|
TÜRKÇÜLÜĞÜN ÖNEMLİ MESELELERİ |
Türkçülük, bütün Türklerin tek devlet halinde birleşerek, her bakımdan bütün
milletlerden ileri ve üstün olması ülküsüdür.
Bunun değişmeyen iki unsuru vardır: Soyculuk, Turancılık.
Soyculuk, ilk önce bir milli savunma vasıtasıdır. Türkelindeki azınlıkların,
kendi aralarında gizlice yürüttükleri, soy şuuruna karşı bir koruma tedbiridir.
Türkiyedeki Selanik dönmeleri, Türkleşmemek için yüzyıllardır gizli tedbirler
alırlarken, hiçbir kültürü ve geçmişi olmayan birtakım küçük millet ve cemaatlar
Soyadı Kanununun kesinliğine rağmen, kendi soyadlarını dahi saklayıp soyculuk
yaparken, Yahudiler, İsrailin gerçek vatanları olduğunu türlü şekillerde ispat
ederken, Türkler de hiç şüphesiz devletin gerçek sahibi olarak bazı tedbirler
almakla haklıdırlar.
Soyculuk, aynı zamanda bir sağlık koruma meselesidir. Karışmak, daima, üstün
olanın aleyhine olduğundan büyük meziyetler sahibi Türklerin, bu meziyetlerden
yoksun soylarla karışmaları halinde ortaya çıkan melezlerde Türkün bazı büyük
meziyetleri kaybolmakta, onların yerini diğer soyların iptidai vasıflarından
bazıları tutmaktadır. Birer müsbet ilim olan antropoloji ve rasyolojinin
vazgeçemeyiz. Bilim ve gerçek, siyasetin oyuncağı olamaz.
Türkçülere soyculuğu değişmez bir prensip olarak kabul ettiren işte budur.
Ancak, bu soyculuk, soyculuğun ne olduğunu bilmeyen veya bilmemezlikten
gelenlerin ileriye sürdüğü gibi, insanları ölçüden ve laboratuvar
muâyenelerinden geçirerek hangi milliyete mensup olduklarını tayin anlamına
gelmez. Hemen hemen her soy, başka soylarla karışmıştır. Bundan bir şey çıkmaz.
Çünkü tabiat bir süre sonra melezliği temizler. Fakat, bir soy durmadan başka
soylarla karışmakta devam ederse, bir zaman sonra, bir daha düzelmemek üzere
bozulur.
Soyculuk tehlikelidir diye bağıranlar, dünyadan haberi olmayan zavallılardır. Dünyanın
her yerinde, hatta soyculuk düşmanlığını bizdeki gafillere aşılayan İngiltere ve
Amerikada bile mükemmel birer soyculuk vardır. Amerikalılarla İngilizlerin
soyculuk düşmanı gözükmeleri, İkinci Dünya Savaşında Almanların yaptığı
ırkçılık dolayısıyladır. Almanlar, kendi soylarının üstün olduğunu iddia edip,
bazı haklı yayınlar Amerikalılarla İngilizlerin karışması yüzünden düştükleri
güçsüzlüğü gösterince Anglosaksonlar, siyasi rekabet ve kıskançlık sebebinden
soyculuğa düşman kesilmişlerdir. Fakat, onların düşman olduğu soyculuk, resmi ve
açık Alman ırkçılığı olup, gizli ve örfi Anglosakson ırkçılığı değildir.
Kunlar ve Gök Türkler çağında saraylarımıza giren Çin prenseslerinin ihanetleri,
artık bugün herkesin bildiği bilgiler haline gelmiştir. Osmanlılar devrinde,
Kanuni Sultan Süleyman gibi büyük bir padişahı küçük düşüren hareketler, Islav
asıllı Hurrem Sultan yüzündendir.
Soyculuk aleyhinde bulunanlara şunu sormalı: Kendilerini Çingene ile bir
tutarlar mı? Bir Çingene ile evlenir mi? Çingene bir gelin veya damat kabul
ederler mi?
Evet derlerse mesele yok. Hayır derlerse, soy ayrımı yapıyorlar demektir.
Onların yalnız Çingenelere karşı yaptığı ayrımı, Türkçüler, başkalarına karşı da
yapmaktadırlar.
