait bir meseledir; bir kan meselesidir.
Bundan başka, madem ki bütün Türkler birleşecektir, şu halde onların arasında
uzak veya yakın bir menfaat birliği de kurulacak demektir. Zaten Türkler
arasında bir de menfaat birliği vardı ki o da hepsinin aynı düşmanlar tarafından
aynı tehlikelere maruz kalmış olmasıdır. Türk milletinin münevverleri sezmese
bile hakikat şudur ki Türklere birleşerek birbirlerine dayanamazlarsa mutlaka
yok olacaklardır. Çünkü kırk milyonluk Türk milleti küçük küçük parçalara
bölünmüş ve her parça büyük, iştahlı, ileri teknikli ve yüksek harslı düşmanlar
tarafından çevrilmiştir.
***
Şimdi, şu neticeye varıyoruz demektir:
Türk olmak için önce kanı Türk olmak lazımdır.
Ondan sonra dili Türk olmak lazımdır.
Ondan sonra dileği Türk olmak lazımdır.
Kanı Türk olan fertlerden bir Türk milleti bugünkü melez topluluktan, şüphe yok
ki, kat kat kuvvetlidir. Bu, kanı Türk olan fertlerin dilleri de Türk olursa
(başka bir ihtimale göre hepsi aynı ağızla konuşan Türkler olursa) o millet daha
güçlü bir millet olur. Üstelik bir de bu milletin fertleri dilek birliğiyle
birbirlerine bağlıysa, bu ülkücü (=mefkûrevi) bir millet demektir. Sayıca azlık
bile olsa dünyanın en güçlü milletidir.
Orkun, 16 Temmuz 1934, Sayı: 9
|
TÜRKLER HANGİ IRKTANDIR? |
Son zamanlarda bazı gazete ve mecmualarda, Türklerin mensup olduğu ırk hakkında
bazı yazılar çıktı. Bunların hülâsası şudur:
Türkler Sarı Moğol ırkından değil, beyaz aryanî ırkındandır.
İlim yolu ile söylenmek istenen ve fakat objektif esaslara istinat etmiyen bu
hükümler hakkında düşündüklerimizi ve bugün bilinen şeyleri söylemek istiyoruz:
1- Bugün insan zümreleri artık renklere göre değil, dillere
göre tasnif olunuyor. Eskiden beyaz ırk namı altında toplanan Aryanilerle
Samilerin birbirinden çok uzak olduğu, keza eskiden sarı ırktan sayılan Türk ve
Moğollarla Çinlilerin hiçbir ırkî yakınlığı olmadığı artık bugün herkes
tarafından kabul edilmiştir.
2- Eskiden Türkler, sarı ırkın Ural Altay zümresinden sayılır ve bu zümreye,
Türkler, Moğollar, Tonguzlar, Finler ve Macarlar sokulurdu. Bugün Fin ve
Macarların yakın akrabalığı ispat olunmuş ve hatta Fin, Eston ve Macarlardan
mürekkep bir Fin Ogur teşekkül etmişse de Türk, Moğol ve Tonguzların bunlarla
akrabalığı ispat olunamamıştır.
3- Diğer taraftan Türklerle Moğolların bir asıldan geldiği kati suretle ispat
olunmuş ve Tonguzların bu zümreye iltihakı için, muvaffakıyetli mesaiye
başlanmıştır. Hatta şimdiye kadar sadece Türk sayılan Çuvaşların da Türklükle
Moğolluk arasında olduğu anlaşılmıştır.
4- Türkler ve Moğollarla Aryaniler arasında ise şimdiye kadar hiçbir yakınlık
gösterilmemiş ve ispata kalkışılmamıştır.
***
Türklerin aryani ırkından olduğu hakkındaki yanlış düşüncelerin niçin kabul
edilmek istendiğini bilmiyoruz. Sanırız ki, Moğolların vahşi ve barbar,
Aryanilerin ise medeni olduğu hakkındaki eskimiş telakkiler buna sebep oldu. Bu
telakki bazan o kadar garip şekiller aldı ki, Kürtler hakkında bir seri makale
neşreden bir zat, kendisine göre saydığı bir takım delillerden sonra
Kürtlerin de Türkler gibi Aryani ve Türk cinsinden olduğunu ilan etti.
Bu meseleyi yalnız hissi düşüncelerin mahsulü de telakki edemeyiz. Vahşi
Moğollarla akraba olmamak için, Turancılık inkar ediliyorsa, Çingenelerin de
mensup olduğu Aryani ırkına girmek hislerimizi daha çok incitmez mi?
