TÜRKÇÜLÜK TÜRK DÜŞÜNCE İLE TOPLUM HAYATINDA NASIL ETKİN VE YOL GÖSTERİCİ OLABİLİR?


(Aşağıdaki yazı turkcu.net sitesinin kurultayda sunduğu bildiridir.)

Değerli kardeşlerim, saygıdeğer büyüklerim,

Türkçü görüşün mensupları olarak sorunların tespiti hususunda hepimiz aynı veya benzer görüşleri paylaşıyoruz. Sorun şurada ki, Türkçüler tespit ettikleri millî sıkıntılara çözüm üretmekte maalesef zorlanmaktadırlar. Yahut düşündüğümüz çözümleri uygulamak, genel olarak bugünkü gücümüzü aşmakta ve bu değerli fikirler geleceğe ilişkin düşünceler olarak kalmaktadır. Mesele bu geleceğe istediğimiz şekilde ulaşabilmektir. Uğraşlar bunun için olmalıdır.

Kurtuluş Mücadelesi sırasında Mustafa Kemal Paşa ile ayağa kalkan Türkçülük 44’lerde devrin başbakanına “Biz Türkçüyüz” dedirtebiliyordu. Irkçılar-Turancılar davası ile zayıflatılmaya çalışılan kutsal davamız bu kara günleri de atlatmıştı ve yoluna devam etmekte idi. Daha sonra siyasi bazı parçalanmaların yaşanması ve Atsız’ın vefatı üzerine kaybettiğimiz güç ciddi boyutlardadır. Son zamanlarda yaşanan ise Türkçü düşüncenin yeniden hareketlenmesidir. Bugün eskisi kadar ve eskisinden de çok güçlü olmamız için çıkacağımız yol da her yol gibi tek bir adımla başlayacaktır. İşte bu sebeptendir ki -gayet açık söylüyorum- bugün Türkçülük için verilecek en ufak bir uğraşı gereksiz görüp bunun üzerinde durmamak gaflettir. Bizim ne kaybedecek zamanımız ne de yanlış yapabilme lüksümüz vardır.

Çıkacağımız yolun çetin olduğu muhakkak. Ancak iyi bir yol haritası ve bunun sıkı takipçileri ile hedefe varmak asla imkansız değildir.

Türkçülük öncelikle kendini hedef kitlesine yani Türklere anlatabilmek zorundadır. Bunun için gerek ideolojiyi anlatan gerekse milli kültürümüzün gelişmesine katkı sağlayıcı yayınların çoğalmasına taraftarız. Bizler kalem adlı silahı kullanmakla mükellefiz. Fikir üretemeyen bir Türkçü olamaz. Fikrini istediği gibi anlatamayan bir Türkçü de olmamalıdır.

Burada Türkçü edebiyatın gelişmesinin önemini de vurgulamak gerektir. Etkin akımlar her zaman edebiyatı kullanmışlardır. Hatta bu akımlar bunca etkili olmak başarısını kısmen de olsa edebiyata borçludur diyebiliriz. Millî ruhu yüceltici, millî hisleri okşayıcı şiirler, öyküler, romanlar yazmak ülkümüzün yükselmesinde mühim rol oynayacaktır. Bu konuda yetenekli dava arkadaşlarımı çalışmaya ve daha çok çalışmaya davet ediyorum. Tek bir mısra bile, kutsal bir amaca yönelmişse şaheserdir.

Edebiyatımızın gelişmesinin bir etkisi de Türkçülüğün yükselmesi için gereken diğer bir unsur olan ufuk genişlemesini sağlamak olacaktır. Düşüncelerimizi kelimeler belirliyorsa kelimelerimizi artırmalıyız. Dil geliştikçe zihinler açılacak, zihinler açıldıkça insanlar yücelecektir. Bir insanın hedefleri yalnızca şahsına ilişkin ise o insanın manevi hacmi nihayet kendi boyutu kadar olacaktır. Bizim hedeflerimiz ise şahsımız için değil devletimiz ve milletimiz içindir. Bu nedenle zihinlerimizi kendimizle, çevremizdekilerle hatta devletin sınırları ile sınırlamak telafi edilmesi zor bir hatadır. Biz yüce Türk milleti uğrunda çalışıyorsak dünyanın neresinde olursa olsun bir Türk’ün varlığını hissedebilmeliyiz. Bu çağımızdaki günlük düşünen, günlük yaşayan insanlar için bir devrimdir, kafalar devrimidir. Başarılmalıdır!