Soyculuk, Anadolu Türklerinin içinde örf olarak yaşamaktadır. Köy ve
kasabalarda, kaç yıl ve hatta yüzyıl önce oraya gelmiş olan bir yabancının
bugünkü torunları hala yabancı sayılır. Tamamen Türkleşen, Türkçeden başka dil
bilmeyen ve kendisini başka bir millete mensup saymayan bu türlü insanlara dahi
yabancı gözle bakmak Anadolu Türklerindeki kuvvetli soy şuurunu gösterir.
Demokrasinin bir çoğunluk isteklerinin gerçekleştirilmesi sistemi olduğu
unutulmamalıdır.
Türkçülüğün ikinci unsuru olan Turancılık, bütün Türklerin birleşmesi
düşüncesidir. Bugün dünyada belki 60, belki 65, belki de 70 milyon Türk var.
Geniş bir vatana yayılmış olan bu Türkler, geçmişte muhteşem rol oynamış,
hareketli, kabiliyetli bir millettir. Sebebi her ne olursa olsun, başka
milletlerin hakimiyeti altına düşmüş olan ve Türkleri bir tek devlet halinde
toparlamak düşüncesi kadar haklı ve akla uygun ne olabilirdi? Dünyadaki bütün
milletler, yabancı hakimiyeti altında kalmış olan milletdaşlarını kurtarma
gayesini güderken, Türkler neden aynı dileğin ardından koşmasın? Yaratılıştan
devlet kurucu olan Türkler için bu kadar büyük bir devleti kurup yaşatmak, hayal
değildir. Tren, otomobil, uçak, telgraf, telefon ve radyo olmadığı çağlarda
bile, Türkler, büyük devletler kurup onları yüzyıllarca yaşatmışlardır.
Dünyanın bütün Türkleri, Türkiyeye kabe gibi bakıyor. Türkiyenin kendilerini
bir gün kurtaracağı efsanesi aralarında yaşıyor. Yalnız anayurtta ve zulüm
altında yaşayan Türkler değil, medeni ülkelerde yaşayan Türkler de buraya hasret
çekiyor.
Bir süre sonra Finlandiya Türklerinden bir genç kızla tanışmıştım. Gümrükte ve
başka yerlerde gördüğü güçlüklere rağmen Türkiyeyi çok sevmişti. Finlandiyada
1000 kadar Türk yaşadığını hepsi zengin ve bolluk içinde olan bu Türkleri,
kendilerine çok iyi muamele eden mert ve asil Fin milletini sevmelerine rağmen
Türkiyeye gelmek istediklerini, Finlilerle asla evlenmediklerini, en büyük
korkularının Türkçeyi unutmak olduğunu, Fin Rus savaşında şehit olan altı yedi
Türkün Finlandiya Türklerinin en seçme ve kültürlü gençleri olduğunu
söylemişti.
Bütün Türkleri kurtarmak milli hakkımızdır. Milli hakkımız olmasa bile bize
karşı duyulan bu büyük sevgiden sonra, insanlık görevimiz haline gelmiştir.
Millerleri büyüten şeyler, milli ve insani hareketlerdir. Zulüm altında inleyen
tutsak Türkleri kurtarmak için yapılacak fedakarlıktaki ihtişam o kadar
parlaktır ki, Türklüğün ölmezliğinin senetlerinden biri olacaktır.
Hiçbir ülkünün ardında almayarak, yalnız yiyip içmeyi düşünmek ve yalnız bugün
için yaşamak insanlara hiçbir şeref vermez. Bu kadarını hayvanlarda yapar.
İnsanlık, ülkü için yaşamak, bu uğurda fedakarlık etmek ve ölmektir. Ölümden
hayvanlarda kaçar. İnsan, şeref için ve muhteşem saydığı bir gaye için ölmesini
bilen yaratıktır
Turancılık, bizimle akraba olan milletleri, yani Moğol, Mançu ve Korelileri,
hatta Finler ve Macarları da birleştirmek ülküsü değildir. Turan kelimesi
Ural-Altay anlamında da kullanıldığı için Turancılığımız, Türkün tarihi vatanı
olan ve çoğu hala Türklerle dolu bulunan ülkeleri bağımsızlığa ve Türkiye ile
birliğe kavuşturmaktır.
