|
TÜRK'E KASTEDENLER: ANADOLULULAR, TÜRKİYELİLER, BİZANSLILAR... |
Türk kimliğine karşı
düşmanlığın ve Türk'e ihanetin artık bir sınırı yok!
Türklükten bihaber olan çevreler ile ülkede yaşayan gayri Türk
unsurlar, asli kurucu unsur olan Türkler'e yönelik saldırılarında
değişik yöntemlere başvuruyorlar. Bu yöntemler zamana ve duruma göre
değişebiliyor. Bildiğiniz
üzere zamanında "mozaiklik", "mozaik kültür" gibi saçmalıklar ortaya atılmıştı.
Bu kavramları ortaya atanlar, bugün Türk milletini, Türk kültürünü hiçe sayarak,
Türkiye sınırları içindeki hakim kültürün Anadolu'nun geçmişinden izler taşıyan,
birleştirme bir kültür olduğunu savunuyorlar. Bunlara göre; Türkiye, halklardan
oluşan karma bir yapıya sahip bir ülke... Bu iddialar doğrultusunda mozaikliğe
destek olarak "Anadolu halkları", "Anadoluluk" gibi saçmaları da eklediler.
Türkler'den önce Anadolu topraklarında yaşayan halkın, Türkler'in Anadolu'ya
gelişi ve topraklara hakim olması aşamasında Türkler ile kaynaştığını, bu
kaynaşmadan sonra Anadolu'da melez bir ırkın oluştuğu iddiasını savunuyorlar.
Anadolu'daki mevcut kültürün de Türkler tarafından benimsendiğini, dolayısıyla
Türkler'in daha önce çadırda yaşayan, at yetiştiren, kültürsüz bir millet
olduğunu iddia ediyorlar. Bu iddiaların yersiz, saçma ve tarihi gerçeklerle
uyuşmadığını biliyoruz. Türkler'in binlerce yıl öncesinden gelen, eski, köklü
bir kültüre sahip oldukları, bu yüksek kültürü Anadolu'ya da taşıdıkları
biliniyor. Anadolu'nun Türkler'in geldiği dönemde seyrek nüfuslu olduğunu, bu
nüfusun da Türkler'in gelişi ile birlikte kendiliğinden göç ettiğini, yine bu
dönemde Anadolu'nun yıkılmış, çökmüş bir durumda olduğunu, Anadolu'nun yeniden
imarının büyük ölçüde Türkler'e ait olduğunu biliyoruz. Özellikle ırki karışım
kesinlikle olmadığı gibi, Türkler tarafından Türk kültürü dışında yabancı bir
kültür de benimsenmemiştir.
Anadolu'yu Anadolu yapan Türkler'dir. Bunu yaparken de kimseden en ufak bir
destek, yardım görmemiştir. Bu gerçekleri görmezden gelen, reddeden anlayış
sahiplerinin üzerinde durduğumuz saçma iddiaları, Türk'e duyulan kin ve öfkeden
besleniyor. Bu gün bu iddialardan vazgeçmiş değiller. Bu iddiaları bulundukları
ortam ve mevkilerde dile getiriyor, Türkiye'nin etnik bir karmaşıklığa sahip
olduğunu söylüyorlar. Türkiye ile ilgili Batı kaynaklı bazı değerlendirme
yazılarında Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş aşamasında etnik karışıklığın
dikkate alınmamasının "ırkçı bir yaklaşımın" ürünü olduğu söylenebiliyor. "TÜRKiye"
isminin değiştirilmesi, Türk'ün sahip olduğu mevcut hakimiyetini diğer alt
unsurlarla paylaşması isteniyor. AB'nin son 'Türkiye Raporu'nda yeni azınlık
tanımlamaları yapılmasına dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu raporda özellikle
kürtlere, raporda geçen azınlıklara geniş haklar verilmesi isteniyordu.
Anlaşıldığı üzere Türkiye'de Türk milletinin kurucu, hakim unsur olması nasıl ki
ülkemizde birileri rahatsız oluyorsa, Avrupa'da da, Amerika'da da bundan hayli
rahatsız olanlar var. Türkiye ile ilgili raporlarda bu hususun sürekli yer
alması, rahatsızlığın boyutunu ortaya koyuyor.
Türkiye'nin sahip olduğu ulus-devlet anlayışı bir çok ülkeyi korkutan bir
durum.. Günümüzde ulus-devletler zaten büyük bir tehdit altındadır. Özellikle
küreselleşme propagandası, ulus-devletlere yönelik operasyonlar "ulus-devlet"
özelliğine sahip ülkeleri tehdit etmektedir. Küreselcilerin ülkemiz içindeki
uzantılarına göre, 'artık sınırlar kalkmıştır', 'milliyetlerin bir önemi
kalmamıştır'. Bunun gerçek dışı bir ifade olduğu ortadadır. Dünyadaki gelişmeler
bunun aksini ortaya koyuyor. Yine milliyet kavramına düşman olanların milli
kültürü reddederek "evrensel kültür"ü savunmalarını, "dünya vatandaşlığı"ndan
bahsetmelerini millete, milliliğe yapılan saldırılar içinde değerlendiriyoruz.
Milliyet kavramından uzak bir şekilde dini cemaat çevresinde yetişen bazı
kesimlerin önce "Anadoluluk" şimdi de "Türkiyelilik" gibi içi boş kavramlara
sarılmaları da, Türk kavramını içine sindiremeyenlerin hiç de azımsanmayacak bir
çoğunlukta olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle "Türkiyelilik" kavramının siyasi
erki elinde bulunduranlar tarafından sürekli gündeme taşınması, Başbakanlık
çıkışlı bir raporun Türklük kavramına saldırarak "Türkiyeliliği" ön plana
çıkarması, Türk milletinin geleceğinin tehdit altında olduğunu gösteriyor. Bütün
bu yapılanların ortak amacı şudur ki; Türklük kavramı sulandırılarak, gayri Türk
unsurların önü açılmak isteniyor.
Türklük dışında tanımlama arayışları içinde olanların yardımına son zamanda
Fransa Cumhurbaşkanı Chirac yetişti. Chirac, yaptığı bir konuşmada Türklerin
Avrupalı olmadığını söylemenin anlamsız olduğunu belirterek "Hepimiz Bizans'ın
çocuklarıyız" dedi. Daha sonra anladık ki, aramızda hayli bir Bizanslı varmış.
Bu tarih bilgilerden yoksun, cahilce açıklama, Türkiye'deki bazı kesimleri çok
mutlu etmişe benziyor. Özellikle medyadaki 'Karen Fogg çocukları' şimdi
neredeyse 'Bizans çocuğu' olmaktan onur duyduklarını yazacaklar.
Bütün bunlara Türkçüler olarak cevabımız şudur, siz ne söylerseniz söyleyin,
neyi savunursanız savunun.. Bizler; Yüce Türk soyunun evlatlarıyız. Türkiye de
Türklerin vatanıdır. Bu gerçeği değiştirmeye gücünüz yetmeyecek!
Salur Beğ
23 Kasım 2004