TÜRKMEN'İN ADI YOK, BU HÜKÜMETİN TADI YOK!


Irak'ta aylardır sistemli bir şekilde Türkler'i yok etmeye yönelik eylemler yapılıyordu. Türkiye'nin Türkmenler'e yönelik herhangi bir saldırıya sessiz kalmayacağını, bunu "kırmızı çizgi" olarak gördüğünü açıklamasına rağmen, bu saldırıların ardı arkası kesilmedi.. Öldürülenler Türkmen liderleriydi, Türk bağımsızlık ruhunu alevlendirebilecek, teşkilatçı Türkler bir bir suikastlere kurban gittiler.. Türk Hükümeti sustu..

Türk şehri olan Kerkük bütün tarihi gerçekler reddedilerek kürt şehri ilan ediliyor, ABD desteği ile kürt işgaline maruz kalıyordu.. Kerkük'ün demografik yapısı kürtler lehine değiştiriliyor. Bu faaliyetlere ABD de ve onun kuklası Irak Geçici Yönetimi de seyirci kalıyordu. Bütün bunlara rağmen, Türk hükümetinin değerli(!) yetkilileri sustu... Bir de üstüne üstlük her fırsatta Türkiye aleyhine konuşan Türk düşmanı şalvarlıları kırmızı halılarla karşılayarak, el üstünde tuttular. Olaylar gösterdi ki, belirlenen kırmızı çizgiler hükümet eliyle pembeleştirilmiş, hatta mora dönmüş ve silinmişti.

Türkler'in acısı Irak'ta hiç dinmedi. Irak'ta ölenler, soykırıma maruz kalanlar, en çok eziyet çekenler hep Türkler olmuştu. Türkler'e yönelik yapılan 1924'teki Levi Katliamı'nı, 1946'daki Gavurdağı Katliamı'nı, 14 Temmuz 1959'daki Kerkük Katliamı'nı, Irak Türkleri'nin liderleri Doç. Dr. Necdet Koçak, Kardaşlık Ocağı Başkanı Emekli Albay Abdullah Abdurrahman, araştırmacı-yazar Dr. Rıza Demirci ve Türk işadamı Adil Şerif'in 16 Ocak 1980'de idam edilmelerini, 18 Mart 1991'deki Tuzhurmatu Katliamı'nı, 28 Mart 1991'deki Altunköprü Katliamı'nı unutmak ne mümkün..

Şimdi de kürt-amerikan ortaklığı ile gerçekleştirilen "Telafer Katliamı" sahnededir. Musul'un Güneybatısında bulunan 450 Bin nüfuslu Türk şehri, havadan ABD uçakları tarafından ağır bombardımana maruz kalarak yaşanmaz hale geldi. 100'den fazla ölü ve yaralı var. Türkmenler, cenazelerini bile sokaklardan alamıyor. Telafer’den 50 bin Türkmen göç etmek zorunda kaldı. Kente insani yardımların girmesine bile engel olunuyor. Katliamın daha ne zamana kadar süreceği ise belli değil.. ABD uçaklarının Tel Afer'i bombalaması, tank ve top ateşine tutmasının gerekçesi olarak güneydeki direnişe katılanlardan bazılarının bu kente kaçması ileri sürülüyor. Ancak, Türkmen liderlerin Tel Afer'den verdikleri bilgiler çok daha farklı...

Türkmen sözcüler, operasyonun asıl hedefinin, Türkmenler'den oluşan Telafer'de de baskıyla kontrolü ele geçirmek olduğunu vurguluyorlar. 1.5 yıldır ABD güçleriyle çatışmayan, önemli bir sorun yaşanmayan Telafer'in kürtlerin giremediği bir kent olduğu, bu nedenle son operasyonla bu Türkmen kentine girmelerinin sağlandığına dikkat çekiyorlar. Operasyonla kuzeyde tek otorite olarak kürt barzani - talabani yönetiminin hakim kılınmaya çalışıldığı, bu nedenle Kerkük'te olduğu gibi Türkmenlerin ağırlıklı olduğu yerleşim yerlerinde silahlı baskı uygulandığı kaydediliyor. Türkmenlerin de kayıtsız şartsız kürt barzani - talabani yönetimine girmelerinin istendiğine işaret ediliyor. şalvarlı kürt barzani'nin "Kerkük için savaşırız" sözlerinin, bu tür baskınların artacağının, silahla sindirme yönteminin daha sık kullanılacağının habercisi olduğunu vurgulayan Türkmen liderlere göre kürt barzani ve talabani, ABD güçlerinin desteğiyle bölgenin tek hakimi konumuna gelmeyi ve devletleşme sürecini güçlendirmeyi planlıyorlar. Türkmen nüfusu sindirmeyi, dağıtmayı hedefleyen bu operasyonların sonunda, Kerkük dahil önemli kentlerin demografik yapısının değiştirilmesi amaçlanıyor.

