21. YÜZYILIN BAŞINDA TÜRKİYE VE TÜRK'E KARŞI KURULAN TUZAKLAR


Zor günlerden geçiyoruz. Dünya var olduğundan bu yana var olan, dünya tarihinin her aşamasında etkin bir yer, rol edinmiş, çağlar açmış, çağlar kapamış, dünyaya hükmetmiş bu yüce milletin bazı dönemlerde nadiren yaşadığı bunalımı, 21. yüzyılın başında bu çağın Türkler'i olarak Genç Türkiye Cumhuriyeti'nde iç-dış baskılarla beraber yaşamaya başladık. Türkiye, kuşatma altındadır. Türkler, kuşatma altındadır. Bu gerçeği hepimizin kabullenmesi lazım..

İçte ve dışta bizleri, ülkemizi yakından ilgilendiren tehlikeli gelişmeler var. Bu tehlikeli ve önemli gelişmeleri pek ayrıntıya girmeden aktarmaya çalışacağım.

KIBRIS:

Kıbrıs'ta tehlikeli bir süreç yaşadık. Türkiye'yi yakından ilgilendiren bu konu geçici olarak rafa kaldırılmış gibi gözükse de mevcut tehlike henüz geçmemiştir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, diğer devletlerce müstakil bir devlet olarak kesinlikle tanınmalıdır. Aksi takdirde, Rum kesiminin AB içinde kabul edilemez bir şekilde Kıbrıs'ın tamamını temsil etmeye çalışması, AB'nin Kıbrıs'ta taraf olması, hatta söz sahibi olması Türkiye'nin Akdeniz güvenliğini tehlikeye düşürür.

EGE:

Akdeniz'de hal böyleyken, Ege'de durum nedir? Ege'de yıllardır Yunanistan'la 12 mil sorunumuz var. Çoğu zaman gerginliğe sebep olan bu mesele, günümüzde Türkiye aleyhine neticelendirilmeye çalışılıyor. Hatta bazı iddialara göre; 9 mil Türkiye tarafından resmi olmasa da kabul edilmiş durumda.. Yani, Ege güvenliğimiz de tehlikede...

KAFKASLAR:

Kafkaslar'da da önemli gelişmeler var. 'Kadife Devrim' adıyla basınımıza yansıyan bir olayla Gürcistan'da ABD yanlısı, Ermeni kökenli Saakaşvili'nin başa geçmesi, bu gelişmenin yansıması olarak Acar lider Abaşidze'nin yaşanan gerginlikten sonra Rusya'ya sığınması, Türkiye'nin Kafkaslar'daki etkinliğini azaltmıştır. Bütün bunlar olurken Türkiye suskunluğu tercih etmiş, olaylara seyirci kalmıştır. Bölgede bazı ülkelerin etkinliği, gücü artarken Türkiye'nin Gürcistan üzerinden Kafkaslar'a uzanan eli kesildiği gibi, Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattının varlığı da tehlikeye düşmüştür. Türkiye, Acaristan Özerk Cumhuriyeti'yle ilgili gelişmeler de Kars Antlaşması ile elde ettiği hakları, yani garantör devlet olduğunu bile hatırlatamamıştır. BU hususu kullanamamıştır.

TÜRKİYE-AZERBAYCAN İLŞKİLERİ VE ERMENİ MESELESİ:

Türkiye'nin Kafkaslar'daki etkinliğinin devamı, Azerbaycan ile olan ilişkilere bağlıdır. İki Türk devletinin ortak bir düşmanı vardır; o da Ermenistan..

Azerbaycan'ın toprakları, Ermeni işgali altındadır. Karabağ Sorunu, Azerbaycan'ın iç sorunu olarak değerlendirilemez. Karabağ Sorunu, Türk Dünyası'nın bir sorunudur. Bu haksızlığın giderilmesi için Azerbaycan'a yardımcı olunmalıdır.

