|
TÜRK ORDUSUNUN KURULUŞU VE PAI-TENG ZAFERİ |
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kuruluş yılı olarak uzun zaman boyunca Yeniçeri
Ocağı’nın kuruluş tarihi esas alınmıştı. Oysa askerî bakış açısından
Malazgirt’in muzaffer askerlerinin yahut Kül Tigin’in ordularının 1400’lü
yılların yeniçerilerinden geri olduğu söylenemezdi. Bu nedenle ele alınan bu
tarih eksik ve yanlış kalmakta idi. Zaten devşirmelerden toplanan Yeniçeri
Ocağı’nın Türk askerini temsil etmesi de olanaksızdı. Değerlendirmeler bu
şekilde iken Atsız Ata bu durumun yanlışlığını belirtmiş ve Türk ordusunun
kuruluşunun Mete Yabgu zamanında gerçekleştiğini belirtmişti. Artık Türk Silahlı
Kuvvetlerinin kuruluş tarihi olarak Mete Yabgu’nun tahta geçtiği tarih olan M.Ö.
209 yılı kabûl edilmektedir. Şüphesiz böylesi çok daha gerçekçi ve kapsamlı
olmuştur.
Türk ordusunun kuruluş dönemini anlayabilmek için Mete Yabgu’yu, Mete Yabgu’yu
anlayabilmek için Tuman döneminin sonlarını bilmek gerekir. Tuman Yabgu (Teoman
adı yanlış olarak kullanılmaktadır. Hükümdarın asıl adı Tuman olup “duman”
anlamına gelir.) Kun (Hun) devletinin bilinen en eski hükümdarıdır. Tuman, bir
Çinli ile evlenmişti ancak Mete Yabgu Tuman’ın Türk katunundan doğmuştu. Çinli
prenses kendi oğlunun kağan olmasını arzuladığından dolayı Mete’nin Yüeçilere
esir olarak gönderilmesi konusunda Tuman’ı ikna etmişti. Bir saldırmazlık paktı
ve barış antlaşması olarak da değerlendirilebilecek bir olay neticesinde Mete
Yüeçi ülkesine gönderildi. Ancak hemen arkasından Tuman’ın Yüeçilere savaş
açması durumu değiştiriyordu. Bu Mete’nin öldürülmesi ve dolayısıyla tahttan
uzak tutulması demek olacaktı. Mete bunun üzerine Yüeçilerden kurtulmayı başardı
ve Kun topraklarına geri döndü. Tuman oğlunun bu başarısı ile övündü ve onun
dönüşünden duyduğu sevincin göstergesi olarak Mete’ye 10.000 kişilik (bir tümen)
bir birlik verdi. Bu askerlerin eğitimi ile Mete bizzat ilgilendi. Düşmanın
psikolojisini bozacak ve üstelik yön tayininde de işe yarayacak olan ıslıklı
oklarla askerlerini donattı. Daha sonra sıra en önemli koşul olan disiplin
imtihanına ve eğitimine gelmişti. Mete’nin emri ok attığı yeri askerlerin de
oklamaları şeklinde idi. İlk olarak kendi değerli atına ok attı. Askerlerinin de
okladığı görüldü. Oklamayanlar ise idam olundu. Bir sonraki emir askerlerin
evdeşlerini (bir görüşe göre de Mete’nin kendi eşini) oklamaları yönünde idi.
Böylece bir kısım asker daha elendi. Geride çok sadık ve seçme bir birlik
kalmıştı. Mete bir av sırasında babasının bulunduğu yeri oklayınca bütün
askerler tereddüt etmeden Tuman’ı okladılar. Tuman ölmüştü ve artık Kun tahtı
Mete’nindi (M.Ö. 209).
Mete tahta geçince ilk olarak ordu sisteminde değişiklikler yaptı. Emir-komuta
zincirinin daha sağlıklı işlemesini, emirlerin birliklere daha kolay
iletilmesini ve ordu üzerinde komuta gücünün artırılmasını sağlamak amacı ile
ordu on ve katları şeklinde sayılara ayrılarak birlikler bu şekilde oluşturuldu.
Böylece en küçük birlik 10 kişiden oluşacaktı ve bu birliğin başında bir onbaşı
olacaktı. Bunun üzerinde ise 100 kişilik birliği yöneten yüzbaşılar, 1000
kişilik birliği yöneten binbaşılar ve 10.000 kişilik birlikleri yöneten
tümenbaşılar yer alıyordu. Bu sistem ordu komutanının emirlerinin en küçük
birliklere kadar kolayca ulaşmasını sağlıyordu ve böylece komutan ordusunu
satranç oynar gibi kontrol edebiliyordu. Bu tam mânâsıyla profesyonel bir
askerlik anlayışı idi ve böylece Türk Silahlı Kuvvetleri kurulmuş oldu.
Türk orduları donanım olarak hızlı hareket etmelerine olanak sağlayacak silahlar
kullanmaktaydı. Kılıç, kalkan, ok, yay ve daha az olarak mızrak. Savunmada ise
tulga ve bazen hafif zırh. Ağır zırhlara asla itibar edilmediği gibi kargı,
balta gibi hareket kabiliyetini ve vuruş sayısını azaltacak saldırı silahları da
tercih edilmemiştir. Ordunun büyük kısmı atlı olup piyadeler daha azdır.
Türk ordusunun silah donanımı ve oluşturuluş aşaması göz önünde
bulundurulduğunda şu söylenebilir ki ordumuzun en temel iki özelliği disiplinli
ve hızlı olmasıdır. Avrupa Kun ordularını tarif ederken kullanılan “atları
söylentilerden daha hızlı hareket ediyordu” tümcesi de bunu göstermektedir.