Edebiyat öncelikli olmak üzere bütün sanat alanlarında ve bilim alanlarında ve sosyal alanlarda dahi teorik olsun, pratik olsun çalışmalara ciddiyetle eğilmek ehemmiyet arz etmektedir. Türkçülüğün kendini anlatabilmesi ancak bu şekilde mümkündür. Bir Türk çocuğu şiir okumak istediğinde kendisine en kaliteli şiirleri bir Türkçü sunmalı, fizik çalışmak istediğinde kendisinden yararlanacağı en başarılı fizikçi bir Türkçü olmalı ve hastalandığında karşısına en yetenekli doktor olarak bir Türkçü çıkmalıdır. Görüldüğü gibi bu anlattıklarımız istediğimiz basit nesnelerdir ama gerçekleşmesi nedense zor olarak nitelendirilmektedir. Oysa henüz sadece kişisel olarak yapacaklarımızdan bahsediyoruz. Emin olun ki bunlar çok kolay uğraşlardır.

Kişilere ulaşmak böylece kişisel çalışmalarla pekâlâ başarılabilir. Ancak Türkçülük gibi büyük hedefleri olan bir akım için kişilere ulaşmaktan daha önemlisi kitlelere ulaşmaktır. Bu konuda hemen değineceğimiz nokta propaganda olacaktır.

Bir kişiyi karşınıza alıp fikrinizi ona sarih ya da zımnî olarak anlatmak muhakkak ki faydalı ve ciddi bir iştir. Ama işin açığı bu propaganda değildir. Propaganda dediğimiz vakit tek hareketle bir kişiye değil bir kitleye ulaşabilmek, bir topluluğu etkileyebilmek değer taşır. Elbette bunun gerçekleşmesi de yazılı ve görsel basın-yayının yardımı ile başarılacaktır.

Şu anda Türkçülerin etkin bir televizyon kanalına, gazeteye sahip olmadıkları aşikârdır. Gerçekçi olursak bu eksiğin çok kısa bir sürede giderilemeyeceğini de kabûl etmek gerekir. Fakat her ne kadar geneli yanlı olsa da mevcut basın-yayının kullanılması mümkündür. İnsanların bizi duyabilmesi için, bizden daha fazla sayıda kişinin haberdar olabilmesi için çeşitli organizasyonlar düzenlemek ve böylece hem katılımcılar için hem de gazeteler-televizyonlar aracılığı ile takip edenler için yararlı olmamız imkân dahilindedir. Bugün sayesinde bir araya geldiğimiz bu güzel kurultay bunun için çok güzel bir örnektir. Herkesin azimle işe sarılması halinde bu organizasyonları çoğaltmak ve geliştirmek muhakkak ki daha kolay olur. Kendisini bu vatana borçlu hisseden hiçbir Türk evlâdı burada sessiz kalmayı, edilgen konumda olmayı kabûl edemez.

Türkçülerin istikrarla yürütmesi gereken organizasyon, propaganda ve varlığını ifade etme olgularında, kazanılması gereken kişiler arasında gençlere önem vermek gerekmektedir. Bir akıma, hayat felsefesine sahip olan kişiler genellikle bu görüşlerini 20’li yaşlarında edinirler. Bu yüzden 20’li yaşlara henüz girmeye hazırlanan gençler, bilhassa lise öğrencisi olanlar üzerinde durmak gerekir. 17-18 yaşından itibaren Türkçülüğü öğrenmeye başlayan bir genç, Atsız’ın adını ilk olarak 30’unda duyan bir kişiye göre çok daha fazla kendini geliştirme imkânı bulacaktır. Bu yüzden liseli gençliğimizi sosyalizmin pençesine yahut kapitalizmin süslü ve içi boş hayat anlayışına terk edemeyiz, etmemeliyiz.