Moğol, ne kadar medeniyetsiz ve barbar olursa olsun, hiç olmazsa hakiki bir
askerin meziyetlerine maliktir. Halbuki, Türk-Moğol akrabalığı bugün ilmi bir
hakikattir. Bunları tarihleri ve kanları o kadar birbirine karışmıştır ki, ayrı
ayrı tetkik edilmelerine imkan yoktur. Aynı adı taşıyan kabilenin yarısı Türkçe,
yarısı Moğolca konuşuyor. Hatta bazan tarihin bir devresinde Türkçe konuştuğu
halde bir zaman sonra Moğolca konuşan ve yahut her iki dili birden kullanan
kabileler görüyoruz. Nitekim, Çingiz Han Moğollaşmış bir Türktü. Aksak Temür
ise, Türkleşmiş bir Moğoldu.
***
Tarih tetkikatı ilerledikçe, Türklerin ve Moğolların barbarlığı hakkındaki
telakkilerin çok mübaleğalı olduğu meydana çıkıyor. Bunların yaptıkları
fütuhatın da büyük medeni neticeleri olduğu anlaşılıyor.
Türklerin Aryani sayılması neticesinde meydana çıkan telakkilerden biri de
Hititlerin Türk olmasıdır. Bunu ileri süren nazariyeciler, Türklerin Anadoludaki
eskilikleri ispat etmek ve bir veraset hakkı bulmak istiyorlar. Şüphesiz hissi
cihetten bunu hepimiz isteriz. Fakat ortadaki hakikat şudur: Hititlerin
abideleri okunmuş ve bunların Türk değil, Aryanî oldukları anlaşılmıştır.
Hititlere intisap için Aryaniliği kabul ise, bizim için çok tehlikeli bir
yoldur. Bir defa ırkımızın antropolojik hususiyetleri hiç de Aryanîlere uymaz.
Hatta bizim antropolojik hususiyetlerimizi inkar ederek Anadolu Türkünü eski
Yunanlıların bekayası diye göstermek isteyenlere faydalı bir zemin hazırlamış
oluruz. Bugünün ilmî hakikatlerine dayanarak, düşüncelerimizi şöyle hulâsa
edebiliriz:
Türkler için yabancı kavimlerin medeniyetine sahip çıkmaya lüzum yoktur. Biz,
bizzat kendi yarattığımız medeniyeti tamamen meydana çıkarabilirsek vazifemizi
yapmış oluruz.
Bugün medeni bir millet olarak yaşamak için, İsadan önceki asırlarda bir
medeniyet yaratmış olmaya lüzum yoktur. Nitekim, bugünkü Avrupa milletlerinin
hiç biri böyle eski bir medeniyete sahip değillerdir. Garbın medeniyette şarka
üstün gelmesi 16ıncı asırda başlamıştır. Eğer bilmediğimiz vesika ve deliller
mevcut da bunlara müstenit yeni ve orijinal bir tez müdafaa edilmek isteniyorsa,
şüphesiz bunun da yeri gazete sütunları değildir.
Böyle yazılar gençlerimizi ve henüz Türk tarihi ile yakından ve derinden
alakadar olmayan kardeşlerimizin fikirlerini bulandırır. Mazimize karşı, itimat
hislerini azaltır. Mevcut hakikatlere de şüphe ile bakmasına sebep olur. Bunun
için Türk yavrularına gayet açık olarak söylemeliyiz ki: Senin ataların çorak
topraklarda, sert iklimlerde ve kalabalık milletlerin arasında yaşadığı için,
mükemmel asker olmuş ve ömrü tabiatla ve milletlerle savaşarak geçmiştir. Buna
rağmen fırsat bulduğu zaman, yüksek medeniyetler kurabilmiştir. Fakat askerlikte
kazandığı yüksekliği, henüz medeniyet sahasında göstermeğe vakti olmamıştır.
Bu halde, bizim anamız olan ırkın adı nedir?... Buna Altay ve Turan ırkı
diyorlar. Biz bu ana ırktan türiyen ve sonra onun ayrıldığı şubelerden birini
teşkil eden bir koluz. Aryanî olmadığımız ise, şarkî Türkistanda bulunan
resimler ve elde edilen Türk heykelleri ile de meydana çıkmıştır. Bu resimlerden
mühim bir kısmı Alman âlimleri tarafından neşredilmiştir. Onlarda, Türk, Çinli,
İranlı ve Hintli simaları gayet karakteristik bir suretle birbirinden ayrıdır.
Bu mukayese de Aryanî olmadığımıza son ve müsbet bir delil teşkil eder.
Atsız Mecmua, 1931, Sayı: 6