***
Demek ki, Türkçülük, bütün Türklerin birleşmesini ve Türkçülüğün yabancı soy
etkilerinden korunmasını istiyor. Burada Türkçülüğün millet ve vatan
tariflerinin ne olduğu meselesiyle karşılaşıyoruz. Başka bir deyişle, Türk
kimdir ve Türklerin vatanı neresidir?
Türk her şeyden önce, Türk soyundan gelen insandır. Türk soyundan gelince de pek
ender bazı istisnalar bir yana o insanın Türkçe konuşması ve Türk kültürünü
taşıması gerektir.
Türk oldukları halde anadillerini kaybetmiş olan Polonya-Litvanya Türklerini,
Türkçe bilmiyorlar diye Türklük kadrosundan çıkaramayız. Bunlar soy bakımından
da, duygu bakımından da Türk oldukları için, günün birinde kendi istekleriyle
Türk dili kadrosuna gireceklerdir.
Bazan, yabancı ülkede doğup anasını babasını kaybettiği için Türkçeyi
unutanlarda vardır. Türk olduğunu bildikçe, bu gibileri de Türktür. Bir felaket
yüzünden Türkçeyi kaybedenleri Türklükten çıkarmak başka bir felaket yüzünden
bağımsızlıklarını kaybedenleri Türklükten çıkarmakla eşittir ki, buna kimsenin
hakkı yoktur.
Türkleri, bir millet olmaları için, geçmişte mukadderat birliğine, tarih
birliğine ihtiyaç yoktur. Türkiye Türkleriyle Türkistan Türkleri uzun zaman ayrı
mukadderata sahip olmuşlardır. Bundan, onların ayrı milletler oldukları anlamı
çıkmaz, Onlar, günün birinde yine aynı mukadderata sahip tek millet
olacaklardır. Anadolu ve Azerbaycan Türkleri de uzun zaman ayrı yaşamışlardır.
Fazla olarak Anadolu, Türkistan ile İdil Ural, İdil Ural ile Türkiye (yani
İlhanlılar ile Altın Ordu) bazan şiddetle çarpışmışlardır. Hele mezhep kavgaları
yüzünden Anadolu ve Azerbeycan Türklerinin vuruşmaları tek acıklı olmuştur.
Fakat bütün bunlar, Türklerin tek millet olmasına engel değildir. Bugün tek
millet olduğundan kimsenin şüphesi olmayan Anadolu Türklerinin, vaktiyle
Osmanlı-Karaman, Osmanlı-Akkoyunlu halinde yüzyıllarca boğuşmaları, nasıl
onların sonunda tek millet halinde birleşmelerine engel olamamışsa, yarın da
öteki Türklerle Türkiyenin birleşmesi ve kaynaşması, önüne kimsenin
geçemeyeceği tarihi bir zarurettir.
Türkler, aynı tarihi mukadderata sahip değiller gibi gözüküyorsa da, bir
bakımdan bu mukadderata sahip oldukları da söylenebilir. Çünkü ayrı siyasi
parçalar halinde Türklerden herhangi birinin başına gelen faciadan, biraz sonra
ötekilerinin de müteessir olmuşlardır. Mesela, Kazan Hanlığının yıkılışı
Türkistanın yıkılışına yol açmış, Kırımın çöküşü Türkiyeye ağır kayıplara mal
olmuştur.
Bununla beraber, Türklerde, tarihi mukadderat meselelerinin şuurlu bir şekilde
mütalaa olunduğunu gösteren olaylar da vardır. Mesela Türkiye, Kırımın
kurtarılması için 1786-1791 savaşını yapmış, Sultan Aziz de aynı denemeyi
tekrarlamak üzere kuvvetli bir donanma hazırlamıştır. Doğu Türkistan da
Çinlileri kovan Atalık Gazi Yakub Beğ, Türkiyeyi metbu tanımıştı. Sözün kısası,
bugün Türklerin mukadderatı birdir ve geçen her yıl bu mukadderat birliğini
biraz daha kuvvetlendirmektedir. Bundan başka, bizim de imza koyduğumuz
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesindeki milletlerin hür ve bağımsız
yaşama hakkına, Türkler geçmişleri, kaabiliyetleri, coğrafi önemleri ve
nüfusları bakımından, başka milletlerden daha çok layıktırlar. Başka milletler,
koydukları imzanın şerefi için, bizim bu hakkımızı kabule mecburdur.