Türk hükümeti ne ile meşgul? Cevap; Ankara'da kırmızı halılarla karşıladıkları şalvarlılarla ticaret yapıyor olmaktan fazlasıyla memnunlar. Meclis içinde Türkiye'ye kafa tutan bizzat bu şalvarlılarla ticaret içinde olan milletvekilleri var. Ayrıca AB yolunda, ABD emrinde olmaktan memnunlar ve kendilerini Türk olarak görmüyorlar.. Bütün bu sebeplerden dolayı yaşanan bu katliama yönelik sert mesaj veremiyor, susuyorlar. Hatırlarsanız eğer, başbakan açıklamıştı bunun bir sebebini; nota, müzik notası değildi.. Peki ya Türkmen ne olacak? Hükümetin takındığı tavır kendisi için menfaatçi bir tavır, Türk dış politikası için ise ürkek bir tavırdır. Zaten, Dışişleri Bakanı Gül bundan bir kaç ay önce “Türkmenler'i” Irak’ın etnik unsurlarından ancak biri saydıklarını yani fazla önemsemediklerini ima etmişti. O günden bu yana AKP hükümetinin Irak’ta yeni idare kurulurken, Türkmenler konusunda hiçbir girişimde bulunmamış olmaları, bu tutumun bir kanıtı... Fakat daha önemlisi -rivayete göre- Abdullah Gül, uzmanlara Washington’da, kürtlerin haklarına karşı olmadıklarını, zaten Kuzey Irak’ta “de facto” fiilen bir kürt devleti bulunduğunu söylemiş ve Kerkük’ün kürtlere bırakılmasına tepki gösterilmeyeceğini de ifade etmişti. Bugün böyle düşünen bir hükümetten tepki beklemek saflık olur herhalde..

Malum hükümet başa gelmeden önce Türkiye'nin Irak politikası ise -Özal'a rağmen- şöyleydi;

1. Irak'ın kuzeyinde bir kürt devleti kurulmasına izin verilmeyecek.

2. PKK’nın yuvalanmasına engel olunacak.

3. Türkmenler'in hakkı-hukuku korunacak.

4. Bu üç hedefe ulaşabilmek için Irak'ın kuzeyinde gereken noktalarda yeteri kadar Türk askeri bulundurulacak.

Tayyip Erdoğan'la birlikte Türkiye'nin Irak politikasının büyük ölçüde değiştiğini, dış politikada ürkekliğin ve suskunluğun hakim olduğunu görüyoruz. Belirtilen Irak politikasında hayata geçirilen sadece 4. madde.. Yaşanan olumsuzluklara rağmen bölgede ABD'nin ve kürtlerin tek çekindiği güç Türk Silahlı Kuvvetleri... Türkiye’nin gizli faaliyetleri ve Türkmenler'le olan ilişkiler hakkında sağlıklı bilgiye ulaşamayan ABD, bölgedeki askeri unsurların faaliyetlerinin kısıtlanmasından yana... ABD, ilişkilerin askerler yerine Dışişleri Bakanlığı’nın bölgeye göndereceği yetkililere verilmesini istiyor. Bu son olayda da Türkler, TSK'ya kurtarıcı gözüyle bakıyorlar.

Telafer Katliamı göstermiştir ki Türkiye, ABD ile olan ilişkilerini tekrar gözden geçirmelidir. Milletçe kendi kendimizi avutmak, uyutmak için kullandığımız malum bir müttefiklik konusu var. Böyle müttefiklik olmaz. Bu düpedüz düşmanlık.. Ne zaman bunun idrakine varacağız? Bir devlet, size zarar veren oluşumları hem maddi hem de manevi olarak destekleyecek, size ezdirmeyecek, koruyacak, size karşı koz olarak kullanacak, çıkarlarınızı, hassasiyetlerinizi tanımayacak ve siz de bu devletle müttefik olduğunuza inanacaksınız. Telafer'deki ABD saldırısının hiçbir gerekçesi yoktur. Tek görünen gerekçe Türk'ün istenmemesidir. Türk, Irak'ta istenmiyor.

Bu nasıl müttefiklik? Türkiye'nin Irak'ta eli kolu kesiliyor, Türkler'e yönelik katliam yapılıyor. Türk askerlerinin başına çuval geçiriliyor. pkk'lı teröristlerle eylem planları üzerine karşılıklı görüşmeler yapılıyor. Kandilli'de 5 bin kürt terörist besleniyor. kürtlerin şımarıklıklarına ses çıkarılmıyor, devletleşme süreçleri destekleniyor. Bu listeyi geçmişi de hesaba katarak uzatmak mümkün.. Kısacası bu nasıl bir müttefiklik ise biz anlamış değiliz.

Tanrı Türk'ü Korusun!

Salur Beğ

12 Eylül 2004