Bu şekilde yaratılan Türk ordusu kısa süre içerisinde pek çok zafer elde etse de
düşmanın büyüklüğü ve zaferin göz kamaştırıcılığı göz önüne alındığında M.Ö. 209
yılından sonra ilk büyük zaferimizin Pai-Teng kuşatması olduğu söylenebilir.
Tuman’ın ölümünden bir yıl önce, M.Ö. 210 yılında Çin Seddi’ni inşa ettiren ve
Çin’i birleştiren imparator Ch’in Shih Huang-Ti öldü. M.Ö. 206 yılında Liu Pang
isyanı ile Han hanedanı Çin’de egemen oldu. Ancak bundan üç yıl sonra iç savaş
baş gösterdi. Savaş M.Ö. 202 yılında Liu Pang’ın zaferi ile bitti ve Han
hanedanı kesin olarak kuruldu ancak Çin’deki bu karmaşalar sırasında Mete Yabgu
Kıpçakları, Kırgızları ve Ting-Ling’leri itaat altına almıştı. Daha sonra güçlü
ordusu ile Çin üzerine yürüyen Mete Yabgu Çin İmparatoru Kao-Tsu’yu Pai-Teng
kalesinde kuşattı. İşin açığı kale içerisindeki ordu dışarıdaki ordudan az
askere sahip bulunsa bile daha avantajlıdır. Bu yüzden kuşatmalar birkaç katı
askerle gerçekleştirilir. Ancak bu kez durum tam tersi idi ve imparatorun ordusu
320 bin kişilik dev bir ordu idi. Mete Yabgu’nun askerleri sayıca bundan çok az
idi. Kao-Tsu büyük bir başarı(!) göstererek buradan kurtuldu. Elbette yıllık
vergi, ipek ve yiyecek vermek koşulu ile. Çin hakimiyetindeki bozkırların da
Türklere teslim edilmesini unutmamak gerekir. Böylece bir “süper gücün” dev
ordusu ve hükümdarı kendisini dünyada sertçe hissettirmeye başlayan Türklere
boyun eğmişti.
Pai-Teng zaferinden sonra uzun yıllar Türk orduları hem Çin’e hem de diğer
düşmanlarına korku saldılar. Neden sonra Çin ordularını Türk sistemine göre
düzenlemeyi akıl edebildi. Daha sonra bu sistem gittikçe yayıldı. Bugün dünyada
hakim olan modern askeri sistemin temeli böylece Kunlar tarafından atılmış oldu
ve bu yüzden diyoruz ki “Tanrı Türkleri, Türkler de askerliği yarattı.”
Türk ordu sistemi hakkında donanım ve disiplin haricinde bahsedilmesi gereken
hususlardan bir tanesi de askerlerin savaşçılıklarıdır. Her toplum ölüm
korkusunu yaşamıştır. Ancak bazı Türkologların tespitine göre Türklerde görülen,
daha çok ölüm korkusu değil, yaşama arzusudur. Ve ölüm kaçınılmaz ise bunun en
güzel şekli, en güçlü çağında savaşarak ölmektir. İşte bu nedenle Türkler
yataklarında hastalıktan veya yaşlılıktan ölmeyi itici ve onur kırıcı bir olay
olarak görürler ve savaşta ölmeye önem verirlerdi. Yine Kun meclisinde dile
getirilen “Kunlar cesarete hayranlık duyarlar, tabiiyeti ise yüz kızartıcı
sayarlar” söylemi Türklerin bağımsızlığa verdiği önemi gösterir ki
bağımsızlığını korumanın ilk ve en temel şartı asker olabilmektir.
Türk ordusunun bahsetmemiz gereken kuruluş kaynaklı diğer bir özelliği ise
kendisini saldırıda göstermesidir. Mete Yabgu döneminin siyasi gerekleri, genel
Türk karakteri vb. etkenler nedeniyle oluşan bu husus ordumuzun kuruluşundan
bugününe kadar varlığını muhafaza etmiştir. Türk ordusunun savunması kuvvetlidir
çünkü tedbir almayı bilir. Ancak onu harekete geçirdiğinizde savunmadaki gücünün
taarruzdaki gücü yanında sönük kaldığını görebilirsiniz. Kararlı bir şekilde
taarruz etmiş bir Türk ordusunu durdurmanın tek yolu bir tek asker bile
kalmayıncaya dek hepsini öldürmektir ki bu da imkân dahilinde değildir.
Mete’nin Türk Kara Kuvvetlerini (ve dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’ni)
kurmasının ardından nice bozkır savaşları geçti.. Nice Malazgirtler, Mohaçlar
görüldü… Ve dünyanın ağzının şaşkınlıktan bir karış açık kalmasına neden olan
Çanakkaleler, Sakaryalar yaşandı. “Acaba ne zaman duracaklar?” korkusunu
Avrupalılara iliklerine kadar hissettiren bir Büyük Taarruz’a şahit olundu. Mete
Yabgu ordumuzu 2214 yıl önce kurdu. Onun yarattığı ordu bugün hâlâ Türklüğün en
büyük güvencesi konumundadır. Selâm olsun gelmiş geçmiş bütün başbuğlarımıza,
selâm olsun Türk ırkının yiğit çerilerine ve selâm olsun Türk Silahlı
Kuvvetleri’nin asil ruhuna…
Türk Şad
3 Temmuz 2005