Ermenistan, yıllardır Türkiye'ye takındığı hasmane tutumu değiştirmemiş, sözde soykırım iddiaları ile Türkiye'yi dış siyasette sıkıştırmaya çalışmaktadır. Tarihi gerçeklere dayanmayan bu boş iddia, kabul edilmesi için sürekli Türkiye'nin önüne konmakta, beraberinde bazı baskıları getirmektedir. Misal; Türkiye'nin Türk-Ermeni sınır kapısını açması istenmektedir. Azerbaycanlı Türk vekillerin, AKPM`nin toplantısında kendi çıkarlarını düşünerek (Karabağ) toplantıya katılmamaları neticesinde istenmeyen bir sonuç çıkmış, basında Türk-Ermeni sınır kapısının açılması yönünde kampanyalar başlatılmıştı. Bu olayda zararla oturmak istemiyorsak, sınır kapısının bugünkü durumunun devamını sağlamalıyız. Ermeni iddiaları ve düşmanlığı ile mücadelede ve Kafkaslar'daki etkinliğin devamında Azerbaycan'ın dostluğu önemlidir. Ortak hareket etmeli, olaylara ortak tepki göstermeliyiz. Bakü- Ceyhan- Yumurtalık petrol boru hattının da açılacak olması Türkiye için çok önemlidir. Tüm Türk Cumhuriyetleri ile ilişkilerin sağlıklı bir temele oturtulması şarttır. Türkiye'nin geleceği ordadır.

AVRASYACILIK:

Son günlerde AB'ye alternatif olarak gösterilen ve bazı kesimlerce savunulan Avrasyacılık fikri gündemde.. Avrasyacılık fikrini savunan kesimlerin kullandığı ifadeler şu şekilde: " Batı emperyalizmine karşı Avrasya Birliği içinde yer alınmalıdır." Peki, Rus emperyalizmini, Çin emperyalizmini görmezden mi geleceğiz? Olumsuzlukları görmezden gelip, böyle bir işe soyunmak yağmurdan kaçarken doluya tutulmak gibi olacaktır. Zira, böyle bir birliktelikte Türkiye'ye biçilen rol ne olacaktır? Başrol mü, figüranlık mı? Doğal olarak, menfaatlerini düşünen bu devletler Türkiye'ye figüranlık rolü verecektir.

Rus Avrasyacılığı, özellikle SSCB'nin dağılması, komünizmin çökmesi neticesinde doğan fikir boşluğunu doldurma ve eski geniş sınırlara ulaşma duygusundan, hayalinden beslenen bir fikirdir. Ayrıca, Rusya; rakibi ABD'nin Afganistan'a, Irak'a, Gürcistan'a yerleşmesinden dolayı soğuk terler dökmektedir. Yani son günlerde sıkça dile getirilen Avrasya birliğine ihtiyacı vardır.

Çin de aynı durumdadır. Yakaladığı büyüme hızı ile Çin'in enerji ihtiyacı giderek artmaktadır. Bu enerji ihtiyacını ya İslam devletlerinden ya da Orta Asya'dan karşılayacaktır. Büyüme hızının devamını, enerji ihtiyacının karşılanmasını doğal olarak isteyecektir. Yani Çin de köşeye sıkışmış durumda..

Bu kadar beklenti ve yaşanılan olumsuz gelişmeler varken birliktelik yolunda önemli adım atamayan Rusya ve Çin, bundan sonra ne gibi gelişme olacak da aynı birlik içinde aktif bir şekilde yer alacaklar. Önemli gelişme, ABD'nin Afganistan'a gelmesi, bölgeye yerleşmesi değil midir? Bu önemli gelişme bile Rus-Çin husumetini yok edememiştir. Bu iki ülke arasında fikir nüansı ve menfaat çatışmasından kaynaklanan, tarihi geçmişi olan örtülü bir husumet vardır. Yani, birliktelik yoktur. Bu noktada Türkiye, ne yapacaktır? Kimse, Türk insanını aldatmasın!

Emperyalizme karşı olmak lazımdır, ama her türlüsüne.. Batı emperyalizmini reddedip, Doğu emperyalizmini üstü kapalı savunmak ayıptır. Hala esaret altında olan, bu ülkelerin idaresinde yaşayan 'Türkler' bulunmaktadır. Bu Türk soydaşlarımızın hakkının teslimi konusundaki mücadelemizden vazgeçmek, geçmişin acı hatıralarına sünger çekmek mümkün değildir.

Türkiye, Avrasya birliği düşüncesiyle oluşan havayı denge siyasetinde kullanabilir. Lakin, Türkiye'nin yürüyeceği yol; ne Rus-Çin yolu, ne ABD, ne AB yolu olmalıdır. Türkiye, geleceğini düşünmeli, onurlu bir şekilde kendi istikametinde Türk Yolu'nda yürümelidir. Türkiye'nin geleceği, Türk Cumhuriyetleri ile ilişkilerinin devamına ve ilişkilerin geliştirilmesine bağlıdır.

TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ:

ABD ve AB ilişkilerimiz ortada.. İlişkilerin ve iyi niyetin karşılıklı olması gerekirken tek taraflı olduğunu görüyoruz. Kırk küsur yıllık AB maceramız nihayete ermediği gibi, bu süreçte onurumuz ayaklar altına alınmış, bu hayal yolundaki çabaların iç siyasete tehlikeli yansımaları olmuştur. AB'ye üyelik meselesinin milli politika olarak benimsenmesi, bu yolda Büyük Önder Atatürk'ün kullanılması üzüntü vericidir. Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın 6 Mart 1922 tarihinde T.B.M.M.'de yaptığı konuşma çok manidardır. Başbuğ diyor ki;

"Efendiler! Bir şeyin zarârıyla, bir şeyin imhâsıyla yükselen şeyler, bittabi; o şeyden zarâra uğrayanı alçaltır. Hakîkaten Avrupa'nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenîleşmesine karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vâdîsine yuvarlana durmuştur. Artık vazîyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa'dan nasîhat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Halbuki hangi istiklâl vardır ki ecnebîlerin nasîhatleriyle, ecnebîlerin planlarıyla yükselebilsin? Târih, böyle bir hâdiseyi kaydetmemiştir!"

Başbuğ Atatürk, Batı'cı değil, medeniyetçidir. Muassır medeniyet seviyesini işaret etmiştir, hatta 'bu seviyeyi aşın' demiştir. Avrupa; Atatürk'ün fikirlerinin dinamikliğinden, Türkiye'deki Türkler'in büyük çoğunluğu tarafından tam manasıyla benimsemesinden rahatsızdır. Bu rahatsızlığını zaman zaman dile getirmekte, Atatürk'ün fikirlerinden vazgeçmemizi istemektedirler. Bunun yanında, sağlam Atatürkçü, milliyetçi yapısıyla, disiplini, cesareti ve gücüyle dikkat çeken Türk Silahlı Kuvvetleri, satın alınan bazı kalemler ve desteklenen bazı kesimler vasıtasıyla yıpratılmaya çalışılmaktadır. Ordumuza karşı sistemli bir yıpratma kampanyası yürütülmektedir. Çünkü, Türk Silahlı Kuvvetleri, Avrupa için zayıflatılması gereken bir Türk direniş merkezidir. Türk Silahlı Kuvvetleri, AB ülkeleri tarafından beslenen bölücü-irticai terörist unsurlara pabuç bırakmamış, başarılı bir mücadele yürütmüştür. Hala da bu başarılı mücadelesini devam ettirmektedir.

Aralık 2004'te AB tarafından Türkiye'ye görüşme tarihi verilip verilmeyeceği kesinleşecek. Bu dönemde içi boş, geleceği olmayan bir görüşme tarihi verilebiir. Zira, Türk hükümetinin başında Avrupa'nın arayıp da bulamayacağı, her konuya kendi aklıyla sözde çözüm getirmeye çalışan bir başbakan, bütün milli konulara 'çözümsüzlük, çözüm değildir' şeklinde masal tekerlemesi gibi bir siyaset parolasıyla yaklaşan gayrımilli bir hükümet var. Avrupa, bu hükümetin boş hayallerinden yararlanarak Türkiye için tehlikeli, kendisi için çok önemli bazı kazanımlar elde etmiştir. Bu kazanımların devamını istemektedirler. Onun için hükümet krizi yaratacak olumsuz bir gelişmeye imza atmayacaklardır. Ama, tam üyelik de vermeyeceklerdir.