Milleti yapan unsurlardan biri de din olduğuna göre, Türklerin dini üzerinde de
durmaya mecburuz. Hiç şüphe yok ki, Türklerin dini müslümanlıktır. Eski dinimiz
olan şamanlıktan da bazı unsurlar alarak bir Türk müslümanlığı haline gelen bu
din, on yüzyıldan beri bizim milli dinimiz olmuştur. Bununla beraber Türk olmak,
için mutlaka müslüman olmaya lüzum yoktur. Çünkü bu günkü Türkler arasında
birkaç yüzbin şaman, birkaçyüzbin hıristiyan ve hatta birkaç bin Musevi Türk (Karayımlar)de
vardır. Din ayrılığı yüzünden bunları Türklükten çıkarmaya hakkımız yoktur.
Zaten, hıristiyan Türkler olan Gagavuzların Türkiyede yerleşenleri, çoğunlukla
müslüman olmuşlardır. Onlar bunu, Türklüğün vazgeçilmez bir şartı saydıkları
için yapmışlardır.
Öyle görünüyorki bir Türk birliği gerçekleştiği takdirde bütün bu şaman ve
hıristiyan Türkler müslüman olacaklardır. Onun için onları şimdiden zorlamaya
bir mecburiyet yoktur.
Eskiden Türkler arasında bir ayrılık konusunda sünnetlik-şiilik meselesi de
artık bahis konusu sayılmaz. Bunların hepsi müslüman Türktür ve müslümanlığı
anlayıştaki içtihat farkları, artık Türkler arasında ikilik doğuramaz.
Bu Türklerin oturdukları yerler Türk vatanıdır. Türklerin devamlı devlet ve
medeniyet kurduğu Türk hatıraları ile dolu ülkeler yurdumuzdur ve bize aittir.
Bu ülkelerin herhangi birinde Türklerin zorla sökülüp atılması bu hakkımızı
kaybettirmez. Mesela Kırım Türklerinin yok edilmesi veya Doğu Rumeli Vilayeti
Türklerinin sürülmesi, hiçbir mana ifade etmez.
Yahudiler tam bir Arap ülkesi haline gelen Filistinden nasıl Arapları sürerek
orada bir Yahudi çoğunluğu yaptılarsa, biz de aynı şeyi yaparak bize ait olan
toprakları mutlaka Türkleştirmek zorundayız.
Türkçülüğün değişmeyen yönü, soyculuğu ile Turancılığı ve bunun sonucu olarak da
Türk milleti ve vatanı üzerindeki düşünceleri.
Bu iki temel de bütün Türkçüler birleşmiştir. Bunun dışında kalan meseleler,
mesela iktisadi, toplumsal ve hukuki görüşler. Türkçülerin ilerde halledecekleri
meselelerdir. Bu meseleler üzerindeki Türkçü düşünceler değişebilir. Çünkü,
zamanla herhangi bir iktisadi veya toplumsal düşünce çürütülebilir. Fakat
soyculuk ve Turancılık asla değişmeyecektir. Çünkü bunlar Türklüğün Türklük
olması için gerekli şartlardır. Tıpkı bir insanın havaya ve yiyeceğe olan mutlak
ihtiyacı gibi...
Bir insanın elbise ihtiyacı yaza, kışa, geceye, gündüze göre değişebilir.
Eğlencesi de sinemaya, ava gitmek veya içki içmek şeklinde olabilir. Fakat
havaya ve yiyeceğe ihtiyacı hiçbir zaman değişmez. Soyculuk ve
Turancılık,Türklüğün havası ve gıdasıdır.