Gerçekleştirilmesi yararlı olacak çeşitli etkinliklerden bahsederken siz değerli katılımcılara kulaklarınıza daha yakın gelecek bir örnek vermek istiyorum. Fikrimizin büyük önderi Hüseyin Nihâl Atsız’ın Çanakkale’ye Yürüyüş adlı eserini eminim ki hepimiz okumuşuzdur. Atsız’ın bu eserde bahsettiği hareket, romantik bir hayal değildi, ileriye dönük bir plân idi. Bunun hâlâ gerçekleştirilemiyor olması üzücüdür. Türkçülerin belli bir yerde toplanarak Çanakkale’de savaşın geçtiği yerlere yürümesi, buraları gezmesi ve Atsız’ın dediği gibi vapurdan seyretmek yerine o gün orada askerlerimizin yaptığı gibi ya da ona en yakın olacak şekilde bulunulması ve aziz şehitlerimizin ruhlarının şad edilmesi hem mazimize karşı bir saygı duruşu olur hem de bu ciddi organizasyonun ulusal basın-yayına taşınması kuvvetle muhtemel olduğundan sesimizi duyurmak babında yararlı bir iş yapmış oluruz.

Bozkurtlar,

Türkçülerin kendini anlatmaktaki hedefi yalnızca halk kesimi değildir. Bizler kendimizi, fikriyatımızı, hedeflerimizi ve yöntemlerimizi aynı zamanda kutsal devletimize de hakkıyla anlatabilmeliyiz. Biz standarttan farklı bir hayat felsefesini savunuyoruz. Bunun avantajları kadar dezavantajları da vardır. Bu dezavantajlardan biri de marjinallik etiketinin üzerimize yapışma tehlikesidir. Buna karşı mücadele etmek oldukça önem taşımaktadır.

Türkçü felsefenin rejim ile hiçbir sorunu olmadığını hatta rejimin savunucusu olduğunu bütün Türklerin bilmesi gerekir. Bizler cumhuriyetçiyiz, çünkü kendi kendini yönetmek hakkının bu aziz millete pek yakıştığını düşünüyoruz. Laik görüşlüyüz, kişileri dinlerine göre ayırmayız. Devletimizin Atatürk ilke ve inkılâplarına dayanan temellerine sadakatle bağlıyız. Törenin, yani Türk hukukunun üstünlüğüne inanırız, kanunlara saygılıyız. Aynı zamanda hukukçu olan bir Türkçü olarak şunu da belirtmeliyim ki Türk devletinin ve milletinin yaşadığı sorunlar kanunlardan çok bunların yanlış yahut eksik işleyişinden kaynaklanmaktadır. Ancak kanunlar ve mevzuat içerisinde beğenmediğimiz hükümler olması gayet normaldir ve bir haktır. Şu kadar ki tüm vatandaşlar gibi Türkçüler de beğenmedikleri, eksik buldukları yasalara dahi riayet etmek mecburiyetindedirler. Kutlu davamızın bütün mücadelesi meşru yollardan ve yasal olarak yürüyecektir. Bizi bu anlayışımızın dışına çekmek isteyecek odaklara ve kişilere karşı kesin olarak direnilmelidir. Türkçüler kaldırım taşlarını söken, güvenlik güçlerine, polis panzerlerine saldıran, araçları devirip yakan anarşist taife ile aynı seviyeye, hatta seviyesizliğe asla inmeyecektir. İleri görüşlü ve aydın bir hareket olan Türkçülük varlığını her zaman bu esaslar üzerinde sürdürecektir. Esasında bir Türkçü kalem kullanmakta olduğu kadar silah kullanmakta da usta olmalıdır. Ancak sokakta kendi başına değil, Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin saflarında yasal ve kutsal askerlik görevini icra ederken… Velhasıl anlatmak istediğimiz hareketimizin marjinalleştirilmesine ve devlet karşıtı bir akım olarak gösterilmesine engel olmak ve devletimizin saygısını kazanmak gerekliliğidir.

Değerli katılımcılar,

Hareketimizin çarpıtılması ve insanlara yanlış anlatılması yalnızca marjinallik konusu ile sınırlı da değildir. Türkçülüğün esas aldığı unsurlardan laiklik bildiğimiz üzere, belli bir kesim tarafından bizlerin İslâm düşmanı olduğumuz yönünde propaganda malzemesi yapılmaktadır. Esasında biz ne İslâm’ın ne de başka bir dinin düşmanıyız. Biz dinleri tartışma konusu yapmayan, herkesin dinî inancına saygı besleyen, ancak dinin devlet işlerine karıştırılmasına ve insanları sömürmek ve uyuşturmak için bir malzeme olarak kullanılmasına şiddetle karşı çıkıyoruz. Mesele bundan ibarettir. Bu hususu da dikkatle öğretebilmeliyiz. Aleyhimize yürütülen bu tarz propagandalara karşı karşı-propaganda yürütmesini bilmeliyiz.

