TÜRKİYE-ABD İLİŞKİSİNDE STRATEJİK ORTAKLIK


“...Amerikalılar yarınki düşmanlarımızdır.” Hüseyin Nihâl Atsız, 1941


Atsız Ata’nın bahsettiği o yarın çoktan geldi. Öngörü doğru çıktı. Bugün bazılarının ısrarla devam ettiğini savunduğu stratejik ortaklık öldü fakat bunu anlamamak için direnenler propagandalarına hâlâ devam etmekteler.

Soğuk savaş döneminde bilindiği üzere iki kutup vardı: Liberal-Kapitalist Batı ve Komünist-Kolektivist Doğu. Türkiye bu denklemde yerini Batı olarak belirlemişti. Basitçe sıralamak gerekirse;

1- Rusya’nın yayılma politikası ve müdahalesinin doğurduğu çekince
2- Komünizmin Türk devlet sistemini, Türkiye Cumhuriyeti’nin rejimini tehdit etmesi
3- Komünizmin baskıcı tutumu ve bu tutumun Türkiye dışındaki Türklere de yönelmesi.
4- Rusların, Türkiye’nin iyi anlaştığı ülkeler ile sorunlu olması ve bunun tersinin de geçerli bulunması.
5- Batı’nın zafere daha yakın olduğunun görülmesi.

gibi nedenler Türkiye’yi bu davranış biçimine itmişti. 2. Dünya Savaşı’nın ardından zaman geçtikçe Türkiye tarafsızlığını bozarak Batı’ya yaklaştı. Hiçbir şeye müdahil olmadan tarafsız kalmanın ülkeye bir fayda getirmediği aşikâr idi. Nitekim, 25 Haziran 1950’de başlayan Kore Savaşı Türkiye için safını belli etmek ve yerini sağlamlaştırmak imkânı yaratıyordu. Bu küçük coğrafyadaki savaş sınırlı bir dünya savaşı özelliği taşıyordu. Henüz ayakta olan iki kutup karşı karşıya gelmişti. Batı silâhları ile Doğu silâhları, Batı teknolojisi ile Doğu teknolojisi, Batı’nın gücü ile Doğu’nun gücü çarpıştı. Burada Türkiye istilâcı Kuzey Kore’ye karşı Güney Kore’yi destekleyerek ve hatta savaşa müdahil olup sıcak çatışmada etkin biçimde rol alarak artık Batı’dan yana olduğunu gösterdi. Harekât başarıldı ve Türkiye 1952 yılında NATO’ya girdi.

Batı ve Doğu arasındaki bu çekişmede “Doğu” terimini “Batı” terimi kadar rahat kullanmak kolay değil. Zira, doğu medeniyetine dahil olan Türk milleti, komünizme kapitalizme olduğundan çok daha uzaktı. Bu yüzden Türkiye’nin tercihinin garipsenmemesi gerektiğini belirtelim.

Türkiye’nin NATO’ya dahil olmasından 1990’lara kadar Türkiye Batı tarafından stratejik önemi büyük bir devletti. Çünkü SSCB’nin Akdeniz’e ulaşmasındaki en büyük engel ve Batı’nın Doğu’dan bulabileceği en sıkı müttefik idi. Bu, güvenliğini sağlamak açısından Türkiye’nin de işine geliyordu. Böylece “stratejik ortaklık” söz konusu oluyordu.

Sorun şurada ki biz buna fazlası ile alıştık. Siyasi şartların, dünyanın gidişatının her an değişebileceğini kabûllenemedik. Oysa SSCB’nin dağılışı her şeyi değiştirmişti. Yine birkaç madde hâlinde bu değişime bakalım:

1- “Batı” artık sadece “ABD” olarak anılabilirdi. 1990’lardan beri dünya siyasetinde ABD’nin etkinliği giderek artarken Avrupa ülkelerinin (İngiltere hariç) etkinliği azaldı. Avrupa, ABD’nin gerisinde kaldı.
2- Artık “ABD” diye özetleyeceğimiz Batı, rakipsiz kaldı. Hiçbir medeniyet ya da devlet rakibi olmadan “büyük” olarak kalamazdı, sıradanlaşırdı. Bu durum ABD’yi “Büyük Ortadoğu Projesi” gibi olgulara ağırlık vermeye yöneltti.
3- SSCB olmadığına göre “SSCB’ye karşı Türkiye’nin stratejik önemi” de olamazdı. Türkiye her zaman taşıdığı jeostratejik değeri taşımaya devam etti ancak artık bu değer ABD’nin menfaatleri ile tam olarak örtüşmüyordu.