Türkçülüğün kendisine has bir dünya görüşü vardır. Gerçekçi olan Türkçülük
yaşamak için kavga yasasının sonuna kadar devam edeceğine inandığından,
askerliğe karşı saygı duymaktan ve soyumuzun asker millet olmak geleneğini
geliştirme amacını gütmektedir. Artık savaş olmayacak gibi uyuşturucu
telkinleri, milli savunmamızı gevşetmesi bakımından aleyhindeyiz. Dünyadan
savaşı kaldırmak düşüncesi, yüzyıllardan beri denenmiş, fakat tutmamıştır. Roma
Barışı denen sözde barış sisteminin büyük kırgınlarla, askeri hazırlıkla,
zorbalıkla sağlanmış, fakat hiçbir zaman ömürlü olamamış bir sistem olduğu
unutulmamalıdır.
Gerçek askeri erdemlerin diriltilmesi ve ruhlarda kökleşmesi taraftarıyız.
Askerlik, kalıp işi değil, ruh işidir. Fakat kalıbın da ruha uygun olması
şarttır.
Bize fenalığı dokunmayan milletlerin, fikirlerin ve insanların dostuyuz. Fakat,
hayatın yalnız sevgiyle yürüyeceğini sanmanın büyük bir gaflet olduğuna
inanıyoruz. Dünyada her şey, zıddı ile birlikte vardır. Bundan dolayı sevgiyle
birlikte kin de bulunacaktır. Türkçülük, bir bakıma göre de, Türkçülük
düşmanlığı düşmanlığıdır.
Soyumuza, devletimize, yurdumuza, mukaddesatımıza, şerefimize fenalık etmiş olan
her millette, her dine, her rejime, fikre, topluma, kişiye düşmanız. Kinimiz
dinimizdir!
Varlığımızı korumak, haklarımızı almak için her zaman çarpışmaya mecburuz.
Çarpışmaya mecburuz demek, asker olmaya mecburuz demektir. Askerlik, çarpışma
bilimidir. Yaşamaya hak kazanmak bilimidir. Bu bakımdan tek gerçek bilim odur.
Başka her bilim ve fen onun yardımcısıdır.
Türkçülük disiplinli millet taraftarıdır. Disiplinli millet demek, ferlerin
devlete, devletinde fertlere zarar vermeyeceği karşılıklı hak ve görevler
sistemini kabul etmiş millet demektir.
Disiplinli millet tipinde isabet ve zorbalık olmadığı gibi hürriyet sarhoşluğu
da yoktur. Disiplinli millette, milletin ahlak, gelenek, şeref ve isteklerine
aykırı hiçbir şey yapılamaz. Disiplinli millet, hayat telakkisi, mukaddesatı,
zevki, bayramı, kederi ve hatta kılığı ve takvimi belli millet demektir.
Türkçülük, Türklerin her bakımdan Türkleşmesi taraftarıdır. Bu sınırlar içinde
yabancı bir şey kalmayacaktır. Kayıtsız şartsız Türk kültürü hakim olacaktır. Bu
bakımdan Türkçülüğün kendine mensup bir dil, tarih ve alfabe telakkisi vardır.
Arınmış ve geliştirilmiş bir Türkçe istiyoruz. Dil kurultaylarına ait bilim dışı
yadigarlar temizlenecek, fakat bu arada elde edilmiş olumlu sonuçlar
saklanacaktır.
Bu alfabe Türkçeyi yazmaya ve geliştirmeye elverişli değildir. Buna, Türkçeyi
yazmak için gerekli dört beş harf eklenecek, böylelikle Türkçe, bir zenci dili
durumuna düşmek talihsizliğinden kurtulacaktır.
Türkçülüğün tarih tezi, eski milletler ve hele Anadoluda yaşayanları Türk
saymak komedisinden tamamen uzak, bilim çerçevesi içinde milli bir görüştür:
Türk tarihi Orta Asyada Millattan Önce XII. Yüzyılda Şu veya Çularla
başlayan bir tarihtir. Bu tarih, Mançuryadan Kırıma kadar uzanan bir
anayurttur. XI. Yüzyıla kadar sürmüş, XI. Yüzyılda Türkiye deiğimiz Anadolu,
Suriye, Irak, Azerbaycan ve Horasandan meydana gelmiş ikinci bir anavatan
kurulmuştur. Türkçülük bakımından Aksak Temür Yıldırım Beyazıd kavgası, bir
kardeş kavgasıdır. Türkçülük bakımından Türkiye tarihi Selçuklu, İlhanlı ve
Osmanlı hakimiyetlerinin, şimdi de cumhuriyetin devam ettirdiği tarihtir.