Türk Katunları, Türk Beğleri,

Beynelmilelci görüşlere karşı olan davamız, sosyalist teorilerden bazıları gibi demir perde ardına saklanarak kendi yağında kavrulmayı seçen görüşlere de karşıdır. Ufku geniş insanlara ihtiyaç olduğundan bahsetmiştik. Türk milletinin dünyaya açılabilmesi ve eskisi gibi dünya çapında bir güç haline gelmesi için öncelikle birlik olması gerektiği açıktır. Bu tespite dayanarak söyleyebiliriz ki Türklüğün gönüllü hizmetkârları olan Türkçüler de birlik olmak mecburiyetindedirler. Bu birlik yalnızca Türkiye Cumhuriyeti içerisindeki Türkçülerin birliği değil, bütün dünya Türkçüleri arasındaki bir birliktir. Bu amaca yönelik olarak Azerbaycan’daki, Türkmenistan’daki, Kazakistan’daki ve bütün Türk topraklarındaki irili ufaklı tüm Türkçü hareketlerle irtibat kurmalı ve karşılıklı güven ve işbirliği bağlarımızı güçlendirmeliyiz. Çünkü bu dava yalnızca bir devletin değil, bütün Türk milletinin var oluş ve yükselme davasıdır. Söz buraya gelmişken değinmek istediğim bir hususa gelmek istiyorum. Dış Türklerle ilişkilerimizin kurulması ve güçlendirilmesi aşamasında sıkça karşılaştığımız bir yanlış davranış ve anlayış biçimi var ki yarar yerine zarar getirmektedir. Bu yanlış anlayış biçimi, Türk denildiğinde Türkiye Cumhuriyeti’ndeki Türkleri esas alarak geri kalan Türklerin bize tâbî ve bizden aşağı görülmesidir. Türkçe denildiğinde esas Türkçe’nin Türkiye Türkçesi olarak görülmesi ve diğer lehçe ve şivelerin buna bağlı kabûl edilmesidir. Bu durum dış Türklerin bizden soğumasına kadar gidecek zararlara yol açmaktadır. Bildiğimiz şu hakikati kesin olarak kabûllendirmeliyiz ki Türk milleti Kırgız’ı, Kazak’ı, Hakas’ı, Oğuz’u ile bir bütündür. Aynı soyun bu evlâtları arasında astlık- üstlük, büyüklük-küçüklük farkı yoktur, yalnızca ayrılmaz bir kardeşlik bağı vardır. Türkçe adlı üstün vasıflara sahip dilimiz de Sibirya’nın doğusundan Balkanların batısına kadar sahip olduğu bütün lehçe ve şivelerle tek ve bütün hâlindeki bir dildir. Kurulmasını arzu ettiğimiz Türk Birliği diğer Türk devletlerinin Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğine girmesi olmadığı gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin başka bir devletin egemenliğine girmesi de değildir. Bütün Türk toplumlarının gönüllü ve kararlı bir biçimde tek çatı altında toplanmasıdır. Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nun zamanla Avrupa Birliği’ne dönüşmesi gibi… Türk Birliği’ne bu mantalite ile, Türkler arasında eşitlik mantalitesi ile yürümeliyiz ve bakmalıyız ki biraz önce sözünü ettiğimiz Dünya Türkçülerinin birliği sağlanabilsin ve bu birlik Türk Birliği’ne de öncülük etsin, etkin ve güçlü olsun.

Saygıdeğer dava arkadaşlarım, yoldaşlarım, ülküdaşlarım,

Karşılaştığımız zorluklar bizlerde ümitsizliğe neden olmamalıdır. Elde edeceğimiz zaferler ise bizi rehavete değil daha çok çalışmaya sevk etmelidir. Evvela inanacağız, sonra çalışacağız ve neticede kazanacağız! Geçmişteki zaferler, gelecektekilerin müjdecisi ve hazırlayıcısıdır. Türkçülüğün önderi Atsız Ata diyor ki “Bak uzaktan çalınıyor bir zafer marşı / Yürüyelim şu doğmakta olan yarına!” Ve bütün Türklerin önderi Büyük Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri buyuruyor ki “Zafer, zafer benimdir diyebilenindir!” Şimdi, biz bu hakikatlere iman etmiş kişiler olarak yolumuza emin adımlarla devam edeceğiz. İleri ve daha ileri!

Tanrı Türk’ü Korusun!


25 Şubat 2006