Bu nedenlerden dolayı SSCB’nin çökmesi Türk-Amerikan stratejik ortaklığını sona erdirmiştir. Artık ABD’nin gözünde Türkiye bir an iyi, diğer bir an kötü olabilir. ABD’nin Türkiye konulu politikaları artık tamamen “güvenilmez” dir. Doğrusunu söylemek gerekirse, Türk devleti Türk Silâhlı Kuvvetleri gibi güçlü ve ürkütücü bir silâha sahip olmasa idi ABD için İran-Irak-Suriye üçlüsünden farklı olmayacaktı.

Bunu söylemekle bir “Metal Fırtına” senaryosundan bahsetmiyoruz. Bu senaryoların hizmet ettiği amacı “Fetullah’ın Metal Fırtınası ve Amerika’nın Anti-Amerikancıları” başlıklı makalemizde açıklamaya çalışmıştık. Ancak devletimizin ABD tarafından saldırıya uğraması ihtimalini ortadan kaldıran veya zayıflatan faktörlerin sayıca sınırlı olduğunu bilmekte yarar vardır. Bu faktörler, demokratik ve laik bir cumhuriyet olan Türkiye’ye saldırmak için bir bahane bulmanın ve dünya kamuoyunu buna razı etmenin güçlüğü ile Türk ordusunun sahip olduğu büyük güçtür. Coniler tarih okuyorlarsa çekinmelerinin başka nedenleri de olabilir. Zira, tarih göstermektedir ki Türk toprakları düşman askerleri için yaşama pek elverişli değildir.

ABD, Türkiye’yi bir ortak olarak değil, bir uşak olarak yanında istemektedir. Her zaman vermeye çalıştığı mesaj “Benim dediğimi yapmazsanız başınız ağrır.” tehdidini içermektedir. Bunun için Rusya’ya karşı da kullandığı “imaj zedeleme” stratejisini de kullanmaktadır. Lütfen, askerlerimizin başına çuval geçirilmesi (yazarken dahi kahroluyoruz) hadisesini “basit ve sıradan” gibi bir sıfatla nitelemeyiniz.

Türkiye ile ilişkilerini bir tarafa bıraksak bile genel olarak ABD’nin stratejisinin zararlarını görmezden gelemeyiz. ABD teorik olarak ırkçı değildir. Ancak ırka değil, devlete bağlı bir çeşit ırkçılık yürütmektedir. Toplum, millet ve bireye değil, devlete –hatta devletin yönetim kademesine- dayanan ve bu özelliği ile Türk ırkçılığından kesinlikle ayrılan bu garip ırkçılık düşüncesi ile ABD’nin tarihteki bir devlete benzediğini söyleyebiliriz ki bu devlet aslında biraz da Amerika’nın özendiği ve taklit etmeye çalıştığı bir devlettir: Roma İmparatorluğu!

Birçok stratejist ABD’nin ayakta kalabilmek için savaşa muhtaç olduğunu söylemektedir. Ancak, bazen çocuklaşabilen, duygusal hareket edebilen ABD’de bu ihtiyaç, muhtaç olma sınırlarının çok dışına çıkılmasına neden olabilmektedir. Artık Amerika siyonizmin tanımlamasındaki söylemlere yakın hareket ediyor. Açıkça söylemek gerekirse; “ABD kendi huzurunu dünyanın huzursuzluğunda aramaktadır.” Bu benzerlikte Yahudilerin parmağı olmadığını söylemek hayli zor olacaktır.

ABD’nin kısa süre içinde çökmesi beklenmiyor. Ancak er ya da geç bu olacaktır. Buna şimdiden hazırlanmak gerekir. Birden bire kimse ile kanlı bıçaklı olmaya gerek olmasa da ABD’nin stratejik ortak vs. olmadığını anlamalı ve bu devlete asla güvenmemeliyiz. İyice görebilmeli ve kavrayabilmeliyiz ki -kısa vadede mümkün gözükmese de- kahpe ihanetlerin yerini daha “onurlu düşmanlıklar” ın alabilmesi için dünyanın bir şeye ihtiyacı var: ABD’nin çöküşü!

Türk Şad


14 Eylül 2005