Tarihimizin Osmanlı çağı diğer iç ve dış gelişmelerle birlikte Türk soyunun
devşirmelerle iç savaşı şeklinde mütalaa olunacaktır.
Türkçülük, Tanzimattan sonraki tarihimizin yeniden ele alınarak gerçeklerin
ortaya çıkmasını ve yalancı kahramanların gerçek yerlerini almasını ister.
Türkçülük, bütün fantezilerden uzak bir ciddiyet taraftarıdır. Devlet ve millet
hayatında fantezilerin millet aleyhinde olduğuna inanmıştır.
Türkçülük, Türk soyunun tarihi geleceğine dayanarak, kadın hususunda hür
düşüncelidir ve kadına saygı beslemektedir. Ancak, kadının koket derecesine
düşmesine de şiddetle karşıdır. Kadına saygı beslemek, onu erkekle kayıtsız
şartsız eşit tutmak anlamına gelmez. Tanrının ayrı yarattığı iki cinsi bir
tutmak, tabiat yasalarına aykırı bir davranıştır. Kadınların her türlü öğrenimi
yapmalarına ve bazı durumlar dışında her mesleğe girmelerine taraftarız. Fakat
aile yapısının korunması bakımından kadının her şeyden önce analık ve evdeşlik
görevini yapmasını isteriz.
Türkçülük, memlekette toplumsal bir adalet olmasını ister ve gerçek adaletin
toplumsal olduğu inancındadır. Millet fertlerini sağlık, geçim ve gelecek
bakımından tatmin etmenin milliyetçilik şartlarından olduğu meydandadır.
Türkçülüğe göre Moskof bizim barışmaz düşmanımızdır. Bu düşmanlığı tarih,
mukadderat ve jeopolitik yaratmıştır. Siyasetle ve yalanla bu düşmanlık
kaldırılamaz. Onun için Türk soyunun hayatında yürütücü amillerden biri olarak,
zaten saklı bir halde yaşayan Moskof düşmanlığının millette beslenmesine
taraftarız. Sevgiler gibi düşmanlıklar da milletleri diri ve ayakta tutar. Türk
dışişleri bakanları arasında Moskoflarla dostluk edebilirler. Türk milleti için
böyle bir şey düşünmek milli menfaatler aleyhinde düşünmektir.
Moskof, bizim soy düşmanımız olduğuna göre, Moskof emperyalizmi olan komünizm de
en tehlikeli düşmanımızdır. Komünizm, moskofluğa mal olmuş bulunduğundan, ona
taraftarlık vatan hainliğidir. Türkçülük bakımından en alçak vatan hainleri olan
komünistler yok edilmesi şarttır.
Masonluğa da düşman sayarız. Masonluk, kökü dışarda olan gizli bir cemiyettir ve
milliyetçilikle bağdaşmayanların başvurduğu Türkçülük düşmanı bir teşekküldür.
Başlangıçta, Yahudilerin milli çıkarlarını gizli olarak korumak için kurulmuş,
zamanla milletler arası bir hale gelmiştir. Savaş halinde bulunan iki millete
mensup masonların, kendi devletleri aleyhine olsa bile birbirine yardım etmek
mecburiyetinde olmaları, bu zümrenin bütün milliyetçiliklere ve bu arada Türk
milliyetçiliğine de düşman olduğunu göstermektedir. Onlar, gizlice her yere el
atıp orayı ele geçirmeye çalışmakta ve bunu başarmaktadır.
Siyonizm, Yahudi soyunun rahatını ve mutluluğunu, dünya milletlerinin
huzursuzluğundan arayan teşkilatlı ve insanlık düşmanı bir fikirdir. Kendisini,
bir devletin milli ülküsü göstermek yolundaki gayreti, emperyalist isteklerini
gizlemek içindir. Birinci Dünya Savaşında, her türlü kılığa girerek Filistin
cephesindeki ordumuzu arkadan vuran ve düşmana casusluk eden siyonistlerin
ortaya koyduğu korkunç gerçek, Türkleri bu akıma karşı da her zaman uyanık ve
tedbirli bulunmaya zorlamıştır.