Avrupa'nın kazanımları ne olmuştur? Uyum yasaları, ikiz yasalar gibi yasalarla Türkiye'nin üniter yapısı sarsılmış, dil birliği bozulmuş, Türk egemenliği zayıflatılmış, milli kurumlar baskı altına alınmıştır. Heybeliada Ruhban Okulu açılacaktır. Devlet eliyle etnik unsurların edebi özelliği olmayan dilleri ile yayın yapılmaktadır. Terör örgütü mensubu oldukları, örgüte yardım ve yataklık ettikleri delillerle sabit görülen bazı eski vekiller serbest bırakılmıştır. Teröristbaşının salıverilmesi fikri tartışmaya açılmıştır. İrticai-bölücü terör hız kazanmış, devlette irticai-bölücü kadrolaşma artmıştır. Yabancıların ve azınlık dini-cemaat oluşumların istedikleri yerden toprak satın almalarının yolu açılmış, misyonerlik faaliyetleri ciddi bir tehlike haline dönüşmüştür. Ne yazık ki, dün kanımızla-canımızla savaşarak reddettiğimiz Sevr'i, bugün kendi elimizle çıkardığımız yasalarla kabul ediyoruz.

TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİ ve IRAK:

Türkiye'nin ulus devlet yapısı bozulmak, Türkiye federasyonlaştırılmak istenmektedir. Karşımızda yine kürt tehdidi ve ihaneti vardır. kürtler, AB-ABD-İsrail tarafından desteklenmekte ve şımartılmaktadır. Bu sebeple istekleri hiç bir zaman son bulmayacaktır. Özellikle ABD'yi, İsrail'i arkasına alan kürtler, bugün Irak'ta kukla bir devletin temelini atmışlardır. ABD'nin; Türkiye'nin hassasiyetlerine saygı duymaması, soğuk savaş döneminden sonra sürekli Türkiye ile menfaatlerinin çatışması, çuval geçirme saygısızlığı ABD ile Türkiye'nin ilişkilerinin yeniden gözden geçirilmesi meselesini gündeme getirmektedir. İlişkiler gözden geçirilip, yeni durumlara göre biçimlendirilmelidir. Zira, soğuk savaş bitmiş, müttefiklik bozulmuştur. Türkiye, Genişletilmiş Ortadoğu Projesi'nde kullanılmak istenmektedir. Bunun için güçlü bir Türkiye ABD'nin menfaatine aykırıdır. ABD, Lozan'ı tanımamıştır. Sınırlarımızı tanımayan bir devletin, AB'nin de Türkiye raporlarına geçen Güneydoğu'ya bakış açışı Türkiye'nin aleyhine olabilir. kürtlerin Irak'ta Türk topraklarının işgaline göz yuman, 'güney kürdistan' tabelalarına ses çıkarmayan bir ABD, bize ister istemez bunu düşündürüyor.

Irak'ta Türkmenler'in durumu; tamamen yalnız bırakma, kadere terk etme ile açıklanabilir. Kerkük Türkmenleri'ne yönelik sistemli bir sindirme ve yok etme politikası yürütülmektedir. Toprakları kürtler tarafından işgal edilmekte, hakları yine kürtler tarafından gasp edilmektedir. Bu sindirme- yok etme politikalarına, Türkmen liderlerine yönelik suikastlere, cinayetlere, bu işgale Türk hükümeti tepki vermemektedir. kürt grupları ile yapılan ya da yapılacak olan üç kuruşluk ticaret için Türkmenler'in hakları savunulmadığı gibi, devletleşme sürecine giren kürtlere ılımlı mesajlar verilmeye başlanmıştır. Ancak, şımartılan kürtler, Türkiye'ye yönelik zavallı açıklamalarına devam etmektedirler. Bunlar, kırmızı pasaportların, kırmızı halıların karşılığıdır. Türkiye, kendisine 'güney kürdistan' diyen bir oluşumu şartlı da olsa tanırsa yazık olur. Öncelikle bunun kendi bütünlüğünü bozacak yansımalarının olacağını bilmelidir. Türkiye; bu durumu, aynı dertten muzdarip komşu devletlerle görüşmelidir. kürtlere her konuda destek veren İsrail'e sert bir cevap verilmelidir. Irak'ın kuzeyindeki faaliyetleri durdurulmaya çalışılmalıdır.

***

Gidişat iyi değil.. Tehdit ve tehlikeleri önceden görmek, ona göre tavır koymak çok önemli.. 21. yüzyılın başında Türkiye, kendisine yönelik tehditlerle boğuşuyor. Türkçüler olarak, yine de bütün zorlukları aşacağımıza, 21. yüzyılın Türk Yüzyılı olacağına inancımız tamdır. Çünkü, milletimize ve ordumuza güveniyoruz.

Tanrı Türk'ü Korusun.

Salur Beğ

22 Haziran 2004