Komünizm, siyonizm ve masonluk, Türkiyede bir sacayak halinde Türk düşmanlığı
yapmaktadır.
Türkçülüğün ana meselelerin ele aldığım bu yazıyı bitirirken, genç Türklere de
bazı tavsiyelerde bulunmak isterim:
Bugünkü şartlar içinde Türkçülerin yapacağı hareketlerin başında, hepsinin,
kendi meslek alanında çalışarak yükselmesi gelir. Her Türkçü, kendi mesleğinin
en yüksek derecesine veya rütbesine erişebilmek için ciddi ve sistemli şekilde
çalışmalıdır. Başarı gösteremeyenler bezginliğe kapılmamalı, gerekirse melek
değiştirmeli, kendilerinden ümit kesenler, arkadaşlarının yükselmesine yardım
etmelidir. Yükselmeye çalışmakta tutunacak yol, masonların başvurduğu gibi
birbirlerini haklı haksız destekleyerek layık olmadığı yere yükselmek gibi
şerefsizce bir yol değildir. Ehliyet göstererek yükselmenin şerefli yoludur.
Her mesleğin faydası ve önemi olmakla beraber Türkçüler, en çok Harb okuluna,
Mülkiyeye ve öğretmen okullarına girmelidir. Öğretmenlerin öğrencilere
yapacakları milliyetçilik telkini ile memleketin geleceğine nasıl hakim
olduklarını söylemeye lüzum yoktur. Subaylar da kısman öğretmendir. Bundan başka
bizim yurdumuzda milli mukadderata hakim olan en önemli zümre subay sınıfıdır.
Mülkiyeden çıkarak kazaların, vilayetlerin başına geçmek, Türkçüler için önemli
bir hizmet fırsatıdır.
Türkçülerin düşüneceği ikinci mesele bir aile kurarak memlekete gürbüz ve Türkçü
çocuklar yetiştirmek olmalıdır. Bunu anlayarak genç yaşında evlenen ve çok çocuk
yetiştiren Türkçülerin epey fazla oluşu, ümit verecek, iç açacak bir durumdadır.
Daima çok çocuk ve gürbüz çocuk yetiştirmek prensibinin önemi üzerinde uzun uzun
konuşmaya lüzum yoktur. Türkçüler, evlenecekleri kızın, sağlık ve soy
durumlarına ve bu hususta aşka tutsak olmaya dikkat etmelidir. Bu türlü
ihmallerin kısa ömürlü evlenmelere yol açtığı örnekleriyle sabittir.
Türkçüler teşkilatlanmalı, bunun için de her zaman en güçlü milliyetçi
teşekkülün çatısı altında toplanmalıdır. Bu teşkilatta geçimsizlik göstermemeli,
benlik davası gütmemelidir.
Her Türkçü, kendi çevresini uyarmaya ve aydınlatmaya çalışmalıdır. Bulunduğu
şartlar içinde nasıl bir Türkçülük yapacağını kestirmek, o Türkçünün zekasına ve
kaabiliyetine kalmıştır. Lüzum görürse milliyetçi teşekküllere ve kişilere
sormalı, sormazsa vicdanına danışarak hareket etmelidir.
Yanlışlar samimiyetle itiraf olunmalı, bir daha yapılmamasına çalışılmalıdır.
Genç Türkçülerin çoğunda bir milli kültür eksikliği bulunduğu gözden kaçacak
gibi değildir. İmla yanlışları ve ifade bozuklukları bunu açıkça gösteriyor. Bu
eksikliklerin giderilmesine uğraşmak lazımdır. Milli kültürü zenginleştirecek
eserleri okumak, hatta mümkünse eski harfleri öğrenmek faydalıdır. Eski
harflerle yazılmış eserler hala büyük bir hazine halinde kapalı olarak
durmaktadır.
En önemli bir mesele de Türkçülerin kendi aralarında bir veya birkaç sandık
kurmalarıdır. Gayet az paraların birikmesiyle başlayacak olan bu sandıkların
ilerde akla, hayale gelmez faydalar sağlaması mümkündür. Damlaya damlaya göl
olduğu unutulmamalıdır. Bu sandıklar, Türkçüleri, mali güçlüklerden koruyacağı
gibi, Türkçü yayınlara da yol açar.
Bu tavsiyelerimin hepsi ehemmiyetsiz şeylerdir. Fakat zamanla bunlardan önemli
sonuçlar doğması beklenebilir.
***
Türkçülük, ağır fakat sağlam bir şekilde ilerliyor. O, mesela Almanyadaki
nasyonal sosyalizm gibi kısa bir zamanda birdenbire büyüyerek iktidara geçen
akımlarla ölçülmez. Ağır ağır ilerlemesi, sağlam ve gürbüz olacağının
teminatıdır.
Uğrunda çalışanlar, ıztırap çekenler, ölenler bulundukça, Türkçülük, mutlaka
zafere erişecektir. Yabancı hakimiyetler altında kırılan, sürülen milyonlarca
soydaşımızın bulunması, bize görevimizin büyüklüğünü ve şerefini hatırlatsın.
Zevk ve safa içinde yaşamak, içkiyle dünyayı hoş görerek zevk kadınları ile mest
olmak, şehvet içinde kendinden geçmek de vardır. Turanı kurtarmak için
yapılacak kutlu savaşta yığın yığın topraklara serilmek de vardır. İsteyen onu,
isteyen berikini seçer.
Hayat ve ölüm... Bunların ikisi de güzeldir. Fakat esas ve edebi olan ölümdür.
Öteki bir rüya kadar geçici ve aldatıcıdır. Büyük ve esrarlı kainatın bağrında
yatmak... İşte bizim nasibimiz budur. Bu nasibimizi ölüm kadar edebi bir fikre
vermek ve fikir uğrunda harcamak gibi yüksek bir ülküye kaptırmaktan şerefli ne
olabilir? Bu ölüm, bizi gayemize Tanrı Dağında bekleyen ataların ruhuna ve
Tanrıya kavuşturacak şanlı ve güzel bir ölümdür. Bu ölümün güzelliği ile içki
ve şehvet içindeki hayatın çirkinliğini düşünmek, gerçeği anlamaya da yardım
edecektir.
Ülkü yolunda ölenlerin, edebi karanlık içinde kaybolurken, hafızalarda bir ışık
gibi parlamaları güzeli fakat hafızalardan ve gönüllerden de uzakta bulunarak
karanlıkta bir olmaları ondan da güzeldir.
Yaşamak, sadece kısa bir yaşamaktır. Ölüm ise, kainatın edebiliğinde,
hatıralarda ve gönüllerde yüzyıllarca yaşamak, yahut hatıralardan ve gönüllerden
de silindikten sonra sonsuzlukta sonuna kadar yaşamakta devam etmektir.
Yaşamak hakkından vazgeçmek ne kadar güzel; hatırlanmadan, gönüllerden
silinerek, unutularak yaşamak ondan da ne kadar güzeldir. Fakat eserine imza
koymamak, ülkü uğrunda ad bırakmadan silinmek herşeyden daha muhteşemdir.
Birleşmiş Milletler ülküsü uğrunda Korede şehitler vermek güzel şey, fakat
Türkleri birleşmiş görmek için Kafkasyada, Azerbaycanda, Türkistanda,
Altaylarda can harcamak şaheser bir şeydir. Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf
gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak
ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Türkçüler! Sıkı saflar halinde birleşerek ve başka her düşünceyi geride
bırakarak, ateş yağmuru altında döküle döküle, fakat bir an durmadan Moskofa
karşı Köprüköy saldırısını yapan Türk alayı gibi ülküye doğru ilerleyiniz. Bu
ilerleme sırasında düşenlere bakmak için bile bir an kaybetmeyiniz. Onları
mukadderata, tarihin şeref yaprağına ve Tanrıya bırakarak yürümekte devam
ediniz ve en büyük kahramanlığı yapsanız bile en küçük karşılığını beklemeyiniz.
Tanrı Türkü Korusun!
Orkun, 68. Sayı, 18 Ocak 1952